İyi Kitap

İçimizdeki tahterevalli: bir ayıcık, bir farecik

İçimizdeki tahterevalli: bir ayıcık, bir farecik

Pelin ÖZER

Gabrielle Vincent, büyükleri de tıpkı çocuklar gibi avucunun içine alabilmeyi başarabilen, ayrıcalıklı yazar-çizerlerden. Onlar şanslıdır; hokus pokusun şifresini parmaklarında taşırlar ve her yalın cümlede, çocukluğun o az sözcüklü geniş dünyasındaki cevheri mekânımıza yayarlar.

Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan ve beş kitabı da bir solukta okunan Ayıcık ile Farecik’in Maceraları dizisi, Füsun Önen Pinard’ın çevirisiyle taze taze raflarda. Ben Nereden Geldim sorusuyla başlıyor maceralar serisi; Ormandaki Kulübe, Bebecik Kayboldu, Amerika’dan Gelen Teyzecik, Yağmur Yağmıyormuş Oyunu ile sürüyor ve Yılbaşı Ağacı ile tamamlanıyor. Yazıldığı günden bu yana pek çok yabancı dile çevrilen ve otuz yıldır güncelliğinden hiçbir şey yitirmeden küçük okurları kendine bağlayan bu karakterleri sevmemek mümkün değil.

Ayıcık ile Farecik’in gözünden baktığımızda hayat nasıl da mucizevi! O ikisi gibiyiz her birimiz; gözden kaçacak kadar küçüldüğümüz de olur, bir mekânı kaplayacak kadar devleştiğimiz de. Ne yapacağını bilmez halde, şaşkın, çocuklaştığımız zamanlarda, boyumuzu aşan kararlar vermişizdir de, herkesin bizi güçlü sandığı zamanlarda cüssemizi yanıltacak denli çaresiz kalıp büzülmüşüzdür beceriksizce. İçimizde hep bir tahterevalli; bir farecik bir ayıcık, bir ayıcık bir farecik.
Hepsi de biz. İşte belki de böyle bir tahterevallinin üzerinden uçarak ve yere çakılarak okunduğunda, pek çoklarımız için daha da bir anlamını bulacak bu harika seri.

Okura, çağın hâkim mantığına tezat bir iyilik senfonisi sunmuş Gabrielle Vincent; paylaşmayı yücelten, şefkati ayaklandıran, imkânsızı arayıp bulduran bir ütopyalar kavşağı. Üstelik bunu, yaşadığımız sokağa çok yakın oldukları duygusuyla soframıza oturttuğu sevimli-kuyruklu kahramanlarıyla yaratıyor. Öyle ki bir
Ayıcık ile bir Farecik’in dostluğundan daha doğal bir masal olamazmış gibi benimsiyoruz onları.

Onların yanında onlardan biriyizdir artık, kimi zaman korunmaya muhtaç bir çocuk, kimi zaman bitmez tükenmez soruları sabırla yanıtlayan sevecen bir ebeveyn. Ayıcık’ın hasta Farecik’i bulduğu o çöp kutusunun içinde açarız biz de gözlerimizi ve bizi sevgiyle koynunda uyutan bir sevecen babanın (hem de annedir aynı zamanda) soluğunun ritmiyle huzurlu uykulara dalarız. Uyandığımızda, kendi sürprizlerimizin yaratıcısı olmuşuzdur ansızın. İşte masalın gücü! Hasta Farecik’i bir çöp tenekesinde bulup iyileştiren, onu evlat edinen Ayıcık bizdik bir zamanlar; onu minicik bir biberonla besleyen, resimlerini çizen, ona küçük bir hamak yapan ve akşamları yorgun düşse de Farecik’le uyumaktan mutluluk duyan… Ve aynı zamanda Farecik’tik geçmişte; yağmurda piknik yapabilmek için Yağmur Yağmıyormuş Oyunu’nu icat eden; ormanda Ayıcık’la birlikte uğraşıp yaptıkları kulübeye yerleşen evsize önce sinirlenip, sonra onu en güzel yemeklerle
besleyen ve Ayıcık üzülmesin diye ona muzip sürprizler hazırlayan…

Vincent’ın ustalıklı illüstrasyonlarında sürükleyici-sinematografik bir hareket, düşseli gerçeğe bağlamakta sabırlı bir işçiliğe eşlik eden keskin bir duyu şaşmazlığı izleniyor. Bitmesi hüzün yaratacak bir filmi andırdığından, sayfaları yıllarca çevrileceğinin bilinciyle hafifliyor ellerde. Rüzgârın esişiyle şarabın dökülüşü, mutfakta pişen yemeğin buharıyla çiçeklerin kokusu, anlatılan hikâyenin derinliğine kendiliğinden katılıyor; öyle ki az sonra hiç teklifsiz, sakalını tarayan Ayıcık’ın şarkısına eşlik edecektir okur; bir anda, heyecanlı Farecik’in sızlanmalarına kendi yöntemlerini kullanarak son verecektir.

Gabrielle Vincent, büyükleri de tıpkı çocuklar gibi avucunun içine alabilmeyi başarabilen, ayrıcalıklı çocuk yazar-çizerlerinden. Onlar şanslıdır: Hatırlanamayacak kadar uzaktaki o en mutlu çocukluk zamanının nabzını bugün gibi ellerinde tutmakta, saf ruha odaklanmakta ustalaştıklarından; zihinlerinden mazi, yaşlılık, imkânsız, gerçekdışı kavramlarını sildiklerinden; hep taze, hep sürprizlere açık bir hayat yaşarlar. İyi çocuk kitabı yazarları ayrı bir dünyadan seslenir gibidir; her biri mucize jonglörü olmalı. Hokus pokusun şifresini parmaklarının ucunda taşırlar ve incelikle bir araya getirdikleri her yalın cümlede, çocukluğun o az sözcüklü geniş dünyasındaki cevheri mekânımıza yayarlar.

Bir çocuğu, onun gözlerini ödünç alarak büyüten her yetişkin, aynı zamanda düşleri büyütmektedir. İyi eğitim, “Artık büyüdüm,” demeyecek çocuklar yetiştirmek olmalı. Serinin orijinalindeki “Ernest ile Célestine”in çeviri marifetiyle “Ayıcık ile Farecik”e dönüşmesi bir zenginlik olarak çıkıyor karşımıza. Bu noktada, çocuklarıyla arasındaki mesafe açılmış büyüklerin Ayıcık’tan alacak dersleri olabilir. Ayıcık ile Farecik’in Maceraları, dev cüsseyle “cık” ekini birleştirirken, böylesine hayati bir sırrı çok güzel açık etmiş oluyor.

Ayıcık ile Farecik’in Maceraları
Yağmur Yağmıyormuş Oyunu
Gabrielle Vincent
Çeviren: Füsun Önen Pinard
Yapı Kredi Yayınları / 28 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz