İyi Kitap

Soru sormak, bilgelik ve güzellik üstüne

Soru sormak, bilgelik ve güzellik üstüne

Emine AYHAN

Sanat ne işe yarar? Ölümü alt etmeye mi, gerçekliği unutturmaya mı, yoksa onu güzelleştirmeye mi? Peki ya bilgi ne işe yarar? Sadece meslek edinmeye veya bilgili olma vasfına erişmeye mi? Oscar Brenifier’nin Güzellik ve Sanat Nedir ile Bilgi Nedir adlı kitapları sizi bu sorular üzerine düşünmeye çağırıyor.

Konuşurken kendisini ilgiyle dinleten, bilgisini iyi bir belagatle sergileyebilen, sorulan soruların hemen hepsine net cevaplar verebilen kişilerin bilge, en azından bilgili kişiler olduğunu düşünürüz sıklıkla. Daha doğrusu, bilgeliği, susmaktan çok konuşmayla ve soru sormaktan çok cevap vermeyle özdeşleştirme eğilimindeyizdir genelde. Ders boyunca hiç susmadan konuşup, öğrencilerden sadece sorduğu sorulara doğru cevaplar vermesini bekleyen, vermeyince sinirlenen
öğretmenler ve kürsülerin gerisinden başparmaklarını sallayarak, her şeyi biliyormuşçasına sektirmeden konuşan politikacılar, uzmanlar, yöneticiler ve her türden meslek erbabı ideal bilge tanımımıza pek uymadığına göre, bilgelik ile konuşma veya cevap verme arasında böyle zorunlu bir bağ olmadığı açıktır öyleyse. Gelgelelim söylev (belagat) ve hazır cevaplık yeteneğinden ötürü bilgi üzerinde hak iddia eden sözde-bilgeler (ister öğretici, ister politikacı ya da kanaat önderi, ister yönetici kılığında olsun), her çağda karşımıza çıkmış; her çağda has bilgeliği peçelemeye, soru sormanın önemini bize unutturmaya, aklımıza gelen soruları otomatikman bastırmanın münasip karşılandığı bir dünya yaratmaya çalışmışlardır.

SORU SORMANIN ERDEMİ
M.Ö. V. yüzyılda Atinalı yurttaşlara para karşılığında felsefi söylevler veren sofistler de gene bilgelikleriyle, daha doğrusu bilgelik gibi gösterdikleri söylev kabiliyetleriyle büyük rağbet gören sözde-bilgelerdi. İşte Sokrates, böyle bir bilgelik yanılsamasının baş gösterdiği Atina ortamında sofistlerin karşısına sorularıyla çıkar ve bize bilgeliğin, cevapların konforlu koltuğuna yerleşmek değil, soruların patikalarında yürümek olduğunu gösterir.

Platon “Gorgias: Söylev Sanatı Üstüne” adlı diyaloğunda, hocası Sokrates ile sofist Gorgias’ın söylev sanatı konusundaki, soru-cevaba dayalı felsefi konuşmalarını yeniden yazar. Diyaloğun başında Gorgias gene böyle bir söylevi henüz bitirmiş, bilgisi ve belagatiyle karşısındakileri gene büyülemiştir. Gorgias’ın sanatının ne
olduğunu öğrenmek için oraya giden Sokrates’e, onun marifetinin, sorulan bütün soruları cevaplandırmak olduğu söylenir. Bunun üzerine Sokrates’in arkadaşı Khairephon sorar: “Söyle bakalım Gorgias, dostumuz Kallikles demin senin için diyordu ki, onun işi, soruları cevaplandırmaktır… Doğru mu bu?” Gorgias’ın bu soruya verdiği cevap bize bu işteki payımızı hatırlatan cinstendir: “Doğru… Yalnız şunu ekleyeyim, yıllardan beri yeni bir şey soran yok bana.” Demek ki hakikatin ele ayağa düşmesinin sorumlusu, karşımıza bilge kılığında çıkan söz cambazları, kanaat önderleri değildir sadece. Yeni sorular sormayan veya aklımıza gelen soruları, sorular mezarlığına geri gönderen bizler de, hakikat ve bilgeliğin gözden düşüşünden, en az bu konuşan ağızlar kadar sorumluyuz. O halde cevabını bildiğimiz sorular üzerine tekrar düşünmemiz (doğru ya, cevaplarını kim öğretmişti bize bunların?) ve cevaplarını bilmediğimiz sorular sormayı göze almamız, yani soru sormanın başlı başına bir düşünme biçimi olduğunu unutmadan, düşünme işine birer çocuk gibi yeni baştan girişmemiz gerekmektedir.

YETİŞKİNLİK HASTALIĞI
Oscar Brenifier’nin soru sormanın önemini teslim ettiği Filozof Çocuk serisi sadece çocuklar için değil, aynı zamanda, hatta bilhassa, büyümenin “artık soru sormamak veya “hep cevap vermek” demek olduğunu zanneden, “büyüklük hastalığı”na tutulmuş yetişkinler için de faydalı aslında. Serinin sloganı olan “Düşünmek, çocuk oyuncağıdır!” cümlesi ne kadar çok şey anlatıyor biz soru sormayı unutmuşlara. Düşünmenin su içmek gibi olağan bir insan faaliyeti olduğunu şöyle bir anımsamak bile, onunla ilgili bütün hiyerarşileri, bilen-bilmeyen ayrımlarını kaldırmak, beylik kanaatlerden kurtulmak ve nihayet daha cesaretli, içten sorular sorma hakkını kendimize tanımak için çok önemli bir başlangıç.

SANAT BİR İŞE YARAR MI?
Serinin Güzellik ve Sanat Nedir başlıklı kitabında Brenifier “güzellik” kavramı üstüne felsefi bir soruşturmaya girişiyor. Bunu yaparken de güzellik ve sanat etrafındaki mitleri ve alıcısı bol beylik kanıları şöyle bir sarsıyor. “Evrensellik” başlığı altında, “Evrensel bir güzel anlayışı var mıdır?” sorusu bizi sanatın biricikliği ve özgünlüğü, gerçekle arasındaki taklit ilişkisi, sanatsal zevklerin göreceliği ve sanat uzmanlığında otorite hakkında kışkırtıcı sorulara açıyor. “Ölçütler” bir şeye güzel derken kullandığımız ölçütlerin geçerliliği sorgulanıyor. Genelde kusursuzluk, uyum ve ebediyetle ilişkilendirilen güzelliğin zamana, kültüre, ideolojiye ve kişiye göre değişkenliğine dikkatimizi çeken sorularla karşılaşıyoruz. Belki de sanatsal yaratıma yön verenin güzellikten çok çirkinlik olabileceğini hatırlıyoruz. Bir diğer başlık olan “Anlamak”ta ise güzellikle ilgili önemli bir sorunsal ortaya konuyor gene: Güzellik sadece duyum ve hislerle ilgili bir şey midir, yoksa onu anlamamızda zihinsel bir süreç de devreye girer mi?

“Sanatçı” meselesine gelince, Brenifier sanatçının biyografisi, ayrıksılığı, geçim sorunu, yeteneğinin edinilmişliği veya doğuştan oluşu hakkında sorular soruyor. Kitabın önemli başlıklarından biri olan “Özgürlük” başlığında, sanatsal yaratımın önündeki olası kısıtlamaların yanında, sanatın toplumla ilişkisi tartışılıyor: “Toplumun sanatçılar tarafından tedirgin edilmeye ya da şaşırtılmaya ihtiyacı yok mu?” Ve kitabın en can alıcı başlığı “Yararlılık”ta çok temel bir soru çıkıyor karşımıza: “Sanat ne işe yarar?” Ölümü alt etmeye mi, insanları birleştirmeye mi, gerçekliği unutturmaya mı yoksa bilakis onu güzelleştirmeye kalkışmaya mı? Ya da acaba sanat hiçbir işe yaramak zorunda değil midir? Belki de sanat bir işe yarama amacı gütmeden bizi daha güzel bir dünya hayal etmeye ve istemeye yöneltmektedir?

DÜŞÜNMEK EĞLENCELİDİR
Brenifier Güzellik ve Sanat Nedir kitabında, sanatın var olduğu günden beri, farklı sanat yaklaşımlarının farklı cevaplar verdiği temel sorularla buluşturuyor bizi. Bu arada, Rémi Courgeon’un eğlenceli çizimleri kitabın “basit ve düşündürücü” yönünü çok iyi tamamlıyor.

Serinin Bilgi Nedir başlıklı kitabında ise Brenifier bu defa “bilmek” fiili etrafında kümelenen bir dizi fikri sorguluyor şu başlıklar altında: Bilgi, Düşünce, Her Şeyi Bilmek, Okul, Fikirler ve Hayal Gücü. Bilgimizin nesnesi olan en önemli ve somut sonsuzluk figürüyle ilgili meydan okuyucu bir soruyla açılıyor “Bilgi” başlığı:
“Evrenin var olduğunu nereden biliyorsun?” Gördüğün için mi, herkes öyle söylediği için mi, bilim insanları ispatladığı için mi biliyorsun bu sonsuzluğun varlığını? Yoksa onun var olduğundan kesin olarak emin olmanın bir yolu yok mu? Belki de sonsuzun bir parçası olarak onunla ilgili neye inanacağını eleştirel düşünce ışığında arama çabası asıl kıymetli olan; onu düşünürken kendi üzerine de düşünme meselesi. Yani “Düşünce.” Peki, neden düşünür insan? Akıllı görünmek veya aptal görünmemek mi, doğru seçimler yapmak mı, bir şeyler keşfetmek mi yoksa dünyayı değiştirmek midir düşünen varlığın derdi? Düşünmenin de eğlenceli olabileceği ne zaman unutulur?

HER ŞEYİ BİLEBİLİR MİYİZ?
Brenifier’nin açtığı can alıcı başlıklardan biri de “Her Şeyi Bilmek.” Bilgiyi niceliksel olarak ele almanın doğruluğunu sorgulatan, bazen bilmediğini bilmenin ya da düpedüz bilinmeyenin de bir bilgiye götürebileceğini, bilgiye varmanın çok farklı yolları olabileceğini düşündürten sorular çıkarıyor karşımıza. “Okul” başlığında ise, kanunen gidilmesi zorunlu bir “bilgi yuvası” olarak okulun bilgi edinmedeki işlevi üzerine düşündürücü sorular soruyor yazar. Sadece meslek edinmek için okula gidiyor ve meslek edinip “hayata atıldıktan” sonra düşünmeyi bırakıp kendimizi yerleşik kanaatlerin güvenli kucağına mı atıyoruz? “Fikirler”
başlığında da bilgeliğin çağrısını duymuşların önüne dikilip duran o meşum soru karşımıza çıkıyor gene: Fikirler ve aslında tefekkür ne işe yarar? Tefekkürün kendinden menkul bir değeri var mıdır? Bildiğimiz, somut faydanın dışında bir faydası? Dünya olmasa ya da paylaşmasak, bir anlam ifade eder mi fikrin kendisi? Yoksa işin içine dünyanın hamurundan olan “Hayal Gücü” mü girer fikir deyince? Mutsuz bir dünyanın ruhsuz hallerini işaret ederek bizi “gerçeğe dönmeye” davet edenlerin, fikirlerin dünyayı değiştirmeye yetmediğini hatırlatıp duran sözde “gerçekçilerin” kendilerinin unuttuğu bir şey yok mu burada? Bilgelik yoluna düşenlerin yılmadan hatırlaması gereken o şey? Hayal gücü olmadan bilginin de, dünyanın da kupkuru bir yer olacağı gerçeği… Dünyanın ancak düşüncenin tılsımıyla, hayal eden iradeyle değiştirilebilecek sihirli bir yer olduğu gerçeği…

SONUÇ OLARAK
Brenifier’nin bu iki kitabının ve genel olarak serisinin en önemli yanı, bilgeliğin bir uzmanlaşma meselesi değil, daima bir arayış, soruşturma meselesi olduğunu hatırlatarak bizi Sokratesçi irfana çağırması: Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir. Madem hakikatin anahtarı kimsenin elinde değil, hadi biz de sorularımızla karşılarına dikilelim, bize her şeyi bildiğini söyleyenlerin! Ama önce kendimizin, önce kendimizin…

Güzellik ve Sanat Nedir
Oscar Brenifier
Resimleyen: Rémi Courgeon
Çeviren: Gökçe Mine Olgun
Tudem Yayınları
96 sayfa

Bilgi Nedir
Oscar Brenifier
Resimleyen: Pascal Lemaître
Çeviren: Gökçe Mine Olgun
Tudem Yayınları
96 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz