İyi Kitap

Yanıtı olmayan sorular hiç sorulmamalı mı?

Yanıtı olmayan sorular hiç sorulmamalı mı?

Müge İPLİKÇİ

Bol ödüllü kitabı Saçtaki Tuz ile tanıdığımız Avi’den yedi öyküden oluşan yeni bir kitap: Balıkların Bununla Ne İlgisi Var? Ergenlerin gözünden büyüme sancılarının yalın ama çarpıcı bir dille anlatıldığı öykülerde yanıtı zor sorular karşımıza dikiliyor.

Yazar Avi, Hayy Kitap’tan çıkan Balıkların Bununla Ne İlgisi Var adlı, öykülerden derlenen yeni kitabında bizlere yine yalın ama yalın olduğu kadar derin hikâyeler anlatıyor. İyi yazmanın beş kuralını “Yazın, yeniden yazın, okurun anlayabileceği şekilde yazın, dinleyin, okuyun,” diye özetleyen yazar, yedi öyküden oluşan bu kitabında “dinlememiz” gereken yedi genç kahramanla tanıştırıyor bizleri. Onları sahiden dinlemeliyiz! Neden mi? Çünkü o anlatılanlarda hemen hepimizin yaşamda bıraktığı bir giz saklı. Büyümek biraz budur. Her evrede yüreğinizden söküp attığınız bir giz, bir “gömlek” vardır. Ya yüreğinize dar geliyordur o gömlek ya da artık sizinle olamıyordur. Yaşam daha farklı bir kostüm istiyordur sizden. Belki daha az hırpalanmanız, belki bazı olayları daha net görebilmeniz,
belki de olup bitenleri daha çabuk unutabilmeniz içindir bu kostüm değişikliği. “Ya ezkaza büyümezsek!” diye sorabilirsiniz şimdi. O durumda da Balıkların Bununla Ne İlgisi Var’ın sizin için biçilmiş kaftan olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Bu kitapla yazar bize ne anlatmak istiyor? Elbette ergen olmanın sancılarını ve bu sancılara eşlik eden büyümenin hüznünü. Ergenlik gerçekten de hazin bir süreç. Çocukluk gibi çok önemli bir devreyi geride bırakıp, birçok şeyin size dayatıldığı, sizi siz olmaktan çıkartan bir eşiği atlamaya soyunuyorsunuz. Mutsuzluğu çok derinden hissettiğiniz bir eşik orası! Galiba bu yüzden, bu kitaptaki öykülerde çocuklukla büyümek arasında kafamızı en çok yoracak o meşum soru üzerinde yoğunlaşıyor yazar. “Mutsuzluk çaresi olan bir hastalık mıdır?” diye soruyor bize.

Evet mi, hayır mı? Yanıtlar öyküden öyküye farklılıklar gösteriyor, gençlerin arayışları içerisinde renk değiştiriyor. Ama aynı zamanda “aranılan” mutluluğun oldukça yalın bir formülü olduğunu da fısıldıyor bizlere. Kendi olabilmek ve kendisi olarak yaşama devam edebilmek sanki esas anahtar… Bunun için salt iyilikle salt kötülüğü de birbirine tokuşturmaktan kaçınmıyor yazar. Bu arada “ezkaza büyümeyi” de hesaba katıyor elbette. Örneğin “Matt Kaizar’ın İyiliği” adlı öyküde iyiliğin mutlulukla giriştiği yarışta kazanan ne iyilik oluyor ne de kötülük. Bal gibi, sözünü ettiğimiz “büyümek” kazanıyor. “Nasıl büyümek?” diye soracak olursanız, yanıtım “nahoş bir büyümek” olacaktır.

Bakın yazar nasıl bir paragrafla başlıyor o öyküye: “Bir çocuğun yoldan çıkmasından daha kötüsü yoktur derler. Bana kalırsa, bir çocuğun yola gelmesi de pek o kadar hayırlı değildir.” Burada “yola gelmeyi” tamamen, sözünü ettiğim o “nahoş” büyümekle eş tutuyorum.

Bereket, bir çocuğun yola gelerek büyümesinden çok, keşfederek, anlayarak büyümesini öngören yazarlardan Avi. Ancak bunu bir eğitmen edasıyla yapmak gibi bir derdi yok. Özellikle “İçinde Ne Var?” ve “Şans Kurabiyesi” adlı öykülerde bu tavrını çok net görüyorsunuz. Kaldı ki bu iki öyküde de dramatik yan o kadar güçlü ve vurucu ki ergenlik döneminin insan yaşamının en kayda değer seçimlerinin yapıldığı dönem olduğunu; kısaca, “Temel ne kadar güçlü atılırsa yaşam da o kadar yaşamaya değer olacak” düşüncesinin ipuçlarını yeniden keşfediyorsunuz.

MUTSUZLUĞUN ÇARESİ VAR MI?
Bu arada, büyümekten çok büyüklerle uğraşan bu yalnız ergenlerin aslında “pek çok kişi” tarafından sevilmeyi, onaylanmayı, beğenilmeyi özleyen ve umulanın tersine, çok düşünen, sadece çok düşündüklerini belli etmeyen, bu yüzden bangır bangır müzik dinlemeye sığınan insanlar olduğunu hatırlamak (bakınız kendi gençliğiniz) zihne çok iyi geliyor ve bir biçimde, aklar ve karalarla meşgul yetişkinler olduğunuza canınız sıkılıyor!

Tam da burada yeniden mutluluk ve mutsuzluk denklemine, kısaca mutsuzluğun bir çaresi olup olmadığına dönecek olursak, kitaptaki öykülerde bu soruya farklı cevapların verilmiş olduğunu görüyorsunuz. Ama nedense büyüklerin tepkisi çok benzer. (Yetişkin olarak canınızı sıkacak bir husus daha!) Kitapla aynı adı taşıyan öyküde Willie annesine mutsuzluğun çaresini sorduğu zaman ondan şu ezber cümleyi işitiyor: “Keşke böyle sorular sormasan.” “Neden?” diye sorduğundaysa aldığı yanıt pek şaşırtıcı olmuyor: “Yanıtı olmayan sorular hiç sorulmamalı!”

Oysa öyküde Willie’nin sokağın başındaki dilenciyle mutluluğun hesabını yapması bambaşka, renkli, katmanlı bir denklem. En azından Willie için! Ona “Willie”yi değil, gerçek yetişkin adını (William’ı) soran dilencinin mutsuzluk denklemi bambaşka olsa da… Ama bunun pek bir önemi yok. Dilencinin ötekilerden farkı, büyüklerin dünyasına yabancı haliyle “William”ı dinlemesi, ciddiye alması. Belki de bu yüzden boşanmış annesine şöyle çıkışıyor bizim genç: “Benim adım Willie değil, William. Ve mutsuzluktan kurtulmanın çaresini biliyorum. Biliyorum!”

Bu çılgın ses tonundan etkilenen annesi elindeki kâğıtları bırakıyor ve bilin bakalım ne yapıyor? Ne yapacak yine tipik bir yetişkin gibi cevap veriyor oğluna: “Çok saçma. Bunu da nereden duydun?” Aralarındaki tartışma ayyuka çıkıyor ve olan oluyor, William annesini derste okudukları, mağaralara sıkışmış kör balıklara benzetiyor:

“Sen bir balıksın. Bir mağarada yaşıyorsun.”
“Balık mı?” diye soruyor annesi sert bir sesle.
“Balıkların bununla ne ilgisi var?”

MAĞARALARINIZDAN ÇIKIN!
Kitaba adını veren bu öykü, kitabın temasını da oluşturuyor: yaşamı anlamaya çalışan çocuklar ve sanki büyümenin ne kadar beter bir şey olduğunu hiç yaşamamış gibi çocuklarını bundan sakınmaya çalışan yetişkinler! Oysa yetişkinler bir görebilseler! Tıpkı Willielerin, Williamların sınıfta okudukları o metindeki gibi. Şu göremeyen balıklar! Gözleri olmayan balıklar! (Hatırlatmakta fayda var: Öğretmen derste bu balıkların gözleri olmadığı için göremediklerini söylemişti! O zaman Willie parmak kaldırıp sormuştu: “İsterlerse mağaradan çıkabilirler mi?” Öğretmenin cevabı, “Sanırım,” olmuştu. O zaman şu soru da hazırdı: “Tekrar
gözleri olur mu?” “Güzel soru,” diye cevaplamıştı öğretmen onu.)

Avi’nin bu öykülerin ardında usulca bizlere sorduğu “Ne zaman gözlerimizi yitiririz?” sorusu, duygularıyla görebilen çocuk ve gençlerin pusulasıyla bizlere yol gösteriyor. Bal gibi de balıkların bununla bir alâkası var! Ergenleri dinlemeliyiz, dinlesek iyi olur, onların öyküleri çok katmanlı, renkli, örtük ve vurucu. Belki bu şekilde kendi çocukluk ve gençliğimizi de dinlemenin bir yolunu bulabiliriz. Kısacası mağaralardan çıkma zamanı. Şiirsel Taş’ın güzel Türkçesiyle…

Balıkların Bununla Ne İlgisi Var
Avi
Resimleyen: Tracy Mitchell
Çeviren: Şiirsel Taş
Hayy Kitap
144 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz