İyi Kitap

Ormanlar kralı insan…

Simla SUNAY

Türkiye’nin içinde bulunduğu güncel sorunları imgelerle anlatan cesur bir hikâye sunuyor Gücünü Yitiren Kral. Çocuklara, yolsuzluktan, dalkavukluktan ve şikeden söz eden Pakize Özcan, “Yalnızca korkusuzca yaşamak istiyorum kendi ülkemde,” diyor kahramanlarının ağzından.

Pakize Özcan’ın kaleme aldığı Gücünü Yitiren Kral adlı kitap son günlerde okuduğum en ilginç çocuk kitabı. Çocuklar anlamaz, çocuklar korkar demeyen, lafını sakınmayan, cesur bir metin ile karşılaşmak beni mutlu etti. Bu kitabı okuyan çocuklar ne der, nasıl hisseder, hiçbir zaman bilemem, ama artık büyümüş bir çocuk kitabı okuru olarak ben bu politik göndermelerle dolu eseri sevdim.

HAKSIZLIKLARA KARŞI ÇIKMAK
Gücünü Yitiren Kral, arka kapaktaki tanıtım yazısındaki tek bir kelime ile yakalıyor beni: “yolsuzluk”. “Ormanlar Kralı Aslan’ın otoritesi iyice sarsılmış, bazı hayvanlar artık onu takmaz olmuştur. Ormanda yolsuzluk artmış, yoksulluk tırmanmıştır,” deniyor aynı metinde. Muhtemelen 7-9 yaş arası çocuklar için planlanmış, resimli bir çocuk kitabı yolsuzluk kavramını çocuklara nasıl açıklayacak diye merak ediyorum. Heyecanla okumaya başlıyorum. İlk karşıma çıkan artık gücünü, itibarını yitiren, bir deri bir kemik kalan kral oluyor. Sonra ormanda, kralın gücünü yitirmeden önce sorumlu olduğu bir dizi kanunsuzluğu öğreniyoruz. Kralın göz yumması ile bazı çeteler oluşuyor. Kralın karısının manevi kardeşi Ayı Kocaoğlan (dayı) ve Yağcı Çakal köprüleri mesken tutuyor, haraç almadan kimseyi geçirmiyor, en değerli besinleri çalıyor, en güzel manzaralı mağaraları zorla ele geçirip buralara kendi adamlarını yerleştiriyor. Ne ki bir yandan Ormanlar Ülkesi’nin aydınları ve sanatçıları da harekete geçiyor. Gizli gizli toplantılar düzenliyor. Balerin Kelebek ve Genç Fındıkzade’nin başını çektiği bu topluluğun her gün bir üyesi kayboluyor ya da kaçırılıp hapsediliyor! Tüm bu kargaşa içinde Kral Aslan’ın gözlerinden “kanlı” gözyaşları dökülüyor.

“Ne Kral ne yardımcıları ne de Kral ailesi, ülke halkının ülke sorunlarına el atmasını isterlerdi. Etliye sütlüye, tatlıya tuzluya karışmayan hayvanlar el üstünde tutulur, örnek yurttaş ilan edilirdi ülkede.” Başpostacı Güvercin karakteri, krala yakın tavırları ve madalya düşkünlüğü ile devletin kurumlarına gönderme olarak
okunabiliyor. Başpostacı “Gözümü kaparım vazifemi yaparım,” diyen, halkın sorunlarından haberi olmayan ve her daim başarılı olan bir devlet çalışanı. Tabii yeri gelince Kral, Başpostacı’ya da kızıyor. Pakize Özcan’ın cesur söylemine örnek olması açısından aynen aktaralım: “Seni ayaklarımın altına alır, buzağısını çiğneyen deli inek gibi çiğnerim!” diye bağırıyor.

Bilgin Baykuş’un önerisi ile Kral ormanda bir toplantı düzenliyor. İlk iş, daha güçlü görünmek için kendisine çekidüzen veriyor. Bunu da günümüzdeki erkekler arasındaki yeni bakım modasına benzer bir şekilde saçını boyatıp, dişlerini parlatarak yapması epey güldüreceğe benzer okuru. Dış görünüşü ile güç kazanacağını umuyor Kral. Bu noktada sanki, medyadan sıkça pompalanan güzellik, zenginlik, güç gibi genetik faşizm dediğimiz kavramlar eleştiriliyor.

GÜCÜNÜ KAZANAN ORMAN
Toplantı başlıyor. Çeteci Ayı Kocaoğlan ile Kral’ın kavgası toplantıya damga vuruyor. İşte kitabın en can alıcı bölümü de geliyor. Ayı Kocaoğlan’ın, “Ben tüm haklarımı, tüm elde ettiklerimi kendi gücümle kazandım. Elbette bunda, Tanrı’nın sevgili kulu olmamın da etkisi ve rolü var. Tanrı bana, ‘Yürü ya kulum!’ dedi, ben de yürüdüm, ülkenin en varsılı oldum. Bu gücümle her zaman, öbür hayvanları ürküttüm,” açıklaması günümüze en anlamlı gönderme oluyor.

Toplantı halkın tek tek sorunlarını açıklaması ile devam ediyor ve çıkan kargaşa sonucunda, Kral akrebin onu yanlışlıkla sokması sonucunda ölüyor. Çeteciler ortadan yok oluyor, geriye kalan halk, aydınlar ve sanatçılar yeni anayasa ve geçici bir yönetime adım atıyorlar. Krallık yıkılıyor, ama gelecekte ormanın rejiminin ne olacağı kitabın sonunda belirtilmemiş. Ormanlar Ülkesi özgürlüğünü elde etti, bundan sonra kendi rejimini de kendi belirleyecektir, diye umutla bitiriyor yazar eserini. Demokrasi demiyor, Cumhuriyet demiyor. Bunu da günümüzde içi boşaltılan ideolojilere bir gönderme olarak alıyorum. Çoğunluğun iktidarından çekmiş toplumlar nasıl rejimler üretecekler, bilinmez elbet!

Tüm bu krallık, devlet ve halk kavramları arasında kitapta, çevreci ve ayrımcılığa karşıt söylemler de yer yer gözleniyor. Ormanlar kralı insanın dünya egemenliği gözler önüne seriliyor. Tümsahkuşu Hüzünlü’nün dışlanması, Sürmegöz Eşek’in küçümsenmesi yaşadığımız hayata ayna tutuyor.

Sonda ise Tümsahkuşu Hüzünlü’nün çevre koruma ve temizlik işleri başkanlığına, Sürmegöz Eşek’in ise doğayı koruma ve geliştirme başkanlığına atanması hoş bir gülümseme bırakıyor okurda.

Annesi babası katledilen ve yoksullaşma kurbanı olarak kendini “şikeli” yarışlar içinde bulan, benim de kitapta en sevdiğim karakterlerden biri olan Tavşan Topkuyruk’un toplantıda yankılanan dileğiyle kapatalım yazımızı: “Yalnızca korkusuzca yaşamak istiyorum kendi ülkemde.”

Gücünü Yitiren Kral
Pakize Özcan
Resimleyen: Mustafa Delioğlu
Günışığı Kitaplığı
96 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz