İyi Kitap

Alıştım bir tanem, alıştım sana…

Alıştım bir tanem, alıştım sana…

Elif TÜRKÖLMEZ

Çocuklara hayvanlar arasındaki ilişkiler öğretilirken, genel geçer kurallardan dem vurulur genelde. Kediyle köpek zinhar anlaşamaz, kurt kuzuyu kapar, aslan zebrayı parçalar. Benim Bütün Ördeklerim ise içgüdülerin yenilip sevginin kazandığı sıradışı bir öykü anlatıyor.

Tilki Konrad’ın karnı çok aç, ama ördek Lorenz’i yemiyor! Bir tilki ile bir ördeğin sevgi ve şefkat dolu dostluklarını anlatan Benim Bütün Ördeklerim adlı kitaptan insanlığın öğreneceği çok şey var.

Önyargı, Gadamer’in dediği gibi,“Ateşe dokunursam elim, yüksekten atlarsam canım yanar,” konusunda, yani bizi hayatta tutacak bilgiler açısından faydalı sadece. Yoksa fena, hatta tehlikeli… Beyaz siyaha karşı önyargılı, Alman Türk’e, Türk Kürt’e… Oysa en güzeli, bizi en zenginleştireni, farklılıklarla bir arada yaşamak. O zaman hayat hakikaten tadından yenmez.

Doğada insan dışındaki yaratıkların hemen tümü içgüdüleriyle hareket ediyor. Yani bir ayı tutup da başka bir ayıyı beğenmezlik etmiyor. Ha, habitatına müdahale edildi mi, elinden kurtulmanız zor, ama dedim ya, içgüdü bu.

İletişim Yayınları’ndan çıkan, Benim Bütün Ördeklerim adlı kitap da içgüdünün beslediği önyargıya karşı sevgi ve dostluğun galibiyetini anlatıyor.

CİVCİV TİLKİYE BABA DERSE
Tilki Konrad’ın karnı çok aç. Midesinden yükselen gurultular ayyuka çıkmış. Canı da sıkkın. İşte tam o sırada bir ördek görüyor. Zihninde ziyafet çanları çalarken anne ördek korkup uçuyor. Ama o da ne, geride yumurtasını bırakıyor! Tilki Konrad önce ne yapacağını bilemiyor, fakat sonra “Omlet yapayım bari,” diye düşünüp yumurtayı alıyor. Eve gidince yumurta önce çatlıyor, sonra da içinden sevimli, sapsarı bir civciv çıkıyor. Tilki Konrad bu işe çok üzülüyor; “Bu benim dişimin kovuğunu doldurmaz, biraz daha bekleyeyim de büyüsün,” diyor. Ama olan oluyor işte, yan yana gelen iki canlının başına gelmesi en muhtemel şeylerden biri oluyor ve tilkiyle civciv birbirine “alışıyor”.

Civciv Tilki Konrad’a “baba” demeye başlıyor. Tilki Konrad başlangıçta bundan hoşlanmasa da sonradan kabulleniyor, hatta hoşuna gidiyor. Civciv aşağı civciv yukarı derken “Sana bir isim bulmamız lazım,” deyip, biraz düşünüyor ve “Lorenz” isminde karar kılıyor. Lorenz buna çok seviniyor.

Tilki Konrad’ın amacı aslında hâlâ civciv Lorenz’i pişirip yemek. Ama civcivin büyümesi için biraz daha beklemek istiyor. Tam o sırada civciv Lorenz gölde yüzerken tanıştığı bir başka ördeğe âşık oluyor. Onu babası Tilki Konrad’la tanıştırmak istiyor. Tilki Konrad, “Pekiyi,” diyor. Amacı bu yeni ördeği yemek. Çünkü artık Lorenz’e “kıyamıyor”. Yeni ördek eve sık sık girip çıkmaya başlıyor ve zamanla o da onlardan biri oluyor. Tabii Konrad artık ona da “kıyamıyor”. Midesi guruldasa, kendisini açlıktan bayılacak gibi hissetse de “Ben bunları yiyemem artık,” diye düşünüyor. Bir süre sonra ördekler çoğalmaya başlıyor. Tilki Konrad her seferinde yumurtalardan birini artık yemeliyim diye düşünse de yapamıyor, olmuyor…

Ormanda yüzlerce binlerce civciv oluyor sonunda. Hepsi Tilki Konrad’a “dede” diyor, kucağına oturuyor, onunla oyunlar oynamaya bayılıyor. Tilki Konrad açlıktan bitap düşmüş halde “torunlarının” sevgisi arasında gözlerini yumuyor. Ormanın en güzel yerine gömülüyor ve yine torunlarının neşe dolu sesleri arasında ebedi uykusunu uyuyor.

DOSTLUK İÇGÜDÜYÜ YENİYOR
Bu öykü şu açıdan da çok kıymetli: Çocuklara hayvanlar arasındaki ilişki öğretilirken genel geçer kurallardan dem vurulur genelde. Kediyle köpek zinhar anlaşamaz, büyük balık küçük balığı yer, kurt kuzuyu kapar, aslan zebrayı parçalar. Hatta hepimiz şu “bilmece”yi duymuşuzdur. Bir kurt, bir kuzu ve bir demet samanı bir salla birbirlerine zarar vermeden nasıl tek tek karşıya geçirirsiniz? Benim duyduğum en “kötü” bilmecelerden biri bu. Her kültürde çocuklara benzer şeyler öğretiliyor, sanırım. O yüzden sarmaş dolaş yatan kediyle köpeğin dostluğunun haber değeri var.

Neyse ki bu öykü dostluk, şefkat ve fedakârlığın aslında gayet inşa edilebilir bir şey olduğunu anlatıyor. İçgüdülerimizde olmasa bile böyle bir duyguyu zamanla geliştirebileceğimizi gösteriyor.

Christian Duda Avusturyalı ama şu an Berlin’de yaşıyor. Almanya’da çok sevilen bir yazar. Kitapları sadece yazmakla kalmıyor. Kreşlere, anaokullarına gidip kitaplarını okuyor. Kendi çocukları da var ve en sevdiği işlerden birinin çocuklarla ilgilenmek, onlar için yazmak ve onlara kitap okumak olduğunu söylüyor. Bence bir çocuk kitabı yazarı için tersi düşünülemez. Kitabı kolunun altına alıp okul okul gezmek ve gözlerini kocaman açarak sizi dinleyen çocuklara okumak en güzel ödül. Ama Duda’nın gerçek ödülleri de var tabii. Kendisi bol ödüllü bir yazar.

Çizer Julia Friese’yi ayrıca tebrik etmek lazım. Leipzig doğumlu çizerin Almanya’da yayımlanan pek çok çocuk kitabında tuzu var. Harika çocuk kitapları resimliyor. Bunun yanında desenleri ve poster çalışmaları da mevcut. Benim Bütün Ördeklerim için yarattığı resimler kesinlikle bir sanat eseri. Kiremit rengi ve turkuvazın ağırlıkta olduğu desenlere sarının tonlarını çok güzel yedirmiş; her şey hem yedi yaşındaki bir çocuğun elinden çıkmış kadar doğal hem de usta bir ressamın gözü değmişçesine incelikli.

Benim Bütün Ördeklerim
Christian Duda
Resimleyen: Julia Friese
Çeviren: Bahar Siber
İletişim Yayınları, 56 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz