İyi Kitap

Toplum olarak okumuyoruz! Peki suçlu kim?

Toplum olarak okumuyoruz! Peki suçlu kim?

Tülin KOZİKOĞLU

Düzenli kitap okuma alışkanlığının yüzde 0,1 olduğu, kişi başına yılda kitaba yapılan harcamanın 90 kuruşu geçmediği ülkemizde Donkişotvari bir çaba gibi kalan 3. Ulusal Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Sempozyumu’nun ardından, Tülin Kozikoğlu kafalarda oluşan önemli bir sorunun peşine düştü.

Geçen ay Ankara’da çocuklar için kitap kokulu rüzgârlar esti. Ankara Üniversitesi Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÇOGEM)’nin düzenlediği 3. Ulusal Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Sempozyumu’nda akademisyenler, öğrenciler, yazarlar, çizerler, editörler, çevirmenler ve yayınevleri biraraya geldi… İki yüze yakın bildiri sunuldu, söyleşiler düzenlendi, atölye çalışmaları yapıldı. Peki ama tüm bu katılımcılar ne ve kim için üç gün boyunca konuştu, dinledi, düşündü, tartıştı? Onları bir araya getiren ortak amaç neydi? Düzenli kitap okuma alışkanlığının yüzde 0,1 olduğu, kişi başına yılda kitaba yapılan harcamanın 90 kuruşu geçmediği ülkemizde, bu sorunun cevabını bulmak zor olmasa gerek… Elbet herkesin derdi aynı: Çocuklar kitap okusun! Bu sebepledir ki sunulan bildirilerin konusu ne olursa olsun, sempozyum süresince her bir oturumun sonunda gerçekleştirilen tartışma bölümünde konu döndü dolaştı aynı noktada birleşti: Çocuklarımız kitap okumuyorsa, suçlu kim?

Anne babalar mı? Çocukların okumamasından en çok şikayetçi olan ebeveynler olmasına rağmen, “Kim suçlu?” sorusuna karşılık parmaklar ilk başta anne babaları işaret ediyor. Çocuklar okumuyor, çünkü ebeveynler okuyarak onlara rol model olmaktan aciz. Peki ama bugünün anne babaları dünün çocukları değil miydi? Bu durumda bugünün suçlusu, dünün mağduru olmuyor mu? Bugün okumamalarının sebebi, dün kitaplarla dost olmayı öğrenememiş olmaları değil mi?

Öğretmenler mi? Çocuklarına rol model olmaktan aciz olan anne babalar bu görevi öğretmenlerin sırtına yıkmaya meyilli. Peki öğretmenler kitap okuyor mu? Çocuk kitaplarını takip ediyor mu? Nitelikli kitabı, yüzlercesinin içinden bulup çıkarabiliyor mu? Diyelim tüm bunları başardı, doğru kitabı öğrencisiyle buluşturabiliyor mu? Buluşturmak için bir istek duyuyor mu, çaba sarfediyor mu?

Müfredat mı? Öğrencilerini kaliteli kitapla buluşturmak konusunda hem isteksiz hem de yetersiz olmakla suçlanan öğretmenler ise oklarını Milli Eğitim Bakanlığı’na, Talim Terbiye Kurulu’na, YÖK’e, kısaca devlete çeviriyorlar. Önce kendi yükseköğrenimleri sırasında çocuk edebiyatı alanında yeterli eğitim alamadıklarından yakınıyor, sonra da ilkokul müfredatının ellerini kollarını bağladığından dem vuruyorlar.

Devlet mi? Yoğun müfredat dolayısıyla çocuklara edebi kitapları sunacak vakit bulamadığını iddia eden öğretmenlere cevaben “Çoklu Zeka Sistemi”ni ileri süren MEB, yeni müfredatın edebi kitapları her türlü derse dahil etmeyi mümkün kıldığını iddia ediyor. Batı’da Küçük Prens’in fen dersinde kullanılması kimseleri şaşırtmıyor. Peki ama bunu bizde yapabilen var mı?

Okullar mı? Uygulamalı eğitimi öngören “Çoklu Zeka Sistemi”ni nasıl hayata geçireceğini hâlâ tam olarak kestiremeyen okul yöneticileri, veli isteği doğrultusunda ders programlarını 8. sınıf sınavlarına hazırlık çerçevesinde planlamak durumunda kaldıklarından, dolayısıyla edebi kitapları Türkçe dışı derslere sızdırmayı mümkün kılan yaratıcı çözümlere uzak kalmaya mecbur bırakıldıklarından bahsediyorlar.

Liselere giriş sınavı mı? Evet, çocuklar ilköğretimlerinin büyük bölümünü bu sınava hazırlanarak, test çözmeyi öğrenerek geçiriyorlar. Dolayısıyla hem aileler hem de öğretmenler bu yıllarda çocukların edebi kitaplara vakit ayırmasını uygun bulmuyor. Öte yandan, sınavlarda tüm soruları doğru cevaplayan çocuk sayısında belirgin bir artış olmasıyla birlikte soruların yapısı yavaş yavaş değişiyor; bilgi değil, yorum soruları ağırlık kazanıyor.

Teknoloji mi? Bilgi sorusunu, dersine çalışan herkes cevaplayabilir, ama yorum sorusunu sadece analiz- sentez becerisini kazanmış çocuk, yani kitap okuyan çocuk cevaplayabilir. Dolayısıyla 8. sınıf sınavlarında başarılı olmak isteyen çocuğun yolu edebi kitaplardan geçmek zorunda. Peki o zaman, çocuklar mecbur bırakıldıkları “test çözme saatleri”nden arta kalan vakti neden kitap okuyarak değerlendirmiyor? Çünkü bilgisayar ve televizyon onlara çok daha cazip geliyor.

Yazarlar mı? Evet, televizyon ve bilgisayara olan eğilim tüm dünyanın yaşadığı bir olgu, fakat Batı’da çocuklar bir yandan teknoloji ile eğlenirken bir yandan da okumayı ihmal etmiyor. Neden? Çünkü onlar okurken de eğleniyor. Bu noktada suçlama okları yazarlara çevriliyor. Bizim yazarlarımız niçin çocukları heyecanlandıran kitaplar yazamıyor? Yazarlar yazarken özgür ve sanat  odaklı olamamaktan yakınıyor, ebeveynleri ve öğretmenleri memnun edecek kitabı yazma kaygısı taşıdıklarından dem vuruyorlar.

Yayınevleri mi? Sadece çocuk memnuniyeti ve estetik değerler göz önünde bulundurularak yazılan kitaplar yayınevlerince kabul görüyor mu? Ne de olsa yayınevleri ticari kuruluşlar. Ülkemizde kitabı seçen ve satın alan çocuk değil, ebeveyn ve onlar da edebi kitabı hâlâ tıpkı ders kitabı gibi bir eğitim aracı olarak görüyor. Yayınevleri de çoğu kez yayın politikalarını bu doğrultuda belirlemek zorunda kalıyor.

Anlayacağınız bu bin bilinmeyenli denklem, tıpkı kendi kuyruğunu ısırmış bir yılan gibi, sona geldiğinde kendisini tekrar ilk noktada buluyor; anne b a b a l a r d a n başlayıp yine aynı yerde bitiyor. Aslında bu kısır döngüde kimse diğerinden farklı konumda değil. Herkes biraz suçlu, herkes biraz mağdur. Kim bilir belki
de suç geçmişimizde, genetik kodlarımızdadır!.. Ne zaman bir konuda Batı’ya kıyasla aciz durumda kalsak, can simidi gibi “göçebe toplum” gerekçesine sarılırız ya, acaba “okumama alışkanlığımız” da buraya bağlanabilir mi? Ne de olsa at üstünde okumak pek mümkün olmasa gerek! Yoksa mümkün mü?

Atın üstünde, güneşin altında, kimi zaman arkadaş yanında, kimi zaman yabancıların ortasında, yemek molasında, film arasında, bilet kuyruğunda, otobüs yolculuğunda ve daha nice nice zaman ve mekânlarda okuyan bir toplum olabilmemiz dileğiyle…

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz