İyi Kitap

Bir öykücü: Tomris Uyar

Bir öykücü: Tomris Uyar

Behçet ÇELİK

Gerçek anlamda umut da, yaşama sevinci de ancak kötülükler, bayağılıklar bilindikten sonra duyulabilir. Bunlar görmezden gelindiğinde ancak safdil umut sözleri saçarız ortalığa. Behçet Çelik, Metal Yorgunluğu adlı derlemeden yola çıkarak gençlere Tomris Uyar’ın öykücülüğünden bahsediyor.

Tomris Uyar, kendisi için yapılan, “yaşam sevincine dayalı öyküler yazdığı” saptamasını biraz çekinceli olarak kabul eder bir söyleşisinde. Yaşama sevinci vermek istediğini kabul eder ama kötülüklerin, bayağılıkların, adiliklerin hepsinin bilinmesini de şart koşar. “Bunlar bilindikten sonra bir yaşama sevinci kalabilirse eğer –ki kalıyor ister istemez– o noktayı zorlamak istiyorum,” diye tamamlar sözünü.

Gerçek anlamda umut da, yaşama sevinci de ancak kötülükler, bayağılıklar bilindikten sonra duyulabilir. Bunlar görmezden gelindiğinde ancak safdil umut sözleri saçarız ortalığa. Kendimizi sahte umutların yarattığı körlüğün rahatlığına hapsederiz. Tomris Uyar’ın öyküleri ise böylesi bir rahatlığa izin vermez. İnsanı; kendisine, başkalarına ve içinde yaşadığı topluma daha derinlikli bakmaya çağırır. Bu derinlikli bakışın, görünenlerin üzerindeki türlü çeşit örtüyü, büyüyü, haleyi sıyıracak cesareti gereksindiğini hatırlatır.

Tomris Uyar’ın öykü evreni yaşama sevinci ile kırgınlık duygusunu aynı bütün içerisinde yer aldığını hissettiğimiz bir evrendir. Derin bir çelişki var gibi görünebilir bu ikisi arasında. Ama çelişkinden çok bir öyküsünde kullandığı “kıl payı’nın gergin sorumluluğu” sözü daha uygun düşer bu duruma. Onun öykülerinde bu kıl payı gerginliğini sıkça duyarız, minik bir açı değişikliğiyle görüntünün çok değişebildiğini fark ederiz. İyilik gibi görünen kötülüktür aslında, aralarında “kıl payı” bir mesafe vardır.

Onun öykülerinde insanların birbirlerinde yaralar açtıklarına da sıkça tanık oluruz, ama bir o kadar da insanların kendilerine yaptıkları kötülükler anlatılır. Çoğu zaman bu kötülük, kendini bilmeme halinden başka bir şey değildir. Öykü kişilerinin kurgulayıp inandıkları ve içerisine hapsoldukları kişilikleri, daha çok toplumsal değer yargılarının doğruları ve yanlışları doğrultusunda, ne olduklarından çok nasıl görünmeleri gerektiği düsturuyla oluşturulmuştur.

Belki başkalarıyla ilişkiye geçmeseler, olduklarına inandıkları kişi yanılsamasıyla sorunsuz sürdüreceklerdir hayatlarını, ama işte başkaları hep vardır. Bu gibi öykü kişilerinin kendileriyle ilgili kanaatlerinin, inançlarının çözüldüğü ya da sarsıldığı anların anlatıldığı öyküleri az değildir Tomris Uyar’ın. Öykü kişilerinin kendilerine söyleyegeldikleri yalanları, sağlam sandıkları benliklerindeki gedikleri fark ettikleri, fark etmeseler bile bir şeylerin öteden beri bildikleri gibi olmadığını sezdikleri anları, “aydınlanma anları” olarak tanımlayabiliriz.

AYDINLANMA ANI
Tomris Uyar öyküyü, “insani bir gerçekliği bir aydınlanma ânı çevresinde geliştiren bir sanat türü” olarak tanımlar. Aydınlanma anlarında bir ışık çakıp söner, o anda gerçekliğin üzerini örten örtü, sıyrıldığı gibi peşi sıra kapanır da; yine de o görünenleri unutmak, görmezden gelmek mümkün değildir. Söz konusu yazıda öykünün, “okurda yıllar sonranın algılarını hazırlayan, kısaca okuru değiştiren bir sanat” olduğu da vurgulanır. Onun öykülerindeki aydınlanma anları, tam da bu tanımda söylediği etkiyi yapar; öykü, bittikten sonra da etkisini sürdürür üzerimizde. Öykü kişilerinin kendilerini nasıl kandırdıklarını tam olarak kavrayıp kavrayamadıklarını öğrenemeyiz, ama bu soruyu kendimize sormadan edemeyiz. Kendini kandırarak sürdürülmüş bir hayatın boşluğunu görmek, iç dünyamıza dikkat kesilmek konusunda cesaretlendirici olur.

Özellikle kadınların hayatlarının toplumsal kurallarla nasıl yaşamasız hale getirildiğine ilişkin pek çok öykü kaleme almıştır Tomris Uyar. Onun öykülerinde başka türlü bir hayat kurma çabasından pes eden, toplumsal kabullere teslim olanlar çoğunlukla erkeklerdir. Onlar düzene ayak uydururken eşleri, sevgilileri olan kadınlar mutsuz bir hayata mahkûm olurlar. Yine de bu kadınlar bir noktadan sonra “Yeter!” deyip farklı bir yaşam sürme cesaretini gösterirler.

İnsanların kaderini içinde yaşadıkları toplumdan ayrı tutmaz Tomris Uyar. İnsanların seçimleri, toplumun, toplumsal değer yargılarının etkisiyle gerçekleşmektedir. Güvensizlik duygularını, ölüm korkularını besleyen, ihtiraslarını kışkırtan, toplum genelinin ya da ortalamasının bakış açısıdır.

Bununla birlikte bütün bu öykülerde direnen, mutsuz olma, yalnız kalma pahasına direnen kişiler de vardır. Bu gibi aykırı kişiler başka bir değerler dünyasının örnekleridirler. Aykırılıkları edebiyat açısından da önemser yazar. Bir söyleşisinde, Türk öykücülüğünde aksayan tek yanın, “aykırılıkların ele alınmaması” olduğunu vurgulaması bundandır.

Handan İnci’nin Tomris Uyar’ın her kitabından birer öykü seçerek hazırladığı Metal Yorgunluğu, onun öykü dünyasını tanımak için eşsiz bir başlangıç noktası. Genç öykü severler bu kitabın ardından Tomris Uyar’ın öbür kitaplarını da okumak isteyeceklerdir.

Metal Yorgunluğu
Tomris Uyar
Derleyen: Handan İnci
Yapı Kredi Yayınları
112 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz