İyi Kitap

Hüzün ergenliği boydan boya kat eder…

Hüzün ergenliği boydan boya kat eder…

Şiirsel TAŞ

Mirjam Pressler Haydi, Konuş Artık adlı romanında, 13 yaşındaki Karin’in yaşadığı ergenlik sancılarıyla bizi ergenlik denilen alacakaranlığın içine çekiyor. Pressler’in kitabı bir ergenlik çağı kitabı, ama bu kitabı sadece ergenlik çağında olanlar değil, “ergenlerle didişme çağında olanlar” da okumalı.

“Hüzün ergenliği boydan boya kat eder ve ona kimliğini verir,” diyor Talat Parman, Ergenlik ya da Merhaba Hüzün adlı kitabında. Alacakaranlık bir dönem, ergenlik dediğimiz şey. Peşinen kabul edelim ki ergen olmak da ergenle birlikte yaşamak da zor zanaat. Ergenliği yaşayan bilir; daha doğrusu, yaşayan yaşarken bilir ve işin garibi o dönem atlatılıp da üzerinden yıllar geçtikten sonra ergen olmanın ne menem bir çile olduğu unutulur. Ta ki, hayatımıza bir ergen girip de bize alacakaranlık kuşağının nasıl bir dönem olduğunu hatırlatana kadar.

Mirjam Pressler Haydi, Konuş Artık adlı romanında, on üç yaşındaki Karin’in yaşadığı ergenlik sancılarıyla bizi bu alacakaranlığın içine çekiyor. Pressler’in kitabı, bir ergenlik çağı kitabı ama gönül ister ki bu kitabı sadece ergenlik çağında olanlar değil, “ergenlerle didişme çağında olanlar” da okusun. Gönül arsızca biraz daha fazlasını ister ve der ki, roman her ne kadar Karin ile kız kardeşi ve annesini merkez alıyorsa da “dişil bir roman” olarak algılanmasın, mümkünse erkekler de okusun (ve erkekler okusun diye kitabın bir başka kapakla yeni bir baskısının yapılması gerekmesin!).

SADECE KONUŞABİLMEK!
Romanın ana karakteri ve aynı zamanda anlatıcısı olan Karin ile küçük kardeşi Moni ve anneleri, nohut oda bakla sofa bir evde, kıt kanaat geçinmeye çalışan bir ailedir. Evi döndürmek için sabahın köründe çıkıp, akşam iş hayatının getirdiği yıpranmışlık ve yorgunlukla eve dönen annesinin üzerindeki yükü hafifletme sorumluluğu uzun zamandan beri Karin’in omuzlarındadır. Öğrenme güçlüğü çeken, akranlarına göre daha yavaş gelişim gösteren Moni ile ilgilenmek, onu sabah okula götürüp akşam ödevlerinde yardımcı olmak, Karin’in görevidir. Moni yatağını ıslattığında annesi köpürmesin diye çarşafı gizlice yıkayıp kurutan, akşamları market alışverişine giden de Karin’dir. Karin’in annesiyle yaşadığı gerilimin en büyük kaynağıysa aralarındaki “konuşamama hali”dir. “Bizim evde hiçbir konu normal bir şekilde konuşulmaz, hiçbir konu! Ya kavga çıkar ya da trajedi yaşanır.”

ÖTEKİ OLMAK
Hal böyle olunca, Karin hiç görmediği, hatırlamadığı ve annesinin bir sır gibi sakladığı babasının kim olduğunu sormaya bir türlü cesaret edemez. İstenmeyen çocuk olduğuna inandırmıştır kendini. “Hiç anlamadığım annemi, annemle evlenmediğinin dışında hakkında hiçbir şey bilmediğim babamı düşündüm. Çocuk, yani beni istemiş olsaydı mutlaka annemle evlenirdi.”

Karin okulda başarılı bir öğrencidir ama yalnızdır. Sınıftaki tek dostu Alex’tir, ama onunla bile konuşamadığı, paylaşamadığı şeyler olduğunu hisseder. Hatta Alex’in evine ilk kez gittiğinde, en iyi arkadaşının ailesi ve yaşadığı yer hakkında hiçbir fikri olmadığını fark eder. Sınıfın gözde kızı Ulrike ile yaşadığı gerginlik, dışlanmışlık ve horlanma duygusu Karin’e kendini iyiden iyiye “ötekileşmiş” hissettirir.

Yaşadıklarının acısını çıkarmak için Ulrike’ye oynadığı oyundan ötürü hissettiği suçluluk duygusu, çektiği ilk âdet sancısı ve sınıfın ortasında yerin dibine geçtiğini hissetmesine yol açan olay üst üste gelince, Karin bir sinir krizi geçirir. “Öylesine üzgündüm ki, âdeta bir göle gömülür gibi bu hüznün içinde kayboluyordum. Birbirine karışmış, iç içe geçmiş hüzün ve uyku, rüyamda ve gözyaşlarımda ayrışıyordu. Etrafımı bir mağara gibi çevreleyen alacakaranlıkta, sanki bir boşlukta sallanıyordum.” Fakat bu kriz Karin ile annesinin ilişkisinde bir dönüm noktasının başlangıcı olur. Karin her ne kadar “Havalar, fiyatlar, okul, televizyon ve yemek gibi bazı konularda hemen herkesle konuşulabilir, ancak hüzün, ağlamak, korku ve utanç konularında açıkçası kimseyle konuşulamaz. En azından ben bunları konuşabileceğim birini tanımıyorum,” diye düşünse de, etrafında konuşabileceği insanlar olduğunu fark eder zaman içinde. Ona yardım etmek isteyen (öğretmeni Bayan Lier, aile doktoru Bay Hofer), onu dinleyebilecek (rehberlik merkezindeki psikiyatrist), onu beğenen (erkek arkadaşı Tommy), her koşulda ona destek olan (dostu Alex) insanlar olduğunu fark eder. Farkına varması gereken gerçeklerden biri de (belki de en önemlisi) annesine karşı duyduğu öfkedir. Sorulması gereken sorular, alınması gereken yanıtlar vardır. Konuşulamayanlar hakkında konuşmayı başardıkları anda kapı aralanır. Tommy’ye karşı hisleri, cinselliğe dair yaşadığı ilk kıpırtılar, hayatlarına annesinin erkek arkadaşının girmesi, Karin’in yaşadığı değişimin-dönüşümün bir parçasıdır ve Karin ne kadar yara bere içinde kalırsa kalsın, yaşadıklarından güçlenerek yoluna devam edecektir.

Hüzün ergenliği boydan boya kat eder. Ve büyümek zorlu bir süreçtir. Karin de farkına varır bu gerçeğin. “Büyümek aniden ortaya çıkmamıştı,” der, “Uzun süre bunu kabul etmek istememiştim.”

Haydi Konuş Artık
Mirjam Pressler
Çeviren: Zeynep Ersözlü
Kelime Yayınları
152 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Çocukluğunun en güzel günleri bir tavuk çiftliğinde ve İstanbul’un göbeğinde o dönemde istila edilmemiş kırlarda geçti. Tıp eğitimi aldı, hekim oldu, sonra çocuk kitaplarına merak sardı. Kurda kuşa, börtü böceğe düşkün ve en çok da onlarla ilgili okuyup yazmayı seviyor. Düşkurdu Bir Düş Kurdu, Börtü Böcek Güncesi, Zincir, Kar Benek Kara Benek ve Kim Korkar Mavi Kurttan adlı kitapları yazdı. Yazdığından çok daha fazla kitap çevirdi. Çevirdiğinden çok daha fazla kitap için eleştiri yazıları yazdı. Sürekli genişleyen kedi kadrosu, ara sıra bahçeye misafir olan yavru/yaralı martılar ve bir ergen gürgenle birlikte yaşıyor. Biyoloji, sağlık, kent doğası ve çocuklar üzerine kafa yoruyor. Ya evde çalışıyor ya ormanda dolaşıyor.

Yorum yaz