İyi Kitap

Engelaşan Ali

Simla SUNAY

Desen Yayınları’ndan çıkan, Belçika menşeli Ellerimdeki Kelimeler, eğlenceli ve hareketli çizimleriyle olduğu kadar konusuyla da dikkate değer bir çizgi roman. Duyma yetisi olmadığı için dünyayı elleriyle ve gözleriyle keşfeden, gene de neşesini yitirmeyen bu çocukla tanışın…

Tekerlekli sandalyesiyle meclise girip çıkmakta zorlanan milletvekilimiz Şafak Pavey, “özürlü” tanımından rahatsız. O “engelli” denmesinden yana. Sakat, kötürüm gibi sözcüklerse son derece rencide edici. Kör, sağır, dilsiz ve topal dememek adına “bedensel engelli” tanımı yaygınlaştı. Ancak yaşamak için bir engel değil hiçbiri… Oysa sadece “kör” dense bilinecek ki gözleri görmüyor, “dilsiz” dense konuşamadığı anlaşılacak; “engelli” dendiğinde ise sanki bütün çözüm yolları tıkanmış oluyor. Yine de Şafak Pavey haklı; “özürlü” demektense “engelli” daha iyi. Bana göre ise “engelli” demektense “bedensel dezavantajlı” daha iyi. Halk arasındaki kör ve sağır kelimelerini kullanmaktan çekiniyoruz ama en duyarlı tanımlamalar da bunlar sanırım.

Bedensel dezavantajlı bütün insanlarımızı kapsayacak doğru dürüst bir sözcük yok ne yazık ki. Bu durum ara ara kafamı çok kurcalar. Çocuklarla herkes için park ve durak tasarımı atölyeleri yaparken, hitapta zorluklar çektiğimi hatırlıyorum. Sonunda kendime bir kelime buldum; “ENGELAŞAN”. Tabii, buldum diyorum ama bu sözcük daha önce bir yerde telaffuz edildi mi emin değilim, ayrıca bedensel engellilerle ilgili konuşmalarda engel aştıklarından hep söz edilir. Yani bu  sözcüğe ulaşmak hiç de zor ya da meziyet değil… Hep birlikte bu sözcüğü denemeye ne dersiniz?

Ellerimdeki Kelimeler adlı çizgi romanın kahramanı Ali, altı yaşında bir işitsel engelaşan. Ali, “Herkes gibi görünüyorum. Yolda karşılaştığım hiç kimse farklı olduğumu anlamıyor. Herkes gibi yürüyorum, herkes gibi gülüyorum, herkes gibi oyun oynuyorum, herkes gibi yemek yiyorum,” diyor.

Ali, annesi konuştuğunda onun sesini duyamıyor. Ali’ye göre duymadığını bilmek annesini hep üzüyor. Oysa Ali duymanın nasıl bir şey olduğunu bilmiyor. Bu nedenle üzülmediğini söylüyor biz okurlara. Ali dudak okuyarak anlıyor ve işaret dili ile cevap verebiliyor.

Annesi babası bu işaret dilini biliyor. Dudak okuyabildiği için de Ali sıradan bir okula gidiyor, işitsel engelaşanlar için özel bir okula değil.

Ali’nin kardeşi yok, evde yalnız olmaktan şikâyetçi. O da diğer çocuklarla oynamak istiyor. Bu çok kolay olmuyor tabii. Neyse ki Ali’nin “mükemmel” bir arkadaşı var: Can. Ali, Can’la anlaşmakta zorlanmıyor, çünkü o konuşurken hep mimiklerini kullanıyor. Futbol oynamayı çok seviyorlar. Maç başlıyor. Sert bir oyun. Bağrışlar, çığırışlar, çarpışmalar, tekmeler, goller… Top, Can’da. Ali’nin arkasından ayağında top koşuyor. Ali’ye seslenerek pas veriyor ama Ali duyamıyor. Bu durumdan yararlanan karşı takım gol atıyor ve bizimkiler yeniliyor. Can, Ali’ye küsüyor, Ali üzülüyor.

Çocukların acımasız olduğu söylenir. Oysa bu tam anlamıyla doğru değildir. Vicdan öğrenilen bir şeydir. Çocuklar büyüdükçe daha duyarlı olurlar. Can, Ali’nin engelleri nasıl aşabileceğini unuttu. Bütün bunlar Ali’nin futbol oynamasına engel olmamalı. Engelleri aşmak için her zaman doğru ortamlar olmayabilir. Bunun için çaba gerekir. Bu sonuca, sınıf öğretmenlerinin resim dersinde otoportre yaptırması sırasında yaşananlardan varıyoruz. Ali resim dersinde ne yapılacağını tam anlayamıyor ve arkadaşlarının çizdiklerini izliyor. Her öğrenci kendini çiziyor. O da denemek ister. Kendini çizer. Ama bir kâğıda değil… Sağ eline bir ağız, sol eline ise bir göz çizer Ali. Öğretmeni çok etkilenir ve gülümser. Sınıfa Ali’nin resmini (yani ellerini) gösterir ve anlatır. Ali gözleriyle çevresinde ne olup bittiğini anlamakta ve elleriyle de söylemek istediklerini iletmektedir. Öğretmenin bu açıklamaları sınıfın Ali’yi daha iyi anlamasını sağlar. Sonra hep birlikte sessiz sinema oynarlar. Bu oyun tam da Ali’ye göredir. Öğretmen en iyi kimin oynadığını sorar. Bütün sınıf Ali’yi gösterir. Ali çok mutludur. Annesi okula Ali’yi almaya geldiğinde öğretmen olanları aktarır. Annesinin içi daha rahattır artık. Ali’nin okula ve sınıfa uyum sağladığı kadar, artık okul ve sınıf da Ali’ye uyum sağlamıştır.

Belçika menşeli bu duyarlı ve eğlenceli çizgi roman, son aylarda ilgiyle izlediğim, çizgi diline değer katan Desen Yayınları’nın kitaplığımıza bir hediyesi.

Düşünün, tümüyle işitsel engelaşanlarla dolu bir partiye gittiğinizde, işaret dilini bilmiyorsanız eğer kendinizi nasıl yalnız hissedersiniz. O anda asıl siz bir engelaşansınızdır. Duyarlılık, farkındalık; parmakla işaret ederek, zorla yardıma kalkarak değil, engelaşanları kalbimizle gördüğümüz zaman oluşacaktır. Engelaşan Ali bunun çok güzel bir örneği…

Ellerimdeki Kelimeler
Bénédicte Gourdon
Resimleyen: Malika Fouchier, Le Gohan
Çeviren: Özden Tuna
Desen Yayınları, 32 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz