İyi Kitap

Sanatçıların gözünden sanata dair manzaralar

Sanatçıların gözünden sanata dair manzaralar

Toprak IŞIK

İshak Reyna çeşitli yazarların sanat üzerine hikâyelerini derlediği Sanatçı Öyküler adlı kitabında, okuru hem sanat üzerine düşünmeye çağırıyor hem de bu tema vesilesiyle çeşitli yazarlarla tanıştırıyor. Farklı yazarların kaleminden sanatın ve sanatçının halleri…

Sanat sadece yapılan bir şey değil. Onun üzerine kafa yormak, konuşmak, değerlendirmelerde bulunmak da çok yaygın. O zaman sanatçıların sanat hakkında konuşup yazmaları da doğal bir durum. Sanatçı Öyküler’de İshak Reyna bu doğal durumun ürünlerinden bir seçki derlemiş. Edebiyat, tiyatro, müzik, dans ve diğerleri… Hepsinin bir olduğu tarih öncesi dönemlerden, her birinin ayrıştığı günümüze kadar sanatın başından geçenleri konu edinen bir anlatıyla başlıyor kitap; ardından, belki de bu derlemenin ev sahibi olduğu için, ilk söz edebiyata verilmiş. Fatih Özgüven, yazarın da anlatının içinde olduğu paradoksal kurguya sahip bir öykü üzerinden yazım sürecini örneklemiş. Doğu Yücel ise tiyatroya dair öyküsünde, sahne tozunun gerçek bir oyuncu üzerindeki gerçeküstü etkisini konu edinmiş. Tıp istediği kadar bu kalp bu gövdeyi çalıştırmaz desin. Perde kapanmadan Azrail orağını savurmuyor; oyun devam ediyor.

SAHTE ÖLÜNÜN ŞÖHRETİ
Sabahattin Ali, kendi doğal ortamından kopartılan müzisyenin, sanatın üniformalıları karşısında hissettiği yabancılığı ve gölgelenen yeteneğini seriyor gözlerimizin önüne. Öykünün sözü net: Bülbüle şarkısını söyleyebileceği ferahlığı sağlayamayacaksan, bırak özgür kalsın. O kendi doğal ortamında sanatını sürdürecek güçtedir ve altın kafeste yaşama şansını kaybettiği için ezilmeyecek kadar da mağrurdur. Kahraman, öykünün yazarı büyük şairin dizelerini rehber edinmiş gibi, başını öne eğmiyor, ağladıysa da hiç duyulmuyor.

Mark Twain, tanıdık neşeli üslubuyla, topluma çalım atmayı başaran dört ressamın öyküsünü anlatmış. Başlangıçta finansal zorunluluklar yüzünden sadece şalgamla beslenerek sanatlarını icra ediyorlar. Ekonomileri tamamen dibe vurunca da içlerinden birini öldürmeye karar veriyorlar. Şalgam masrafları azalsın diye değil; onu zaten hiç bulamaz hale geldiklerinden bir çıkış arıyorlar ve toplumun sanatçıları öldürmeden güldürmediğini keşfediyorlar. Planlarını uygulamaya koyup, hiç firesiz, sahte ölüye cömertçe sunulan şöhretin sefasını sürüyorlar. Sanatçılara karın tokluğunu bile çok gören toplumun parçası olduğunuzu unutuyorsunuz; kadri bilinmemiş bir ressammışsınız gibi içinizin yağları eriyor.

İvo Andriç’ten adsız sansız bir köprünün öyküsü… İnsanları ve hayvanları Zepa Nehri’nin bir yakasından diğerine taşıyor. Bir akşamüstü onun taş parmaklıklarına yorgun argın yaslanan bir yolcu öyküsünü yazmaya karar verene kadar, kimse mimarını da hatırlamıyor.

SANATA DUYULAN AŞK
İtalo Calvino fotoğraf sanatı için konuk olmuş kitaba. Sanatçının sanatının içine gömülüp gitmesi sürecini anlatmış. Bu sürecin doğurduğu yabancılaşmayı didiklemiş. Adına yabancılaşma deyince olumsuzlama oluyor. Sanatçının sanatına duyduğu aşk demeli belki de. Öyle bir aşk ki kanlı canlı gerçek bir aşk yanında metelik etmiyor. Kadın çırılçıplak karşısında dururken, sanatçının aklında sadece, onun fotoğrafı çekilebilir haliyle çekilemez halini tek bir karede birleştirmek var.

Sanatla sanatçı arasındaki aşk ilişkisine değinen kitabın bir başka konuğu ise Levent Cantek. Akıllı uslu bir hayatı öğütleyenlerce döşenmiş bütün oklar başka yönü gösterirken, neden çizgi romanın peşinden gittiğini anlatıyor o da. Aşk yüzünden… Bunun ötesinde bir açıklamayı gereksiz görüyor Cantek.

Gaye Boralıoğlu, yazım sürecinde bir senaristin, yapımcı ve izleyicinin isteklerini tatmin etmek için koştururken düştüğü çıkmaz sokaklarda gezdiriyor okuru eğlenceli bir üslupla. Dansla ilgili öykü çok kısa… Yarım sayfa… Ama bu kısalık öykünün ana fikri ile birebir örtüşüyor: Adımların düzenindeki karmaşıklığı sakın düşüme! Sadece dans et! Heykel’in payına da sanat hakkında konuşmaya çok meraklı olan Oscar Wilde’dan yarım sayfalık bir öykü düşmüş. Olay örgüsü, güçlü bir çatışmaya dayanıyor. Merkezde, Bir An Süren Zevk’in heykelini yapmak var. Engel ise sanatçının bunu yaparken kullanabileceği tek malzemenin bitmiş olması… Bakalım sanatçı bir anlık zevk için kendisinin yaptığı bir başka eseri bozacak mı? Yanıtı öğrenmek için yarım sayfanın tamamını okumak gerek.

Kitabı bitirdiğinizde, farklı sanatçılara ve farklı sanat dallarına dair edebi görüntüler oluşuyor kafanızda. Yazarların kimisi hayalci, kimisi tutkulu, kimisi Mark Twain gibi gerçekçi ve hınzır… Sanatçı olarak durdukları konumdan görüneni aktarmışlar. İzlemeye ve hatta incelemeye değer manzaralar çıkmış ortaya.

Sanatçı Öyküler
Derleyen: İshak Reyna
Kelime Yayınları, 128 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Toprak Işık 1973 yılında Elazığ'da doğmuştur. Üniversite birinci basamak sınavında Türkiye 9.su, ikinci basamak sınavında Türkiye 16.sı olarak girdiği Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden 1996 yılında mezun olmuştur. Bir süre New York’ta yaşadıktan sonra yazarlığa daha fazla zaman ayırabilmek için 2008 yılından itibaren İstanbul’a yerleşmiş ve mühendislik yaşamını araştırma geliştirme projelerinde danışmanlık yaparak sürdürmeye başlamıştır. Yetişkinler ile çocuklara yönelik yirmiye yakın kitabı ve Devlet Tiyatroları Repertuvarında üç oyunu bulunmaktadır. Ayrıca yoksulluk, tüketim kültürü ve toplumsal cinsiyet konularında akademik çalışmalar yürütmektedir. Uluslararası konferanslarda sunulmuş bildirileri ile ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Seher Cesur Kılıçaslan ile birlikte gerçekleştirdikleri, oyun teorisi ve davranışsal iktisadın yoksullukla mücadeleye olası etkilerine yönelik çalışmaları 2015 yılında ABD’de kitap bölümü olarak yayımlanmıştır.

Yorum yaz