İyi Kitap

İnsan olmayı öğreten bir anneanne…

İnsan olmayı öğreten bir anneanne…

Zarife BİLİZ

Kemal Özer, Güneş Arkasına Baktı adlı kitabında, günümüzün artık giderek değişen insan tiplemelerine karşın hiç eskimeyecek pek çok karakteri, sokağı, komşuluğu, insanlığı öne çıkarıyor. Gerçekliğinden zerre ödün vermeden, masal tadında hikâyelerle roman lezzetinde bir anlatı sunuyor.

Edebiyatın içinde çocuk edebiyatı/ yetişkin edebiyatı diye ayrı alanlar açmak anlamlı mıdır, değil midir tartışmaları süredursun, bir çocuk kitabıyla yetişkin kitabını ayıran birtakım unsurlar sayılabilir elbette. Ama diğer yandan tek bir ortak nokta var ki hangi eserde varlığını gösteriyorsa oraya “edebiyat” damgasını vurmaya yeter. Zaman zaman bazı çocuk kitaplarını elime alıp görev gibi, içten içe, bir an önce bitsin diye okurken, ilk soru işaretleri de kafamda belirmeye başladı. Bir edebiyat eseri çocuklara yazıldı diye “çocuk işi” muamelesi görüyorsa, bu sebeple beklenti düzeyi düşürülerek okunup değerlendiriliyorsa işte o noktada bir sorun var demekti. Nitekim Kemal Özer’in Güneş Arkasına Baktı adlı kitabın okurken, soru işareti bir yanıta dönüştü somut olarak. Bir yapıt ister çocuğa ister yetişkine yazılmış olsun, okuyan kişi olarak bize bir tat, bir duygu iletiyor, bir tür heyecan veriyorsa, kendini “iş gibi” okutmaktan öte bizi içine çekiveriyorsa, edebiyat denilen büyücünün külahının ucu görünmüş demekti. Külahın altındaki sihir dolu kafanın içinde nelerin olması gerektiği ya da okurun orada gördükleri ise şüphesiz kişiden kişiye değişebilirdi.

TÜRLERİN KARDEŞLİĞİ
Özer’in Güneş Arkasına Baktı adlı kitabının edebiyatımızda ilk belirişi değil bu; daha önce iki kez basılmış. Okura verdiği edebi tada bakılırsa daha nice kez basılacağına da şüphe yok. Eserin edebi olarak hangi türe girdiğine kafa yormak ise aslında hayli verimli bir fikir jimnastiği. Zira kitabı oluşturan öykülerin genel
bir çatı altında birleşmesiyle, mekân ve karakter bolluğuyla ve farklı olay örgülerine yer verilmesiyle eser bir romana yakın duruyor. Ancak romandan ayrıldığı nokta tüm bunlara rağmen onu öyküye yaklaştırıyor. O da kitabın her bir bölümünde bir hikâyeye konu olabilecek farklı bir olaya yer verilmesi ve bu olaylar arasında ortak bazı karakter ve mekânlarla bütünlük sağlansa da, eserin, romanın o örgün yapısındansa, bu parçalar aracılığıyla bir hikâyeler toplamına yakın durması.

Edebi türler konusunda eserin bize düşünme alanı sunduğu diğer nokta ise söz konusu olay ve anlatıların, usta yazarın çocukluk anılarına dayanması. Duymuşluğum vardır; gayet nitelikle bir eser için, “Ama o anılarını yazmış, hikâye sayılmaz,” sözünü. Bir kişi anlatılarında anılarına yer verdi ya da öykülerini
anılarından yola çıkarak kaleme aldı diye o eser edebi olmaktan, yazdıkları hikâye olmaktan anında azledilebilir mi? Hiç sanmıyorum. Kaldı ki Özer’in kitabı bunun canlı bir örneği. Kaynağı nerede olursa olsun, ister hayal dünyamızda isterse gerçek yaşantılarımızda, bir anlatıyı öykü yapan şey bambaşka bir yaratı ve duyarlılık gücünde çünkü. Çocuklara yazılmış bile olsa, anlatılan şeyi, her yaştan okura merak, heves ve keşif duygusuyla bir solukta okutabilmekte.

Özer bu kitabında bize Balkan Harbi’nden II. Dünya Savaşı’na uzanan bir zaman dilimini, bir çocuğun gözünden, duyarlılık ve duygu yüklü, dupduru ama incelikli bir dille anlatmış. Tüm mahallelinin hayran olduğu bir anneanneye sahip olan kahramanımız, anneannenin zor koşullarda geçen yaşamı aracılığıyla Balkan Harbi’ne, Balkan topraklarından Anadolu’ya yapılan göçe tanık oluyor. II. Dünya Savaşı’nı ise bizzat kendisi yaşıyor. Babası bir makinist olduğu için sık sık evde olmayan, kendisinden önceki çocukları öldüğü için oğluna aşırı düşkün annesinin baskısı altında yorulan küçük kahramanımız, anneannesinin sırf onun değil, herkesin takdirini kazanan erdemleri ve kişiliği sayesinde paha biçilmez bir çocukluk yaşıyor. Masalları, anlatıları komşuları kış geceleri eve toplayan; sürekli sokağa karşı oturduğu minderinin yanı başında mangalı, üzerinde her an gelebilecek bir misafirle paylaşılmak üzere kahve cezvesiyle hazır bekleyen; sarma sigarasını keyifle tellendiren, çok görmüş, çok yaşamış bir anneanne bu. Çok iyi bildiği el işlerini, yemek tariflerini tanımadığı insanlarla bile çekincesizce
paylaşan; “bir hüneri öğreterek başkalarını da hüner sahibi yapmakla insanın değerinin azalmadığını , tersine daha da arttığını,” söyleyen; kendisine akıl danışmaya gelenlere önce bir hikâyeyle meseleyi açıp, sonra “onların da dedikleri üzere” ya da “o gün nasılsa yine öyle” diyerek diyeceğini diyen, nasihatini bile kendine mal etmeyen edepte bir anneanne. Hayatımızda çoktan yitip gitmiş, kaybolmuş ama aslında hep örnek alınması gereken insan karakterlerinden… Edep, terbiye, paylaşma, dayanışma, komşuluk bilen; zorlukları, direnmeyi ve umudu hayatın içinde öğrenmiş, doğallığında kendi varlığıyla gösteren…

Güneş Arkasına Baktı günümüzün artık giderek değişen insan tiplemelerine karşın böyle hiç eskimeyecek pek çok karakteri, sokağı, komşuluğu, insanlığı öne çıkarıyor. Gerçekliğinden zerre ödün vermeden, masal tadında hikâyelerle roman lezzetinde bir anlatı sunuyor. Sevgili Kemal Özer’in bu incelikli ve tatlı dilli, zamanlar ötesine uzanan edebi gücünü nereden aldığını anlıyoruz böylelikle. Onun anneannesine verdiği selamı biz devralıyor, kendisi hiç itiraf etmese de edebiyat kokan ellerinden sevgiyle öpüyoruz.

Güneş Arkasına Baktı
Kemal Özer
Resimleyen: Reha Barış
Tudem Yayınları, 64 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

lorem ipsum lorem ipsum lorem ipsum

Yorum yaz