İyi Kitap

Modern çağın öykü çocukları…

Modern çağın öykü çocukları…

Ecem Nida DİNÇTÜRK

Çocukların Nobel’i olarak anılan Astrid Lindgren Anma Ödülü’ne aday gösterilen Seza Kutlar Aksoy’dan psikolojik irdelemelerin gözden kaçamayacağı, samimi çocuk öyküleri… İçinde beş öykünün yer aldığı Düşler Tramvayı hüznü umutla ve düşlerle harmanlıyor.

Çocuk olmanın en büyük keyfi hayal dünyanıza sınırlar koyma gereği duymamaktadır. Gerçekçi olmak için hiçbir sebep yoktur ve bir çocuğun mutluluğu hayallerinde gizlidir. Seza Kutlar Aksoy Düşler Tramvayı adlı kitabında, birbirinden farklı ama ortak paydalarda buluşan beş çocuğun öyküsünü anlatıyor bizlere. Çaresiz görünen ama aslında sadece kafası karışmış ya da yolunu kaybetmiş çocuklar bunlar… Matematikten anlamadığı için “tembel” yaftası yiyen Mutlu, yalnızlığının çaresini televizyonda arayan Serin, mendil satarak yaşadığı dünyasını kırmızılarla ayakta tutmaya çalışan Fadime, “insanlığı” sorgulayan İlker ve hiçbir masalın sonunu mutlu bitiremeyen Bade.

MODERN ÇAĞDA ÇOCUK OLMAK
Her şeyden önce hakkını teslim etmek gerekir ki öyküler kuvvetli bir psikolojik algının üzerinde yükseliyor. Böylece okura da kendi sıkıntıların aşmak üzere bir yol açılmış oluyor. “İnci” adlı öyküdeki Mutlu’yu ele alalım mesela. Mutlu, matematikten anlamadığı ve hep uydurmaca hikâyeler anlattığı için gözde bir öğrenci olmaktan uzaktır. Sınıfta kendisinden parlak arkadaşları, evde ise notları hep “pekiyi” olan ablası vardır. Aslında Mutlu’nun cevheri anlattığı hikâyelerde gizlidir.
Öyküde basit bir ayrıntı olarak Mutlu’nun bir dönem karın ağrıları çektiğinden ve sonrasında bu ağrıların sinirsel olduğunun anlaşıldığından bahsediliyor. Bu çok tanıdık bir tepki değil mi? Mutlu gibi ilgi görmeyen çocukların hep bir yerleri ağrımaz, acımaz mı?

Bir de Serin var tabii. Serin, bahsettiğimiz modern çağ kuşağının “yalnız apartman çocukları” kısmını temsil ediyor. Resim yapmayı sevmesine rağmen televizyon ile vakit geçirmeyi tercih ediyor. O kadar ki zamanla tek arkadaşı televizyona dönüşüyor. Yorgun düşüp uyuyakaldığında ise kendini tuhaf kabusların ortasında buluyor. Kabusunun sonunda “televizyon kafalı” bir çocuğa dönüşmesi de Serin’in kabuslarının ipucu. Serin’in kabusları, annesinin yanında uyanması ile sona eriyor. Aslında öykü, başlangıç ve bitişiyle Serin’in yaşadığı sıkıntının sebebini zaten ele veriyor.

“Kiraz Kırmızısı” için ise modern bir Polyanna öyküsü demek mümkün. Küçük yaşına rağmen mendil satarak yaşamak zorunda olan Fadime’nin mutlu olması için kırmızı bir şeylerin varlığı yeterli. Kırmızı ayakkabılar, kirazlı pastalar, en çok da Beyoğlu’nun ortasından gün aşırı geçip duran o cânım tramvay! Küçük şeylerden mutlu olabilmeyi henüz unutmamış yaşlarında Fadime. Ve hayata bağlılığını bu küçük, kırmızı mutluluklar kuvvetlendiriyor.

SADECE İNSAN OLMAK
Kitaptaki beş öyküden en iyisini seçmeye kalkmak büyük bir adaletsizlik olur. Çünkü gerçekten hassas olan konular oldukça gerçekçi ve yumuşak bir dille anlatılıyor. Yine de kendi adıma, son iki öykünün favorim olduğunu söylemekte sakınca görmüyorum. Çünkü küçük bir çocuğun gözünden insanlığı ve toplumda hüküm süren kadın-erkek ayrımını sorgulayabilmek gerçekten etkileyici.

“İnsanlık”, on iki yaşındaki İlker’in basit bir otobüs yolculuğuyla başlayan ve sonrasında “büyüme yolculuğu”na dönüşen hikâyesi. Ama en önemlisi, birer karakter olarak “kadın” veya “erkek” olmanın farkını irdeliyor olması. Bu çetrefilli konuya ise İlker, yetişkinliğinde nasıl biri olacağını düşündüğünde kurduğu bir cümle ile ışık tutuyor: “İnsanlık öldü mü! Neymiş? İnsanlıkmış… İşte bu hepsinden iyi.”

Son öykünün kahramanı Bade ise kitapta öyküsü anlatılan çocuklar arasında hayal gücü en kuvvetli olanı. Öte yandan da en umutsuzu. Bade de öyküler uydurmayı seven, hayal dünyası sınır tanımayan bir çocuk. Ama bir problemi var: Bade’nin hiçbir masalı mutlu sonla bitemiyor. Yazarın Bade’nin hayatına dair verdiği ayrıntılar ışık tutuyor sonrasında duruma; Bade aslında mutluluğu tanımıyor. Bu yüzden öykülerinde ona yer veremiyor. Oysa ki Bade’ye masallarını mutlu bitirmesi karşılığında harika bir ödül vadediliyor: tüm okul masraflarının karşılanması! Bade çaresiz kalıyor, ne kadar çabalarsa çabalasın mutlu bir son uyduramıyor masallarına. Ama Seza Kutlar Aksoy, Bade kadar çaresiz bir öykücü değil neyse ki! Kendi masalını, Bade’nin masalına bir mutlu son bulabilmesi ile mutluluğa erdiriyor.

Seza Kutlar Aksoy Düşler Tramvayı’nda yeni yüzyılın tipik çocuk hallerini irdeliyor. Fakat sımsıcak öyküleriyle bize durumun o kadar umutsuz olmadığını hatırlatıyor.

Düşler Tramvayı
Seza Kutlar Aksoy
Resimleyen: Saadet Ceylan
Tudem Yayınları, 72 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1990 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. İstemeyerek girdiği bölümden, bir meslek aşığı olarak çıktı. Dünya Gazetesi’nde editörlük ve muhabirlik yaparak başladığı meslek yaşamını, TRT’de çeşitli kültür sanat programlarında sürdü. Son olarak Sputnik Haber Ajansı’nda görev aldı ve hem akıl hem ruh sağlığı için daha çok yol almadan gazetecilik yapma hayalini rafa kaldırdı. Şimdi Milliyet Kitap, Milliyet Sanat, Agos Kirk ve İyi Kitap gibi yayınlarda edebiyat yazıları yazıyor, röportajlar yapıyor, diğer yandan blog yazarlığı meselesini çözmeye çalışıyor. Aklını başında tutabilmek için ise çocuk kitaplarına sığınıyor. Uzun yürüyüşlere, bisiklete, pikniğe tutkun; denize, güneşe, toprağa, meyveye ve toplara pek düşkün bir oğlana meftun.

Yorum yaz