İyi Kitap

Yutabileceğinizden fazlasını ısırmayın!

Yutabileceğinizden fazlasını ısırmayın!

Ceyhan USANMAZ

Bebeklik döneminde katı gıdalarla beslenme zamanının gelmesiyle başlıyor “yemek savaşları” ve bazılarımız için bir ömür sürüyor. Yemek Savaşları bu zorlu süreçte hem anne baba olarak bize hem de çocuğumuza yardım vaat ediyor.

Küçük bir ayaktan çıkmış ya da bilerek çıkarılmış bir çorabın yeniden giydirilmesi gerçekten de çoğu zaman bir “çatışma”ya dönüşebilir. İnatla tepinen ayaklarda hedefi tutturmak o kadar da kolay değildir ne de olsa. Hatta içinde bulunduğumuz mevsim şartlarını göz önünde bulundurduğumuzda; eldiven giydirmeye, bere taktırmaya ve dahası kaşkol dolamaya çalışmak daha çok anne babaları terletir… Anne ve babalar ile çocukları arasındaki inatlaşmalara birçok örnek verilebilir; ama bu mücadeleler arasında, bir “savaş”a dönüşme olasılığı en yüksek olan durum ise büyük bir ihtimalle beslenmeyle ilgili olanlardır diyebiliriz. Laura A. Jana ile Jennifer Shu’nun birlikte kaleme aldığı Yemek Savaşları adlı kitap, tam da bu noktada devreye sokulabilir. Kalıcı bir barış sağlamak adına, hem çocuk doktoru hem de anne olan –bir başka deyişle, teorik ve pratik bilgiyi bir araya getirme imkânı bulunan– ikilinin kitabına göz atmakta fayda var.

Kitabın ilk sayfalarında, bu mücadeleye girişmeden önce izlenecek stratejiler sıralanırken, yemek yemenin çocuklar için içgüdüsel olarak başkaldırmaya meyilli bir aktivite olduğunun kabul edilmesi gerektiği vurgulanmış. Stratejiler de şöyle sıralanabilir: Yiyecekler üzerine savaşmamaya ant için, kendinize konunun sadece bir lokmayla ilgili bir şey olmadığını hatırlatın, terlediğinizi fark etmelerine izin vermeyin, yiyecekleri beslenme için kullanın, eğer ilk seferinde başaramazsanız tekrar tekrar deneyin, sevdiklerini ve sevmediklerini bilin, beslenmeyi eğlenceye dönüştürün, âna değil bütüne odaklanın…

PRATİK ÇÖZÜMLER
Bebeklik döneminde, katı gıdalarla beslenme zamanının gelmesiyle başlıyor “yemek savaşları.” Bu noktada kaçınılmaz olarak karşılaşılan sorunlardan biri, “kendi kaşığını tutma” meselesi. “Altı aylık bebekler bile genellikle kaşıkla beslenmeye direnirler, bunun yerine hareketin içinde olmayı ve kendi kaşıklarını kendi ellerinde kullanmaya izin verilmesinde ısrar ederler.” Bu durum için örneğin “2 kaşık yaklaşımı”nı önermiş yazarlar: “Eğer bebeğiniz kaşığını (ve içindekileri) güvenilir biçimde ağzına götürebilme koordinasyonunu gerçekten kazanmadan önce yemek zamanında kendi kaşığını tutma bağımsızlığını ilan etmeye başlamışsa, ona fazla zarar vermeden kullanabileceği bir iki adet plastik kaşık vermeyi deneyin. Bu yöntemle sizin kaşığınızı yakalamasına fırsat vermeden yiyeceği gitmesi gereken yere ulaştırmaya devam edebilirsiniz.”

Sık karşılaşılan bir sorun olarak, neden yeşillerin (yani sebzelerin) çocuklar tarafından ikinci sınıf besin muamelesi gördüklerinin açıklaması ve çözüm yolları da kitaptaki önemli konulardan biri. Ebeveynlerin çocuklarına sebze yedirmekle ilgili süregelen mücadelelerine yeni bir ışık tutmaya çalışmış yazarlar. Doğrudan başarılamıyorsa sorunun etrafından dolaşmanın ya da kestirme yolların ipuçları var kitapta. Örneğin sebzeleri “saklayarak” sunmak… Sebzeleri çorba haline getirerek, soslara ekleyerek, lazanya içinde, ekmek hamuruna katarak ve patates püresi kandırmacası uygulayarak dikkat çekmeden hareket etmenin yöntemleri sunulmuş. Bazı çocuklar için ketçapla her şeyin tadı daha güzeldir, kabulünden hareketle, nispeten zararsız bir ketçapla birçok istenmeyen besinin yedirilebileceği de sunulan önerilerden. Beslenme kuşkusuz yalnızca yiyeceklerle ilgili bir konu değil, geniş bir yer tutan diğer unsur da içecekler… Biberonla başlayan içecekler faslı, dönüp dolaşıp gazlı içeceklere de sıçrıyor ister istemez. Diş fırçalama, boşaltım problemleri, alerjiler de kitabın kapsamı içinde. “Mızmızlanma ve Beslenme” ile “Yiyecekleri Fırlatmak” başlıklı bölümler ise hem kitabın “rahat” dilini hem de kitaptaki bilgilerin yalnızca teorik olmadığını göstermesi açısından önemli. Ayrıca her ne kadar kitap boyunca Amerikan merkezli bir tutum sergileniyorsa da beslenme mücadelesinde birçok şeyin evrensel
olduğunu biliyoruz.

Başka bir kitap vesilesiyle bu örneği daha önce vermiştim, ama gerçekten de çok çarpıcı olduğu için burada tekrarlamak isterim. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de takipçilerinin sayısının giderek arttığı Slow Food (Yavaş Yemek) hareketinin kurucusu Carlo Petrini, toprakla ilişkisi kopma noktasına gelen şehir çocuklarının yiyecek kokularını bile tanımlamakta zorlandığına dikkat çeker. Örnek olarak da, elma kokusu koklatılan şehir çocuklarının çoğunun bunu şampuan kokusu olarak algıladığını söyler. Durum bu kadar kötü olamaz, gözlerimle görmeden inanmam, diyenlere, İngilizlerin ünlü şefi Jamie Oliver’ın İngiltere ve Amerika’daki okullarda Food Revolution (Yemek Devrimi) adı altında başlattığı sağlıklı beslenme girişimi çerçevesinde kayda alınanlara göz atmalarını öneririz. Örneğin anaokul çağındaki çocuklarla bir araya gelen Jamie Oliver, onlara bir salkım domates gösterdiğinde, elindekinin ne olduğuna dair doğru bir yanıt alamamış, ama ketçapı hepsi biliyormuş. Yine aynı şekilde, bir başka okulun yemekhanesinde önlerinden patates kızartmaları alınıp çöpe atılan öğrencilerin, “Peki şimdi ne yiyeceğiz,” diyen bakışları da gerçekten dikkate değer. Aslında Türkiye topraklarındaki durum şimdilik bu kadar da vahim değil, ama gidişatın ne yönde olduğu aşikâr. Dolayısıyla beslenme mücadelesi gün geçtikçe daha da çetin bir hal alıyor.

GERÇEKÇİ OLUN!
Sonuç olarak da şu samimi cümlelerini aktarabiliriz yazarların: “Her zaman insanın kendi kekini pişirmesi ve yemesi ne kolaydır ne de gerçekçidir. Biz mükemmel anneler değiliz, siz de kendinizin mükemmel bir anne olmasını beklemeyin. Oldukça samimiyetle söylüyoruz ki; ister beslenme bilgisi olsun, isterse başarılı aşçılık, biz böyle bir şeyin olmadığına ikna olduk. Bu kitapta çok sık görülen yemek mücadelelerinden bazılarından oluşan bir listeyi önünüze koyarken, bunları kesinlikle kendi eğitiminiz için kullanacağınızı umut ettik. Lütfen yutabileceğinizden fazlasını ısırmayın.”

Yemek Savaşları
Jennifer Shu, Laura A. Jana
Resimleyen: Zeynep Özatalay
Çeviren: Cengizhan Elmas
İmge Kitabevi Yayınları, 335 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1980 Bursa doğumlu. Yayın hayatı sona erene kadar, yaklaşık dokuz yıl, aylık kitap ve eleştiri dergisi Virgül’ü çıkaran ekibin içinde yer aldı. Kanat Kitap'ın kuruluşundan itibaren editörlerinden biri olarak çalıştı. Çeşitli yayınevlerinde serbest editörlük yaptı. Şu sıralar, Açık Radyo'daki haftalık programlarına devam ediyor ve güncel edebiyat dergisi SabitFikir’in genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.

Yorum yaz