İyi Kitap

Çocuk gibi çocuklar kulübü…

Şiirsel Taş, seri halinde raflara akın eden kitapların kendisinde yarattığı kaşıntıyı anlattığı bu yazısında,
İgi’nin niye ayrı bir yeri olması gerektiğini açıklayıp, onu “çocuk gibi çocuklar kulübüne” dâhil ediyor.
Bu arada İgi’nin ilki kadar hınzır ve sevimli yeni macerası çıktı: Mutlu Yıllar İgi!

Şiirsel TAŞ

Bir çocuk kadar açık sözlü olmak gerekirse, çocuk kitaplarında bir kahramanın seri maceralarından oluşan dizi dizi kitaplara karşı bir nevi alerjim olduğunu söyleyebilirim. Bu tür kitaplar bende şiddetli bir kaşıntıya neden oluyor. Oysaki Pıtırcık, Pippi Uzunçorap gibi, bugünün çocuklarına kadar ulaşan çocuk kahramanların serilerini okuyarak büyümüşüm, üstelik okurken pek de keyif almışım (hâlâ da alırım), o zamanlar hiç kaşınmamışım, peki şimdi neden bu değişiklik? Sanırım şundan: Pıtırcık ve Pippi ile tanıştığımız yıllarda raflar dizi dizi çocuk kitaplarıyla dolup taşmazdı. Şimdiyse raflar dolu, kitaplar dizi dizi, kahramanlar sürüsüne bereket ama Pıtırcık, Pippi ve benzerlerini mumla arıyoruz. Arada rastladıklarımızı da öpüp bağrımıza basıyoruz.

İgi, öpüp bağrıma bastıklarımdan oldu. İgi ve Ben’in ardından ikinci kitabın (Mutlu Yıllar) çıktığını öğrenince, Pavlov’un köpeği gibi koşullanmışlıktan mütevellit bir kaşıntı başladı hafiften; anlayacağınız üzere daha ilk kitabı okumamıştım. İkinci kitabı okumadan önce ilk kitabı okumak gerekir, öyle değil mi? Aslında değil. Bu tür serilerde genelde farklı kitaplardaki maceralar birbirinden bağımsız olur; o yüzden de kitapları sırayla okumanız gerekmez. Olsun, saplantı değil mi, ben yine de önce ilk kitabı okudum. Ve İgi ile tanıştım. Bir sabah kalktığında ana babasının kendisine verdiği ismi kullanmayı reddeden ve ismini değiştiren (İgi’nin gerçek ismi Sam ve ilk kitabın ilk öyküsünü okumasaydım bunu asla öğrenemeyecektim), makası eline aldığı gibi saçlarını kesip kendini kuşa çeviren o küçük inatçı keçiyi yavaş yavaş tanıma fırsatı buldum. Rol kesmeye meraklı, oyuna sevdalı, laf ebesi, enerjisi dizginlenemeyen, neredeyse kanlı canlı diyebileceğim bir karakter vardı karşımda.

PITIRCIK, PİPPİ VE İGİ
İkinci kitaba başladığımda artık kaşınmıyordum! Çünkü İgi, Pıtırcık ve Pippi ile muhabbete başlamıştı. “Hadi bakalım, kenara kayın azıcık, ben geldim,” dedi Matilda ile Zackarina’ya. Ve
teklifsizce yerleşiverdi aralarına. Ben de gönül rahatlığıyla Mutlu Yıllar’ı okumaya başladım.

İkinci kitabın büyük bölümü İgi’nin altı yaşına basacağı doğum günü kutlamasıyla ilgili. Doğum günü öncesi hazırlık, parti ve sonrası. Doğum günü armağanı olarak bir hamster isteyen İgi, annesiyle babasını ikna etmeye çalışır ama başarılı olamayınca, onların isteği üzerine bir armağan listesi hazırlamaya girişir (başında, ortasında ve sonunda “hamster” yazan bir liste). Bir başka öyküde, midesine üşütüp de yataklara düşen İgi, kuyruğu birazcık toplayınca, iyileştiğini belli etmeyip hastaymış ayağına yatmanın sağlayacağı avantajları fark eder ve bu avantajlardan sonuna kadar faydalanmaya çalışır. Ta ki iyileşmediği takdirde doğum günü partisini üzülerek de olsa iptal etmek zorunda kalacaklarını öğrenene kadar.

İkinci kitapta İgi ile daha sıkı fıkı olduk. Hep İgi deyip duruyorum ama bu aslında ablası Flo’ya büyük haksızlık. Bir kere, İgi’nin başından geçenleri Flo anlatıyor bize. Okuduğumuz bütün
maceralarda Flo’yla İgi birlikteler. Ama küçük kardeş ablasından sürekli rol çalıyor, her zaman ilgi odağı olmayı başarıyor. İgi oburluğu, cingözlüğü, sevimli, nemrut ve huysuz çehreleriyle ne kadar “çocuk” gibi bir çocuksa, Flo da olgunluğu, İgi’ye karşı gösterdiği anlayış ve hoşgörüyle o kadar “yetişkin” gibi bir çocuk. Belki de bu yüzden Flo geri planda kalmaya mahkûm, ne de
olsa “çocuk gibi çocuklar kulübü”nde sadece İgi gibilere yer var.

Altı yaş önemlidir. Öyle tek kutlama yetmez. Biz de kendi aramızda kutladık: Pıtırcık, Pippi, Matilda, Zackarina ve diğerleri (inanın, o kadar da kalabalık değildik). İgi özene bezene hazırladığımız pastadaki altı mumu söndürdü, sonra da bize, “Altı yaşıma bastım, artık çocuk değilim. Kendi doğum günü pastamın servisini yapabilirim. Siz keyfinize bakın, her şey hazır olunca ben sizi çağırırım,” dedi. Yarım saat geçtiği halde ses seda çıkmayınca merak ettik, ne yaptığına bir bakalım dedik. İgi yeşile çalan suratıyla kanepeye uzanmış, karnını ovuşturuyordu. Masanın üzerindeki pasta kutusu boştu. Sadece beş tane mum vardı içinde. “Yok yok, düşündüğünüz gibi değil,” dedi İgi acıyla inleyerek, “Pastayla bir ilgisi yok. Pasta nefisti ama galiba mumlardan birini de yedim.”

İgi ve Ben, Mutlu Yıllar
Jenny Valentine
Resimleyen: Joe Berger
Çeviren: Tuna Alemdar
Tudem Yayınları, 160 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Çocukluğunun en güzel günleri bir tavuk çiftliğinde ve İstanbul’un göbeğinde o dönemde istila edilmemiş kırlarda geçti. Tıp eğitimi aldı, hekim oldu, sonra çocuk kitaplarına merak sardı. Kurda kuşa, börtü böceğe düşkün ve en çok da onlarla ilgili okuyup yazmayı seviyor. Düşkurdu Bir Düş Kurdu, Börtü Böcek Güncesi, Zincir, Kar Benek Kara Benek ve Kim Korkar Mavi Kurttan adlı kitapları yazdı. Yazdığından çok daha fazla kitap çevirdi. Çevirdiğinden çok daha fazla kitap için eleştiri yazıları yazdı. Sürekli genişleyen kedi kadrosu, ara sıra bahçeye misafir olan yavru/yaralı martılar ve bir ergen gürgenle birlikte yaşıyor. Biyoloji, sağlık, kent doğası ve çocuklar üzerine kafa yoruyor. Ya evde çalışıyor ya ormanda dolaşıyor.

Yorum yaz