İyi Kitap

Kasaba küçük, maceralar çok büyük!

Ammerlo Çocuklarının Maceraları, küçücük bir sahil kasabasındaki bir avuç çocuğun naif ve sıcacık
maceralarını anlatıyor. Ama macera deyince, öyle anlı şanlı şeyler gelmesin aklınıza. Bu maceralar
günlük hayatın içinden, çocukların her şeyi macera haline getiren saf yaratıcılığından çıkıyor.

Nazan ÖZCAN

“Bu bölümde (neredeyse) herkes tanıtılıyor. Ayrıca bir kiraz ağacına tırmanılıyor ve beyaz bir araba köprüden geçiyor. Sonunda çok gizli bir buluşma yapılıyor.” Bu birinci bölüm. “Bu bölümde bir çatıya tırmanılıyor. Luisa sükopolojik bir numara uyguluyor ve kedilerin genelde nankör oldukları anlaşılıyor.” Bu üçüncü bölüm. “Bu bölümde her şeyin altı üstüne geliyor. Brezilya’da Brezilyaca konuşulmuyor, kulak balıkları var ve Erik yaka paça tutulup götürülüyor.” Bu dördüncü bölüm. “Bu bölümde nihayet yelken açılıyor. Kayığa bir isim bile veriliyor ve tabii ki yine birileri suya düşüyor. Lukas ise beklenmedik bir şey keşfediyor.” Bu da son bölüm. (Aradaki bölümleri de bir zahmet okuyun, her şeyi benden beklemeyin!)

Kitabın en başında bölümler böyle anlatılınca, sevimli bir kitapla karşı karşıya olduğunuzu hemencecik anlıyorsunuz. O yüzden hemen hikâyenin içine dalmak istiyorsunuz. Hikâye nerede mi geçiyor? Aa, bilmiyor musunuz, meşhur Ammerlo’da. Tamam, yalan söyledik, Ammerlo hiç de meşhur değil. Hatta sadece ve sadece üç sokağı var. Yazarın kendisinin de söylediği gibi isimleri bile hiç yaratıcı değil: Köy Sokağı, Liman Sokağı ve Kilise Sokağı. Bir de açılır kapanır bir köprüsü var. Hepi topu bu kadar küçük bir yer. Aman oradan macera çıkar mı hiç, diye burun kıvırmayın.
Yeter ki hikâyenin orta yerinde çocuklar olsun! Yoktan var ederler, kendi kendilerine çok eğlendikleri gibi, okuyucuyu da eğlendirirler, güldürürler ve bazen de bu kitapta olduğu gibi hüzünlendirebilirler.

Ammerlo Çocuklarının Maceraları’nda önce Ammerlo’nun sevimli çocuklarından Luisa ile tanışıyoruz. Elebaşımız Luisa, yani. Kendini paralasan macera çıkmaz küçücük kasabada, maceradan maceraya atlamamızın müsebbibi de Luisa. Uzun, sarı, karmakarışık saçlı, pantolonunun cebinden her şeye uygun bir alet çıkarabilen, sekiz yaşında bir kız çocuğu Luisa. Arkadaşları da o yaşlarda. Lukas’ın babası balıkçı, annesi onları bırakıp dünyayı gezmeye çıkmış. O yüzden gittiği her yerden, mesela Gabon’dan, Hindistan’dan kartpostallar yolluyor. Çocukların konuşmayı en sevdiği konulardan birisi bu. Gabon’da Gabonezyaca, Brezilya’da Brezilyaca mı konuşulur, konuşulmazsa neden konuşulmaz.

ISLANANA SICAK ÇİKOLATA
Aik, 10 yaşında, annesi her ıslanana sıcak çikolata yapıyor ve sıcak duş almalarını sağlıyor. Sık sık da ıslanıyorlar, çünkü Ammerlo bir deniz kasabası. Aik’in bir de durmadan her yeri eşeleyip çiçek dikmeye çalışan, tatlı mı tatlı bir kız kardeşi var. Adı Levke. Aik bazen ona ağabeylik yapmak zorunda, ama her zaman becerdiği söylenemez. Bazen Levke’nin cumburlop suya düşmesini engelleyemiyor ne yazık ki! Bir de Mandy var. Mandy kasabaya yeni gelen kız. Luisa ona biraz sinir oluyor (çünkü biraz ukala ve fazla şehirli) ama gruba bir şekilde o da dâhil oluyor. Ne de olsa macera çok kişiyle yaşanır.

Macera dediysek, öyle anlı şanlı, vurdulu kırdılı, filmlerde gördüğünüz şeyler gelmesin aklınıza. Daha naif maceralar. Mesela açılır kapanır köprü bozulunca, ekip, hop, kilisenin merdivenini kaptığı gibi yeni bir köprü yapıveriyor, tabii Lukas suya düşüp biraz ıslanıyor… Ya da durup dururken, üzerinde “hediye edilecektir” yazan bir kayık buluveriyorlar. Bizim en sevdiğimiz macera ise balıkçı dükkânının boyanması. Luisa’nın ablasıyla babasının işlettiği dükkânın boyanması gerekiyor. Mor ve sarı gibi şahane iki renk seçildikten sonra boya işine çocuklar da girişiyor. Ama ne girişmek! Sonunda Aik’in annesi şöyle diyor: “Sizden çocuğuma göz kulak olmanızı rica etmiştim. Buraya ten rengi bir çocuk bırakmıştım, ama bulabildiğim tek şey sarı-mor benekli bir çocuk!”

HAYAT BİR MACERA
Ammerlo’nun çocukları bu naif maceralarına yaratıcılıklarını ve saf çocuk akıllarını kullanarak başka şeyler de ekliyorlar. Biz sevimli sevimli onların maceralarına gülümserken, yazar hayat o kadar da güzel değil, gerçeğe gelin, diyor ve Lukas’ın acıklı öyküsüyle araya fena bir hüzün sıkıştırıyor. Belki de çocukların her şeye hazırlıklı olması için, kim bilir? Ama gene de Lukas’a üzülürken, bütün Ammerlo halkının ona nasıl sahip çıktığını görünce, arkadaşlık, dostluk, sevgi ve paylaşmanın anlamını miniklerin gözünden görmek, umut kapılarını aralayıp kendimizi iyi hissetmemize sebep oluyor. Gerçek de böyle bir şey değil midir? Her gün yaşadığımız küçük şeyler aslında başlı başına bir hayat macerası değil midir?

Ammerlo Çocuklarının Maceraları
Antonia Michaelis
Çeviren: Ersel Kayaoğlu
Final Kültür Sanat Yayınları, 135 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz