İyi Kitap

Ninem, sütdişlerim ve ben

Filiz Özdem’in yazıp Cansu Kaykaç’ın resimlediği Ninem Diş Perisi Oldu, “İnsanlar ölünce ne olur?”
sorusunu, “Periler gerçekten var mıdır?” sorusuyla öyle güzel harmanlıyor ki çıkan sonuca inanmak
istiyor insan. Oyun ve hayalgücü gerçeği hafife almıyor, aksine hafifletiyor.

Tuğba ERİŞ

Çocukların ölümü anlamalarını beklemek onlardan çok şey beklemek değil midir? Biz yetişkinler bile ölümü anlamaz, anlamlandıramaz, konduramazken kendi gerçekliklerimize, yaşamın gerçekliğine, “çocuk gerçekliği”nde ölümün nasıl anlamlara büründüğünü de şaşkınlıkla izleriz. Bebeklerin ölümü anlamadıkları düşünülür, ama belki de onlar bile hissediyordur her gün gördükleri birinin yokluğunu. Yaşı daha büyük olan çocuklarsa sevdikleri birinin ölümüyle karşılaştıklarında, düşünceleri, eylemleri ve sözlerinin buna neden olduğuna inanıp kendilerini suçlayabilir, içlerine kapanabilir ya da saldırgan davranışlar gösterebilirler sözgelimi. Bu, ölümü onlara nasıl anlattığımızla, ne kadar hissettirip hissettiremediğimizle, gündelik rutinlerini koruyup koruyamadığımızla, sevgimizi, onların yanında olduğumuzu ne kadar gösterdiğimizle ilgilidir belki de biraz. En zoru da ölümü konuşmaktır sanırım; bizim bile anla(ya)madığımız bir şeyi anlatmaktır çocuklara.

Ninem Diş Perisi Oldu “İnsanlar ölünce ne olur?” sorusunu, “Periler gerçekten var mıdır?” sorusuyla öyle güzel harmanlıyor ki çıkan sonuca inanmak istiyor insan. Oyun ve hayal gücü gerçeği hafife almıyor, aksine hafifletiyor; çocuklar da bunu bizden daha iyi başarıyorlar. Evet, ilkokula yeni başlamış Simay bile çok sevdiği ninesinin bir diş perisi olduğuna inanarak bunu çok güzel başarıyor; böylece sevdiği birinin yokluğunun üstesinden geliyor.

Simay ninesini, yani anneannesinin annesini tanıyabilen şanslı çocuklardan. Nine; gözlüklü, elinden örgüsü, dilinden tekerlemesi eksik olmayan, tonton bir yaşlı olduğu kadar, üç nesil öncesinin birinci elden tanıklığı da demek. Simay şanslı; çünkü telefon, televizyon, buzdolabı, hatta elektriğin olmadığı zamanları, o dönemi yaşayan birinden dinleyebiliyor. Ayrıca, ninesi ona masallar anlatıyor, şarkılar, türküler öğretiyor. Simay’ın arkadaşlarının bilmediği “Elim Elim Öpelek” ve “Beş Taş” gibi oyunlar oynuyorlar beraber. Evet, ninesi Simay’ın en yakın arkadaşı.

NİNEM UÇUYOR…
Simay’ın deyimiyle ninesi pek obur, ama onun iştahı yok. Aslında yemek yememesinin de önemli bir nedeni var. Ama bu korkuyu kimseciklerle, ninesiyle bile paylaşamıyor: Simay sütdişleri sallanırken yemeye, ağzında lokma çiğnemeye korkuyor, çünkü dişlerini lokmayla beraber yutarsa karnının içinde başka bir ağız çıkacağını sanıyor. Bu korkusunun boşuna olduğunu, dişini yutsa bile tuvalete gittiği zaman yuttuğu dişin de dışarı çıkacağını öğrendiğinde, sallanan bir sütdişini kendisi çekmeye karar veriyor.

Sütdişlerinin dökülmesiyle ilgili gelenekler kültürden kültüre değişir. Dökülen dişleri bir fare deliğinin içine bırakıp, fareden yeni ve temiz bir diş isteyenden, dişleri yastığın altına koyup, uyuduktan sonra bir farenin gelerek dişlerin yerine para bırakacağına inananlara kadar türlü efsane dolanır dilden dile. Simay’ın efsanesi de bunlardan biri. Sallanan dişini bir parça pamuk yardımıyla tutup kolayca çeken Simay’a annesi, bir diş perisinin geleceğini ve ona hediye getireceğini söylüyor. O gece gözüne uyku girmiyor Simay’ın, bir süre sonra uyuyakalsa da sabah
yastığının altında hediye bulamayınca hayal kırıklığına uğruyor. Hastalanıp yatağa düşen ninesini görüyor bir gece rüyasında. Ninesi odasının penceresinin dışında uçuyor, cama vuruyor ve gülümsüyor.

Simay anneannesinin evinde bir şeylerin ters gittiğini hissediyor, gizli gizli ağlaşıldığını, konuşulduğunu görüyor görmesine, ama akrabaların evi doldurmasından, kalabalık bir aile olmaktan dolayı da çok mutlu. Annesi ninesinin bir daha geri gelmeyeceğini söylediğindeyse kafasında taşlar yerine oturuyor Simay’ın; ninesinin diş perisi olduğuna inanarak çok seviniyor. İyi beslenirse iyi uyuyacağına ve her gece ninesiyle görüşeceğine inanarak yemeklerini daha düzenli yiyor.

Şiirleri ve romanlarıyla da tanıdığımız Filiz Özdem nahif ve içten bir hikâye anlatıyor bize. Ama sanırım hikâye kadar hikâyeye eşlik eden Cansu Kaykaç’ın resimleri de önemli bu noktada. Cansu Kaykaç, kalp biçiminde ağzı, işlemeli tülbenti, basma elbiseleri ve John Lennon tarzı gözlükleriyle çok sevimli ve tonton bir nine portresi çiziyor. Bize de Filiz Özdem’in ağzına, Cansu Kaykaç’ın eline sağlık demek düşüyor.

Simay – Ninem Diş Perisi Oldu
Filiz Özdem
Resimleyen: Cansu Kaykaç
Yapı Kredi Yayınları, 40 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz