İyi Kitap

Edebiyat ve hayat ilişkisi…

Meksikalı yazar David Toscana’nın Son Okur adlı romanı, bir çocuğun bahçelerindeki kuyunun
dibinde bir ceset bulmasıyla başlıyor. Ne yapacağını şaşıran çocuk, kütüphaneci olan babasına akıl
danışıyor. Derken hayat ile edebiyat arasındaki bağ ironik bir şekilde masaya yatırılıyor

Behçet ÇELİK

Meksikalı yazar David Toscana’nın Son Okur adlı romanının girişine çevirmen Pınar Savaş’ın koyduğu çok yerinde bir uyarı notu var. Toscana’nın, birçok noktalama işaretini, özellikle de konuşma çizgisi ya da tırnakları kullanmayarak, kitabın kişileri arasında geçen diyalogları cümlelere yedirdiği belirtiliyor bu notta. Yazarın bu seçimi romanın doğasından kaynaklanıyor; bu seçimin sonucunda üslup aynı zamanda romanın içeriğini de etkileyen bir hal alıyor.

Edebiyatla hayatın nerede kesiştiği, nerede çeliştiği, nasıl bir ilişkileri olduğu gibi soruların peşinden giden bir metin olarak değerlendirmek mümkün Son Okur’u. Metinde sözü edilen kitaplardan yapılan alıntılar ve bu kitaplardaki kimi diyaloglar Son Okur’un kahramanlarınca da okunuyor ya da yineleniyor. Kimi yerde kahramanlarının söylediklerinin kendi sözleri mi, okudukları kitaplardan alıntılar mı olduğunun belirsizleşmesi, romanın meselelerini daha somut biçimde algılamamızı, fark etmemizi sağlıyor. Metin ile hayat arasındaki sınırların nerede, nasıl ihlal edilebildiğini görmek, bu sınırların hem farkına varmamıza hem de bu sınırları yok saymamıza imkân veriyor.

Toscana’nın romanının başkahramanı Lucio bir kütüphaneci; tek bir kişinin bile gitmediği bir köy kütüphanesinde çalışıyor. Okuduğu kitapları kendi kafasına göre uygun buluyor ya da “sansürlüyor”, yani kütüphanenin raflarına değil öbür tarafa atıyor. Romanda ironinin yükseldiği yerlerin başında, Lucio’nun okuduğu kitaplarla ilgili düşünceleri ifade ettiği kısımlar geliyor. Tahsili olmayan bir köylü olmakla birlikte çok sağlam eleştiriler getiriyor okuduğu romanlara. Bu eleştirilerin temelinde de gene edebiyat- hayat ilişkisini görmek mümkün. Yazarın yapıtına serpiştirdiği kimi cümlelerin, kelimelerin o metinle ilgisi olmadığını, yazarın daha çok kendisinin nasıl biri, nasıl bir yazar olduğunu vurgulamak için bunları kaleme aldığını gördüğünde, kitabı kaldırıp atıyor. Bu kitaplar hamamböceklerine yem oluyor.

BİR KÜTÜPHANECİ, BİR CESET
Romanın gerilimi de edebiyat-hayat ilişkisi üzerine kurulmuş. Lucio’nun oğlu Remigio bir gün bahçedeki su kuyusunun dibinde bir kız çocuğunun cesedini bulunca babasından yardım istemeye gidiyor. Katil olarak suçlanacağından korkuyor, cesedi ne yapacağını bilemiyor. Babasının da bu konularda ne yapılacağına dair pek bir bilgisi, görgüsü yok – okuduğu kitaplardan başka. Lucio hatırladığı kimi kitaplardaki sahneleri örnek almanın işe yarayabileceği düşüncesiyle oğluna cesetten kurtulmak için sıradışı bir yol öneriyor. Ne var ki bir zaman sonra, yaşadıkları köye kaybolan kızını arayan bir kadının gelmesiyle işler karışıyor, çünkü bu kadın da Lucio’nun okuduğu romanların bazısını okumuş.

Son Okur’da metnin gerilimini cesedin bulunup bulunamayacağı sorusu oluşturmakla birlikte, roman bunun peşinden gitmiyor. Romanın derdi bu değil, aksine net yanıtlar bulmak yerine soruların peşinden gitmeyi yeğliyor Toscana. Sınırlar çizmek yerine, sınırları aşmayı, ihlal etmeyi; çelişik sanılan olguların her zaman çelişmediğini, aralarında çok boyutlu bir ilişki, farklı bir gelgit olduğunu hissettirmeyi tercih ediyor. Sadece edebiyatla hayat değil, ölümle hayat arasındaki ilişki de böyle.

“Hayal gücünün yaşananlardan daha parlak, arzunun hazdan daha yoğun, kuşkunun kanıttan daha baskın olduğunu biliyoruz,” diyor Lucio. Edebiyatla hayatı yarıştırmaya gerek yok. Edebiyat mı hayatı takip/taklit ediyor; tersi mi daha doğru? Bu sorulara mutlak yanıtlar vermek zor, ama bu soruların peşinden gitmek, bu ikisi arasındaki uğrakları, gelgitleri sorgulamak, edebiyat ve hayata dair yepyeni bulgular koyabilir önümüze.

David Toscana
Son Okur
Çeviren: Pınar Savaş
Kırmızı Kedi Yayınevi, 164 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz