İyi Kitap

Erken büyütmeyen kitaplar…

Sara Şahinkanat ile Ayşe İnan Alican’ın üçüncü kitapları
Üç Kedi Bir Dilek raflardaki yerini aldı. Üç sevimli
kediciğin dostluğunu anlatan kitapta yazarın şiirli diline
çizerin hayranlık uyandıran resimleri can veriyor.

Zarife BİLİZ

Yazar Sara Şahinkanat ve çizer Ayşe İnan Alican şu ana dek üç kitaba birlikte imza attılar: 2009 yılında Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği tarafından Yılın En İyi Resimli Öykü Kitabı seçilen Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız’dan, resimleriyle 2010 IBBY (Uluslararası Kitap Kurulu) Onur Listesine seçilen Beyoğlu Macerası ve en son da Üç Kedi Bir Dilek. Bu kitaplar yazar ile çizerin, yani yazı ile resmin sık rastlanmayan o yaratıcı uyumuna çok güzel birer örnek. Birlikte daha pek çok kitaba imza atmalarını dileyerek değerli iki sanatçımızın kapısını çaldık ve nedir bu birlikteliğin esbab-ı mucizesi diye sorduk…

Üç kitabınızdan da kendine has bir ruh, nefis bir evren tahayyülü yayılıyor. Bir araya geldiğinizde ortaya çıkan kitaplar gerçekten göz alıcı ve insana bir masallar diyarını çağrıştırıyor. Sizce nedir bunu sırrı?

S.Ş.: Eğer böyle hissediyorsanız ne mutlu bize. Sanırım bunun sebebi kimyamızın birbirini tutması ve bu da bir çeşit sihir, değil mi? Biz aynı zamanda çok iyi dost olduk. Birimiz Ankara’da, birimiz İstanbul’dayız ama sürekli konuşuyoruz. Her fırsatta birbirimizin evinde kalıyoruz.

A.İ.A.: Sara’nın heyecan veren bir yaratıcılıkla, evrensel, sahici, çocuğu erken büyütmeyen, çocuğun dâhî doğduğunu düşünerek yazdığı metinlerle beni her zaman büyülemesi. Bu sayede oyuna daha çok doymak isteyen iki iyi dost olmamız. Sara’nın duygularını ve dilindeki renkleri, oyunları yansıtmaya çalışırken, çocukluğumda tattığım resim ve öykü duygusu ile çocuklardan aldığımız geri dönüşler ve gözlerindeki ifadelerin dolaysız halleri… Bunlar işte, çocuksu bir coşkuyla daha iyi şeyler üretmemizi söylüyor.

Kitapları tasarlarken birlikte mi çalışıyorsunuz? Öykü ve resimleme süreci eşzamanlı mı akıyor? Yoksa ayrı ayrı mı?

S.Ş.: Kitaba göre değişebilir ama bu üç kitapta da önce öyküler çıktı ortaya. Görselleri planlamakta en fazla paylaşımımız Beyoğlu kitabında olmuştur herhalde. Bu kitabı görselleştirmek zor bir süreçti ve çektiğim fotoğraflarla ve araştırmalarımla Ayşe’ye elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım. Ancak diğer ikisinde, yani yavru kurt ve kedili öykülerde Ayşe onları kendi zengin hayal dünyası ile yorumladı ve yazdığım öykülerin bu kadar güzel görselleşmesi müthiş bir duygu. Ayşe bana resimlediği görselleri gönderdiğinde bir çocuk gibi sevinip heyecanlanıyorum.

Bir resimli kitabın en önemli özelliklerinden biri iki yaratıcısının olması. Dolayısıyla iki yaratıcının hayal güçlerinin birbirini tamamlaması, uyumu çok önemli. Çizerin öyküye resimlerle can vermesi gerekiyor. Siz kendi açınızdan bu süreçten biraz bahsedebilir misiniz?

A.İ.A.: Öyküyü okuduğumda ilk duygularım ve zihnimde oluşan resimler her zaman etken, fakat hayalimdekileri yansıtamamanın endişesiyle, dahası karın ağrısıyla çiziyorum eskizleri. Her ne kadar çocuk kalmak isteyen bir ruhla çizmeye çalışsam da, 5 yaşındaki kızım Yağmur kadar çocuk gözlü bir bilincin uzağında olabileceğim endişesiyle, hatta acemice başladığım karalamalarımdan emin olana kadar çalışıyorum. Çocukluğumdaki gibi cisimlere, kâğıda, boyaya bulaşarak, el boyamasını tercih ederek çalışmanın bir kısmını bitiriyorum. Orjinaller hazır olduğunda yazar ve
editör ile tekrar tüm detayları gözden geçiriyoruz. Sonuçta ne çıkarsa çıksın, yayınevinin ayrıntılara gösterdiği özen ve baskı kalitesi emeğin görünmesini sağlıyor. Biz bu konuda çok şanslıydık…

Beyoğlu Macerası aslında bir tür “kentimizi tanıyalım” projesinin ilk kitabı gibi… İstanbul’un önemli semtlerinden birini, Pera’yı tarihi ve kültürel değerleriyle, ama tam da çocuğa uygun bir dille anlatıyorsunuz? Hem hikâye hem de resimler buna hizmet ediyor. Bu proje nasıl doğdu? Neden ilk olarak Beyoğlu’nu tercih ettiniz ve seri başka semtlerle devam edecek mi?

S.Ş.: Bu proje Anadolu Kültür isimli kurumdaki dostlarımın arzusu ile başladı. Onlar projeye yönelik resimli semt kitaplarına ihtiyaç olduğunu vurgulamasalardı benim aklıma böyle bir kitap yazmak gelir miydi, bilmem. Ama iyi ki de düşünmüşler. Zaten işin proje kısmında aktif olan onlar. Yani devlet okulları ile işbirliği içinde kitaptakinin tekrarı olan geziler ve gezi sonrası sanat aktiviteleri gibi kâr amacı gütmeyen organizasyonlara imza atıyorlar. Beyoğlu kimliği itibariyle farklı bir semtti. İlklerin semtiydi; ilk pastanelerin, ilk operaların, ilk tiyatroların, ilk tramvayın semtiydi ve dolayısıyla projenin de ilk kitabı oldu. Tabii başka semt ve bölgeleri de düşünüyoruz. Onlar da sırada. Ancak hazırlanması biraz zaman alacak.

Beyoğlu Macerası’ndaki resimlerde tüm mekânlar nefis ayrıntılarla çizilmiş ama gene de her birine masalsı bir ruh üflenmiş? Ama asıl olarak gerçeklik kaygısı gütmüşsünüz sanırım.
Kitaba bakarken merak ettim, çizim süreci nasıl oldu? Bir binanın karşısına oturup mu çizdiniz mesela?

A.İ.A.: Teşekkür ederim. Bir mimari yapıyı hatırlatacak en belirgin özelliklerini çizerken bir diğer ayrıntıya, tarihe haksızlık etmemekti derdim. Tabela ve ilanların altında kalan nice ayrıntıyı da düşündüm. İki kez fotoğraf çekimi yaptık, Sara ile bilgi avcısı olduk âdeta. Beyoğlu’na her geldiğimde gördüklerime duyduğum hayranlık çizerken katlandı, bir mekânı defalarca çizdim. Küçük bir çocuk olsam caddeyi nasıl görebileceğimi hayal ederek, sayısız fotoğrafın karşısına oturdum. Kitap yaptığımı bile unutturan bir tutkuyla çocukları içine çekebilecek sahne ve detayları çizmeye çalıştım.

Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız’dan adlı kitabınızdan bahsedecek olursak, çok bildik bir masala, Kırmızı Başlıklı Kız’a çağdaş bir yorum getirmişsiniz. Masaldakinin tersine, bu sefer insanlardan uzak durması gerektiğini öğrenen bir kurt var bu öyküde. Üstelik bu kurt avcı karnını yarmasın diye de et yemekten vazgeçmiş… Oysa kurdun doğasında vardır et yemek… Bize kötülük etmek için yapmaz bunu, karnını doyurmak için yapar. İyilik-kötülük ikilemine bir varlığın doğasından vazgeçmesiyle çözüm getirmişsiniz. Kurt “iyi” olmuş ama sanki kurt olmaktan da çıkmış. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

S.Ş.: Öyküdeki kurt aslında gerçek bir kurt değil zaten. Kurt karakteri bir maske. Masallarda defalarca tekrarlanmış kötü imajına tepki veren bir kişilik. Önyargıya, ötekileştirilmeye karşı çıkıyor. Üstelik protestosunu şiddetle değil, zarif bir biçimde kalemi ile yapıyor. Ama sonunda bir ödün mü veriyor, evet olabilir. Ama et yemekten vazgeçerken aç kalmıyor. Üstelik en önemlisi de ormanda korkmadan dolaşma özgürlüğünü kazanıyor. Hayat da zaten tercihlerden ibaret değil mi? Her kazanımda bir takım ödünler olur, çünkü seçim yapmak diğer seçenekleri elemek demektir. Hem ormanda özgürce avcıdan korkmadan dolaşacaksın, hem de istediğin canlıyı hapur hupur yiyeceksin! Yok böyle bir özgürlük… Bence günümüzün en büyük yanlışlarından biri özgürlük kavramını yanlış yorumlamaktan geçiyor. Aslında bu tür öykülerin alt metinlerini herkes kendi bilinçaltı ile farklı yorumlayabilir. Ama üzerinde bu kadar düşünmeniz bence çok
güzel. Böylece bakış açılarımız ve analiz yeteneğimiz zenginleşiyor.

Son çıkan kitabınız Üç Kedi Bir Dilek’te arkadaşlarını mutlu etmek için iyi niyetle de olsa onu kandırma yoluna başvuran üç kediciğin dostluğu anlatılıyor. Oyunları başarıya ulaşıp arkadaşları onlara inandıktan tam sonradır ki iki kafadar, arkadaşımızı kandırmakla hata mı yaptık acaba, diye düşünmeye başlıyor. Ama bu düşünme süreci de pek uzun sürmüyor, çünkü tesadüf imdatlarına yetişip oyunlarını gerçek kılıyor. Tam didaktizme meyledebilecek bir noktadayken öyküyü aniden başka yöne çevirmişsiniz. Öykünün kurgusu hakkında neler söylemek istersiniz?

S.Ş.: Doğru, yanlış. Dürüstlük, yalancılık. Bu kavramalar siyah ve beyaz gibi gözükse de aslında göreceli kavramlar. Yaşlandıkça -ya da bilgeleştikçe diyelim- daha esnek ve şüpheci bakmıyor muyuz her şeye? Örneğin beyaz yalanların olmadığı bir dünya düşünebiliyor musunuz; ne kadar acımasız ve incitici olur. Öyküdeki kediler yine bir seçim yapıyor ve arkadaşlarının hayatını tehlikeden kurtarmak uğruna küçük bir aldatmacaya girmeyi tercih ediyorlar. Ama vicdan muhasebesi yapmıyorlar mı? Tabii ki yapıyorlar, çünkü konu hayati önem taşımasa böyle bir aldatmacaya asla bulaşacak kişilikte değiller. Ama koskoca evren de onların iyi niyetli vicdan muhasebesine bir karşılık veriyor ve içlerinin rahatlaması için gerçek bir yıldız kaydırıyor.

Son bir soru da çizerimize o zaman… Üç kitap içinde en fazla keyif alarak resimlediğiniz hangisi oldu? Biraz daha ayrıcalıklı olan biri var mı?

A.İ.A.: Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız’dan kitabımız farklı yorumuyla, her detayını yazar ve editör ile ince ve keyifli çalıştığım bir ilkti benim için. Beyoğlu Macerası tarih ve kültür ağırlığıyla ilgimi çekmesinin yanı sıra Sara ile ortak dilimizin daha oturduğu bir çalışma oldu. Üç kedi Bir Dilek ise özellikle çocukken tanımaya başladığımız, değerini hiç yitirmeyen sıcacık arkadaşlıkları, üstelik tutkunu olduğum kediler vasıtası ile resimleme fırsatı veren bir hikâye olduğu için ayrıcalıklıydı.

Üç Kedi Bir Dilek
Sara Şahinkanat
Resimleyen: Ayşe İnan Alican
Yapı Kredi Yayınları, 32 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

lorem ipsum lorem ipsum lorem ipsum

Yorum yaz