İyi Kitap

İlk Aşk’ta saklanan…

İtalyan yazar Alessandro D’Avenia Süt Gibi Beyaz Kan Gibi Kırmızı adlı kitabında, bir ergenin ölüm ve
aşkla eşzamanlı tanışmasını anlatıyor. Âşık olduğu kızın lösemi hastası olduğunu öğrenen 16 yaşındaki
Leo hayatın, sevginin ve Tanrı’nın anlamını sorguluyor

Müge İPLİKÇİ

Beatrice; Dante’nin Yeni Hayat’ında takip ettiği bir güzelin, o güzelin temsil ettiklerinin adı, yani aşkın ta kendisidir. İtalyan yazar Alessandro D’Avenia’nın Süt Gibi Beyaz Kan Gibi Kırmızı adlı kitabının kahramanı Leo için de üç aşağı beş yukarı aynı yerlere denk düşer Beatrice’in varlığı. Bir ilk aşkla karşı karşıyayız! Melodik Rock, saf ve som Metal, zaman zaman da Rap’in eşliğinde kendini arayan, belki de kendinden kaçan Leo için Beatrice, aynı okula giden iki gencin çağımızdaki karşılaşmasının, buluşmasının ötesindeki yerleri temsil eder.

Leo için büyümenin eşiğine varmak demektir kız, bu yüzden yeni acılarla ve deneyimlerle sürecek olan bir hayatın başlangıcıdır da. Kandır. Kan ve can. Kitapta sürekli yinelenen beyaz renkle simgelenen düşüncelerin, başka bir deyişle sonsuzluk fikrinin insanı hiçbir yere götürmediğine inanan Leo için kızıl saçlı, dolayısıyla kırmızıyı temsil eden Beatrice, varılacak canlı bir kıyıdır. Bu kıyıdan görünen hayatı seyretmek mümkündür, hatta bunu deneyimlemek de. Okulun gündelik alışkanları işaret eden manasızlığında, evrenin bilinmezlerinin adı ve aşkın varlığıdır Beatrice. Olup biteni, hayatın içine çekendir, ete kana büründürmektir. Aşk her şeyi yeni kılar. Beatrice de öyledir zaten! Kırmızının beyaza üstün gelmesidir bir bakıma. Sonsuzluğun korkutucu yanına verilen bir cevaptır kırmızı. Beatrice aşkın ta kendisi, sahiden de candır.

Hint kralının karısına duyduğu aşkın sonucu gibidir Beatrice’le yaşanılan aşk. Kızıl kumlar üzerinde yükselen bembeyaz Tac Mahal’in görkemidir. Hayallerinde Sidney Opera Binası’na gittikten sonra mercan kayalıklarla dolu sulara dalmaktır. Tokyo’nun unutulmaz bir köşesinde rüyalar boyunca içilen tavşankanı çaydır. Kısacası Beatrice, sonsuzluğun içinde acıyla kıvranan insanın hayata
tutunmasıdır; o insanın varoluş korkularından arınması, yeryüzü denilen toprak parçasında kendini tanımak için göze aldığı yolun adıdır. Başka bir deyişle, beyaz mı beyaz o sonsuzluk denizinde yer yer sorularla yer yer kaçışlarla debelenen Leo gibi birine sunulan al bir can simididir.

SONSUZLUĞUN RENGİ
Ancak bu çok da fazla sürmez. Beatrice lösemi olur ve o amansız hastalığın karşısında yenik düşer. Kanı, beyaza yenilmekte, tükenmektedir. Kitabın sonunda Leo’nun tıpkı Dante gibi kendi Beatrice’ini yitirmesi, ölümle hayatı bir kez daha düşünmesine yol açacaktır. İnsanlığın bu en büyük ebedi ikilemi arasında mekik dokurken, başlangıçta “kozmik bir ezik” diye nitelendirdiği vekil öğretmen Bay “Hayalperest”in rehberliğinde büyümesi (yine de) mümkün olabilecektir. Bay Hayalperest: İlk gördüğünde “beyaz mı beyaz bir günün içindeki minicik bir kara leke” diye tanımladığı, saçları siyah, gözleri siyah, ceketi siyah, Yıldız Savaşları’nın Kara Ölüm’üne benzettiği vekil öğretmen. Kitabın sonuna doğru Bay Hayalperest ona yaşamdaki renklerin sıralanışından
bahseder. Kültürlerin büyük bölümünde renklere verilen ilk adların aydınlık ve karanlığı ayırt etmek için kullanıldığını söyler. Beyaz ve siyahtır bu renkler. Bir dil, üç renk adı oluşturacak kadar geliştiğinde üçüncüsü kırmızı olmaktadır.

Bay Hayalperest, Leo’nun en başında fark ettiği dünyayı özetlemektedir sanki. Özellikle onun kitap boyunca “beyaz” vurgusuna yöneliktir bu tanımlaması. Leo’nun yaşarken bunaldığı bitimsiz sonsuzluk deneyimi olan o beyaz renge. Gündelik hayatın kolay kolay içine giremediği, zaman zaman Tanrı imgesiyle karşımıza çıkan, zaman zaman derinliğiyle bizi yok eden bir yoğunluk, insanın bilinmez karşısındaki korkusu olan beyaza. Buna karşın siyahın temsil ettiği yer ölümdür; derin düşüncenin karşısında kısa bir sondur, beyazın hükümsüz kaldığı yerdir. Beatrice’in ölümüne değin pek fazla bir şey ifade etmeyen bir kavramdır Leo için ölüm, bir başka kaçıştır belki de. Yaşamın anlamını ve rengini (kırmızı) bulduğunu düşündüğü Beatrice öldüğündeyse, korkularla yüzleşebilmenin aslında yaşamı anlamak olduğunu fark edecektir. Aşkın insanı büyüten rengini! Ve daha az korkarak yaşamı deneyimlemeyi göze alabilecektir bundan böyle. Beyazı, siyahı ve
kırmızısıyla. Evet, büyüyecektir.

Süt Gibi Beyaz Kan Gibi Kırmızı
Alessandro D’Avenia
Çeviren: Eren Yücesan Cendey
Turkuvaz Kitap, 204 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz