İyi Kitap

Yoksulluğu edebiyatla görünür kılmak…

Miyase Sertbarut Çöp Plaza’da, hem en alttaki yoksulların, ekmeğini çöpten çıkaranların dünyasını
gösteriyor bize; hem de steril plazalarda, elit sitelerde her şeye sahip ama doğayı yitirmiş en üsttekilerin
dünyasını. Yazar sadece yoksulluğu anlatmıyor, zenginliğin verdiği gücün ahlakını da sorguluyor.

Burhanettin DÜZÇAY

Miyase Sertbarut’un son kitabı Çöp Plaza, daha adından farklı bir kitapla karşı karşıya olduğumuzu hissettiriyor. Hepimizi şaşırtan, alışılmamış bir bağdaştırmayla karşı karşıyayız. Tabii ki burada terfi eden “çöp”. Yoksa dilimizde çok fazla evveliyatı olmayan “plaza” sözcüğünün (modern, Avrupai, seçkin, temiz, randevusuz girilmez, yakınından geçilmez, kapısında güvenlik, iş hanlarının sidik kokan koridorlarına karşılık tuvaletleri gül bahçesi kokan, dışardan içi görülmez yüksek binalar…) “çöp”le ne ilgisi olabilir ki?

Yazar bu iki sözcükten hareketle iki ayrı dünyayı büyüteç altına alıyor. Biri, sadece çöpleri karıştırırlarken farkına vardığımız insanların oluşturduğu, yoksulluğun en dibi diyebileceğimiz bir dünya; diğeri, seçkin yaşamın, zenginliğin, dünya nimetlerinin tümüne sahip olmanın gönenci içindeki bir dünya.

Ama ortaya çıkan tablo, bu ayrı dünyalar arasındaki karşıtlığı vurgulamaktan çok daha fazlasını sunuyor. Bu dünyaların varoluş (felsefi anlamda değil, sözcüğün gerçek anlamıyla) sorunlarını ortaya koyuyor. Coğrafi olarak komşu, ama yaşam biçimleri olarak kutuplar kadar uzak bu dünyalar varlıklarını sürdürebilmek için birbirlerine muhtaç.

Fırat ve ailesi, tüm Gülova Mahallesi (içinde yaşayanların verdiği adla “Çöp Plaza”) sakinleri gibi yaşamlarını çöpleri karıştırarak sürdürmektedir. Aç kalmamaları için zenginler daha çok tüketmeli, daha çok şey kullanıp atmalıdır.

GÜCÜN AHLAKI
“Elit Site” sakinleri ise kurdukları kusursuz dünyada ölümsüzlüğe yaklaştıklarını sanmaktadırlar; kuşlara, böceklere bile kapattıkları dünyalarıyla doğaya adeta meydan okurlar. Ancak doğallıktan uzaklaşmanın faturası ağır olur. Çocukların bağışıklık sistemi çökmüştür: “Çabucak yoruluyordu çocuklar. Gözleri eskisi gibi parlamıyordu. Dudakları soluk, saçları en iyi şampuanlara rağmen donuktu. Dokunduklarında, yanaklarını öptüklerinde sanki soğuk bir laboratuvar tüpünü öpmüş gibi oluyorlardı. Çözüm; Gülova Mahallesi’ndeki sağlıklı çocukların kanları sinsice çalınarak Elit Sitesi çocuklarına aktarılacaktır. Bu andan itibaren sadece yoksulluk anlatılmakla kalmaz, zenginliğin, seçkinliğin verdiği gücün ahlakı da sorgulanır.

Küreselleşen, küreselleştikçe zenginleştiği söylenen, milyar dolarların havada uçuştuğu yeni dünya düzeninin ne menem bir şey olduğunu, bu zenginleşmeden yoksulların payına düşenin ne olduğunu sorgulamak Miyase Sertbarut için yeni bir şey değil. Sisin Sakladıkları’nda insan ömrünü uzatmak adına insanları kobay olarak kullanan bilim ahlakına; Kapiland’ın Kobayları’nda daha çok kâr hırsıyla gençleri GDO’lu yiyeceklerle daha fazla tüketmeye yönlendiren kapitalist ahlaka neşter vurmuştu.

“Büyüteç tutmak”tan söz etmişken, büyütecin romanda önemli bir yeri olduğunu da belirtelim. Büyüteç, küçük kahramanlarımız Çöp Plazalı Fırat ve Elit Siteli Berk aracılıyla olay örgüsü içinde kendine önemli bir yer buluyor. Fırat, çöpte bulunmuş büyüteçlerden koleksiyon yapar. Kanlarının izini sürmek için gizlice girdiği Elit Site’de tanıştığı Berk’in de en pahalısından büyüteçleri vardır. Ve iki küçük çocuk için büyüteç, oyunla karışık gerçeğin izini sürmenin tek silahıdır… Aynı zamanda büyüteç, Fırat’ın gelecek düşlerinin bir metaforudur. Fırat, bir bilim adamı olacak, mikropları inceleyecektir.

Çöp Plaza’nın su gibi akan bir kurgusu var. Miyase Sertbarut, sanatçı duyarlılığı ve sezgisiyle yoksulluğu her an soluduğumuz bir atmosfer haline getiriyor, fakat duygu sömürüsüne asla düşmüyor. Gelir dağılımındaki adaletsizliği, kapitalist etiği, sistemin sorunlarını sorguluyor, sorgulatıyor ama didaktik cümleler kurmuyor. Elinize aldığınızda, bir polisiye hikâyenin hızlı temposu içinde bitmesin diyerek, bitirmeden bırakamayacağınız bir kitap Çöp Plaza.

Çöp Plaza
Miyase Sertbarut
Tudem Yayınları, 152 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz