İyi Kitap

Meşhur “Felaket Henry” dizisinin yazarından yeni bir kitap: Anne Baba Dükkânı. Bu kitapta
mükemmel anne baba ve mükemmel evlat olmanın anlamı üzerinde duran yazar, o muzip
üslubuyla sevginin, birbirini tanıyıp kabul etmenin değerini anlatıyor.

Tuğba ERİŞ

Francesca Simon’un Anne Baba Dükkânı’nı okurken, geçen günlerde izlediğim bir film düştü aklıma: Xavier Dolan’ın hem yönettiği hem de başrolünde oynadığı J’ai tué ma mère (Annemi Öldürdüm). Annesiyle beraber yaşayan başkahramınımız Hubert on altı yaşında. Yeniyetmeliğin getirdiği fevrilikle annesiyle sürekli çekişme halinde. Annesi anlayışsızlığıyla, dırdırıyla, uzlaşıdan uzak tavırlarıyla onun için âdeta bir ölü. “Annemi seviyorum, ama ondan daha çok sevdiğim yüz tane arkadaşım var,” diyor. Bu sevgi- nefret ikilemi içinde kendini tanımaya, anlamaya çalışıyor.

Bir kitap, bir film… Anne babalarımız üstüne söyleyecek ne de çok sözümüz var. Evet, herkesten ve her şeyden yakın olduğumuz ailemiz bazen de en uzak olmak istediğimiz insanlar olabiliyor.
Hele ki gençlik ve çocukluk döneminde!

Anne Baba Dükkânı’nın başkahramanı Ava da, sürekli dırdır eden, onu azarlayıp emirler yağdıran anne babasından şikâyetçi. Babası odasını toplamadığı için homurdanıyor, annesi kazara
kırdığı CD çaları yüzünden ona kızıyor. Ava’nın istediği ise tüm gün şekerleme yemesine izin verecek, ona yatıp uyumasını söylemeyecek, zorla sebze yedirmeyecek bir anne baba. Nihayet bir gün bu isteğine ulaşabilmesi için umut doğuyor. Bir akşam okuldan eve dönerken yerde renkli bir kâğıt buluyor: Anne Baba Dükkânı’nın el ilanı. Yazılanları okuduğunda gözlerine inanamıyor: “Eski anne babanızı getirin, yenileriyle değiştirelim! Geniş ürün yelpazesi mevcuttur. Memnuniyet garantisi veriyoruz. Yeni koleksiyonumuzu görmek için hemen arayın!”

MÜKEMMEL ANNE BABA
Anne babasının Ava’nın kabalığından, tembelliğinden ve açgözlülüğünden şikâyet ederek homurdandıkları bir gün, Ava’nın canına tak ediyor; anne babasını sarıp paketleyerek doğruca Anne Baba Dükkânı’nın yolunu tutuyor. Dükkân ellerinde tabelalar olan yüzlerce anne babayla dolu. Tabelaların üstünde yazanlar çeşitli: “Her gün ıspanak”, “Saat 6’da yatak”, “Bol harçlık verilir.” Ava elinde defter ve kalem, sorular sorup notlar alarak, sergilenen anne babalar arasında dolanıyor. Tabelalarında “Dileğiniz bizim için emirdir,” diye yazan bir anne babaya tek soru yeterli oluyor: “Kölelerim
olur musunuz?” Anne babanın yanıtı ise net: “Elbette. Anne babalar çocuklarına hizmet etmek için vardır.” Ama Ava’nın sevinci uzun sürmüyor, çünkü yeni anne babasının yalan söylediğini, aksine onu kendi köleleri yapmak istediklerini anlıyor. Eee çözüm kolay: doğru Anne Baba Dükkânı’na.

Ava bu sefer doğru seçimi yapabilmek için dükkânı baştan sona dolaşıyor. Bol harçlık vermeyenleri, yatma saati koyan kuralcıları, sandalyeyle arkaya yaslanmayı yasaklayanları eliyor ve nihayet o tabelayı görüyor bir anne babanın elinde: “Ne yaparsan yap, umurumuzda değil!”

Ava’nın yeni hayatı tam istediği gibi. Kahvaltıda ve öğle yemeğinde çikolata yiyor, akşam yemeğinde iki büyük boy dondurmalı içecek içiyor. Yeni anne babası bir şey demiyor. Gece geç saate kadar ayakta kalıyor, televizyon izleyerek şekerleme yiyor. Kızan, soran yok. O gün okula gitmemeye karar veriyor. Gene kimse bir şey demiyor. Evet, Ava’nın ne yaptığı, ne yediği, ne zaman yattığı yeni anne babasının umurunda değil. Bir süre her şey güllük gülistanlık gidiyor, ama televizyon izlemekten gözleri, şekerleme yemekten dişleri, çikolata yemekten midesi ağrıdığında, onunla kimsenin ilgilenmemesi canını sıkıyor. Kendisini epey de yalnız hissediyor. Bu deneyim Ava’nın, vırvırcı anne babasının değerini anlamasını sağlıyor. Çünkü onlar, her ne kadar sürekli şikâyet etseler de onu
gözetiyor ve koruyorlar.

Kendi anne babasını almak için dükkâna döndüğünde, onları da yeni çocuklarından bıkmış halde buluyor. Şımarık, nankör ve istekleri bitmeyen o korkunç kızdan kurtulduklarına sevinen anne babası, Ava’nın değerini anlamış görünüyor. Ava’ya biraz katı davrandıklarını, onu fazla eleştirdiklerini, neredeyse hiç aferin demediklerini fark ediyor onlar da.

Evet, belki de birinin ya da bir şeyin değerini onu kaybettiğimizde anlıyoruz. Ama daha değerlisi; beraberken, yan yanayken değerini bilmek değil mi? Anne Baba Dükkânı bunun üstüne düşündürüyor; çocuk, yetişkin herkese bir çift laf söylemeyi ihmal etmiyor. Çocuk, genç, yetişkin… hepimizin öğreneceği çok şey var bu küçük ama büyük kitaptan.

Anne Baba Dükkânı
Francesca Simon
Çeviren: Bahar Siber
İletişim Yayınları, 80 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz