İyi Kitap

Gün ile Gece’nin aşkı…

İki genç yazarın kaleme aldığı Ay Tutulması’nı okuyanlar, hem bir doğa olayını hem de doğanın
diyalektik işleyişini bir masal içinde öğrenmiş olacak. Üstelik çocukların dünyasında kolaylıkla
karşılık bulacak, masumiyetle yoğrulmuş bir aşk hikâyesine tanık olacak.

Şeref BİLSEL

“Işık, aydınlatılmış karanlıktır.” Carl Sagan

Bazı duyguları tek başımıza yaşarız; bazı duyguları ise herkesle birlikte. İçimize doğan; dışımızda olanlar tarafından genellikle anlaşıl(a)maz, okunamaz olur. Biz, içimize doğanı, herkes anlasın diye dışarıdakilerin diline dökeriz. Böylece hayallerimiz kendine arkadaş, yoldaş bulur. 1982 doğumlu iki genç yazar (Serkan Aka ile Ayşe Pınar Köprücü) kalbinden geçenleri bir ağızda eritip nefis bir masal anlatıyor bizlere.

Hepimizin bildiği “Ay Tutulması”, “Medcezir” olaylarını, Gün ve Gece’nin oluşumunu, yeni bir duyuşla, bilimsel olanın sahasından alıp edebî olanın sayfalarına kaydediyorlar. Ne mi anlatıyorlar? Gün (kız), penceresinden gökyüzüne bakınca, Ay’ın yerini terk edip düşmeye başladığını görmüş. Karanlıktan çok korktuğu için hep Ay’la gezen Gece (erkek), uykusundan uyandığında, Ay’ın yerinde kocaman bir boşluk görmüş. Gün ve Gece bir araya gelip Ay’ı aramaya koyulmuşlar. Ay denizin dibinde kıpırtısız duruyormuş. (“Belki de denizyıldızlarını ziyarete gelip burada uyuyakalmış.”) Gün ve Gece bir olup Ay’ı kayığa çekmişler. En sonunda Ay’ı ayrıldığı yere, gökyüzündeki yuvasına yerleştirmişler.

Gün ve Gece’nin birbirlerine zıt doğaları onların bir arada olmalarına izin vermez. Çünkü bir varken, diğeri olmaz. Masalımız Gün ve Gece’nin bir araya gelişlerine güzel nedenler bulmak etrafında şekilleniyor. Masal boyunca birbirine zıt kavramlar üzerinden bize diyalektik bir işleyiş sunuyor. Çünkü her kavram zıddıyla var olur. Güzel olmadan çirkinden; iyi olmadan kötüden;
doğru olmadan eğriden bahsedemeyiz. Masalın kahramanları Gün ile Gece bize, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını, bilimsel olayların arka planında bizim bilemeyeceğimiz edebî gerçekliklerin olabileceğini de söylüyor. Bütün bunları yaparken didaktik, bilgisel olanı esnek, anlaşılabilir ve unutulmayacak bir alana da aktarıyor. Ay Tutulması’nı okuyanlar, “Ay Tutulması” olayını bir masal içinde tüm gerçekliğiyle öğrenmiş oluyor.

MEDCEZİR NEDİR?
Sıkça tekrarlanan sözcükler (ay, güneş, gece, gün) anlatımda bir tıkanıklığa, tökezlemeye yol açmıyor. Kitap boyunca pek çok edebî sanat için bolca örnek çıkıyor karşımıza. Teşhis (kişileştirme), mübalağa (abartı), intak (insan dışındaki varlıkları konuşturma) sanatlarının dışında asıl Hüsn-i talil (bir olayı güzel bir nedene dayandırma) sanatı öne çıkıyor. Hangi olayı mı? Medcezir (gel-git) olayını. Şöyle: “Oysa Gün ve Gece birbirini ne çok sevmiş! / Düşünüp taşınmışlar / Görüşmek için uygun bir zamanı kollamışlar / Gün doğumunda ve batımında / O kısa kızıllıkta buluşmaya söz vermişler/ İşte o gün bugündür her akşam ve her sabah / Gün ile Gece birbirlerine gidip gelirmiş / Bu saatlerde okyanusların suyu cezvede köpüren süt gibi yükselir/ Rüzgârlar deli deli esermiş.”

İnsanlar, suların bu şekilde coşmasına bir anlam veremez. Suların kabarmasının arkasında unutulmaz bir aşk hikâyesinin beklediğini bilemez. Bu öyle bir aşk hikâyesidir ki birinin varlığı (gün) diğerine (gece) bağlıdır. Bir bütünün iki yarısıdır gece ile gün. Gece’nin Gün’düze nöbet teslim ettiği saatler, yani gecenin en koyu vakitlerinin güne en yaklaşılan saatler olduğu bilinir. Fakat gece gitmeden gün ortaya çıkmayacaktır. O kısa aralıkta (Gün doğumunda ve batımında, o kısa kızıllıkta…) buluşurlar. Varlıkları diyalektik bütünlüğe işaret eder. Biri giderken diğeri gelir. Ve insanlar: “Ama her şeye bir isim koymayı sevdiklerinden / İşin aslından, yani birbirine kavuşamayan /Gün ve Gece’nin bu kısa buluşmalarından habersiz / Sebebini bir türlü anlayamadıkları suların bu gidiş gelişlerine / ‘Medcezir’ yani ‘gelgit’ demişler.”

Evet, suların kabarıp geri çekilmesinin nedeni Gün ile Gece’nin birbirlerine gidip gelmeleriymiş. Bu güzel neden kitap içerisinde aşama aşama, anlaşılır kılınarak aktarılıyor. Kimi uzun cümleler dışında hiçbir yerde anlatımın dışına taşan, söyleyişi bulanıklaştıran ifadeler yer almıyor. Masumiyetle yoğrulmuş bir aşk hikâyesine varıyoruz kitabı tamamlayınca. Doğa görünümlerinin ustalıkla insana yansıtıldığı, çocukların dünyasında kolaylıkla karşılık bulacak sözcüklerin gözetildiği özgün bir anlatı. “Parmağınız ay’ı gösteriyorsa ay’a bakın, parmağınıza değil,” vardır böyle bir söz. Hepimiz adına Ay’a bakan ve buradan enfes bir hikâye çıkaran Serkan Aka ile Ayşe Pınar Köprücü’ye; bu güzel metni ve resimleri özenli bir tasarım eşliğinde okuyucuyla buluşturdukları için İletişim Yayınlarına çok teşekkürler…

Ay Tutulması
Serkan Aka, Ayşe Pınar Köprücü
İletişim Yayınları, 40 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz