İyi Kitap

Yaşam yaşamdır, tür de tür!

İtalyan çocuk ve gençlik edebiyatının en dikkat çeken yazarlarından Guido Sgardoli’nin Var mısın
Yok musun adlı kitabı, iki yeniyetmenin hayatı, kendilerini ve dostluklarını sınadıkları bir yol
hikâyesi anlatıyor. Kitap, Kerouac’ın Yolda adlı eserine selam çakmayı da ihmal etmiyor…

Tuğba ERİŞ

İlkgençlik döneminde daha korkusuz değil midir insan? Gözü kapalı dalmaz mı birçok şeyin içine? Sevgiyi, kızgınlığı, heyecanı, mutluluğu ve tabii ki arkadaşlığı, tabiri caizse, dibine kadar yaşamaz mı? Yaş aldıkça, sorumluluklar arttıkça, günlük hayhuy içinde kendini daha çok unuttukça, o eski hislerin, dostlukların anısı daha çok depreşiyor sanki. Nostaljik bir sızlanma değil bu, Guido Sgardoli’nin Var mısın Yok musun adlı leziz kitabının düşündürdükleri yalnızca.

Var mısın Yok musun’un başkahramanları da ilkokul birinci sınıftan beri tanışan iki yakın dost: Franco ve Gabri. Kardeş gibiler, birbirlerini hem çok seviyorlar hem de nefret ediyorlar. Birbirlerinin tam zıttılar. Franco ne kadar sessizse Gabri o kadar çenebaz; Franco ne kadar düzenliyse Gabri o kadar dağınık; Franco ne kadar kurallara bağlıysa Gabri de o kadar başına buyruk. Franco’nun deyişiyle, toplandıklarında doksan dereceye ulaşarak birbirini bütünleyen açılar gibiler; farklı, ancak aynı yöne açılan. Gerçekten de Franco ne kadar sakin durmaya çabalıyorsa Gabri de o kadar heyecanlı ve kıpır kıpır. Zaten başlarına ne geliyorsa bundan geliyor.

Orhan Pamuk’un Yeni Hayat adlı kitabına nazire yaparcasına, Gabri bir gün bir kitap okuyor ve bütün hayatı değişiyor. Beat Kuşağı’nın kurucularından Jack Kerouac’ın On The Road (Yolda, Ayrıntı, 2009) adlı romanı bu. Gabri böylece bir aydınlanma yaşıyor ve yaşamlarını gözden geçirmeye başlıyor.

Kerouac Yolda adlı kitabında, yaşadıkları hayattan yorgun düşen iki kişinin, tekdüze varoluşlarını uyaracak bir yolculuğa çıkmaya karar vermelerini ve bu yolda yaşadıklarını  anlatır. Gabri de Yolda’dan alıntıladığı, “Yaşam yaşamdır, tür de tür,” şiarıyla kendi yolculuklarına çıkmayı öneriyor Franco’ya. Anne ve babaları olmadan geçirecekleri birkaç gün; yeniden doğmak ve yenilenmek için, yaşamı sınamak ve ona sille tokat girişmek için…

Gerçekten de yeniyetme dönemlerimizde, ne yapacağımızı, ne zaman yapacağımızı söyleyen bir yetişkinin olmadığı bir zaman dilimi için nelerimizi vermezdik? Ve tabii ki Franco da öyle hissediyor. Fakat anne babasının, yazlıklarının olduğu sahil kasabası İgea Marina’da bir hafta kalmalarına asla izin vermeyeceğini düşünüyor. Ne var ki yanılıyor, çünkü Gabri kafasına koyduğu şeyi yapmakta oldukça ısrarlı.

Gabri’nin babasının yardımıyla izin koparılıyor koparılmasına ama Franco huzurlu değil, çünkü Gabri’nin kafasında kırk tilkinin dolaştığına emin. Gerçekten de Gabri’nin planının ikinci ve üçüncü aşamaları yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Çünkü Gabri’nin yazlıkta uslu uslu oturmaya hiç niyeti yok; amacı, otostopla yolculuk yaparak Trasimeno Gölü’ne gitmek ve en sevdiği sanatçı olan Nallo Smeducci’nin konserini izlemek…

Gabri tüm ayrıntıları düşünmüş; güzergâhı çizmiş, nereden, kaçta trene ya da otobüse binileceğine bakmış. Sırt çantasını lazım olabilecek her tür alet edevatla doldurmuş.

Evet, Franco’nun tedirginliği boşuna değil, zira ilk durak Rimini’ye gitmek için bindikleri tren grev nedeniyle durunca, arabasına bindikleri asker emeklisi yaşlı adamın çantalarını çalmasıyla moralleri bozuluyor. Ama yılmadan devam ediyorlar. Kazlarıyla dolaşan Mathilde ile tanışmaları, Mathilde’nin anneannesinin yaşlı arkadaşlarıyla bocce oynamaları, külüstür bir bisikletle yola devam etmeleri, tatlı köpek Pongo’nun peşlerinden ayrılmaması, evden kaçan kütüphaneci Roberto’nun arabasına binmeleri maceranın sonraki duraklarını oluşturuyor. Yaşadıkları her olumsuzluktan sonra Franco’nun eve dönmek istemesi, Gabri’ninse coşkuyla ve tutkuyla onu yüreklendirmesi ise hayata bakışlarına dair pek çok ipucu veriyor. Franco anne babasından gizli bir şey yapmanın verdiği vicdan muhasebesine, bin türlü tehlikeyle karşılaşabilecekleri için duyduğu korkuya rağmen için için bu yolculuğu istiyor aslında; ânı yaşamayı istiyor.

Varılmak istenen yer değil, yolculuksa önemli olan, Franco ve Gabri’nin yeni insanlar tanıdıkları, yeni yerler gördükleri bu yol hikâyesi yetişkinler için de ilham verici kanımca. İtalyan çocuk ve gençlik edebiyatının en dikkat çeken yazarlarından Guido Sgardoli’nin Var mısın Yok musun’u, bir sırt çantası kapıp hiçbir şey düşünmeden yola çıkmak için içimizdeki gizilgücü ortaya çıkarıyor âdeta.

Var mısın Yok musun?
Guido Sgardoli
Çeviren: Nilüfer Uğur Dalay
On8 Kitap, 256 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz