İyi Kitap

Kim sahi şu “öteki”?

İspanyol yazar Pedro Mañas Ö.T.E.K.İ. adlı kitabında, ortalamanın tepesinden yuvarlanıp kendini öte
bölgelerde bulan bir grup çocuğu anlatırken, “Öteki dediğimiz aslında kim ola ki?” sorusunu soruyor.
Mañas, çocuk edebiyatının aslında hiç de naif bir edebiyat olmadığını kanıtlıyor.

Şiirsel TAŞ

Çan eğrisinin, iki ucu, bir tepesi, bir de “Uçlardan uzak dur, normale gel!” diye çığıran çok fena bir sesi vardır. Çocuklar çan eğrisini hayatın içinde çeşitli vesilelerle öğrenir: Beden eğitimi dersinde
Daltonlar misali boy  sırasına girerken, sınavlarda sınıf ortalamasını düşürenler/yükseltenler ortaya çıkarken. Çoğumuz çan eğrisinin “ortalama tepesi”ne doğru sürekli tırmanış halindeyizdir. Gelgelelim bu tırmanış vaat ettiği “normal hayat”tan ötürü pek çok kişiye cazip gözükse bile, şunu akıldan çıkarmamakta fayda var: Her an herhangi bir farklılık/ aykırılık sizi çan eğrisinin tepesinden aşağıya tepetaklak yuvarlayabilir. Yuvarlana yuvarlana nereye ineriz, diye soracak olursanız, o aşağı düzlüklerdeki uç bölgelere “öte” denir, orada yaşayanlara da “öteki.”

İspanyol yazar Pedro Mañas Ö.T.E.K.İ. (Gizli Topluluk) adlı kitabında, ortalamanın tepesinden yuvarlanıp kendini öte bölgelerde bulan bir grup çocuğun örgütlenmesini anlatırken, “Öteki dediğimiz aslında kim ola ki?” sorusunu soruyor. Mañas’ın öyküsü Türkiye’de hâlâ yaygın bir yanılgı olarak devam eden görüşün tersine, çocuk edebiyatının aslında hiç de naif bir edebiyat olmadığının sağlam bir kanıtı. Öteki beriki derken, çoluk çocuk, büyük küçük, herkesin öyküsünü, hepimizin ortak derdini anlatıyor Mañas. Yani şunu: İlle de hemhal olup sımsıkı kucaklaşmak zorunda değiliz elbet, ama herkesi olduğu gibi kabul edip bir arada yaşamayı nasıl başarabiliriz?

Kendini bildi bileli normal bir çocuk olan Franz Kopf, “ambliyopi” (göz tembelliği) teşhisi aldıktan sonra doktorun önerisi üzerine tembel gözünü çalıştırmak için sağlam gözünü bantla kapatmak
zorunda kalır. O güne dek normal bir çocuk olarak normal bir hayat sürmeye alışkın olan Franz için bu durum, normallik tepesinden kıçına yediği tekmeyle ötelere yuvarlanmak demektir.

Küçük kız kardeşi Janika hariç (o da astım hastası olduğundan “öteki”likten nasibini fazlasıyla almış ufak tefek ama dişli mi dişli bir kızdır), ailesi Franz’ı her haliyle kabul eder zaten. Hatta öylesine kör bir kabulleniştir ki bu sanki başka türlü bir göz tembelliğinin tasviri gibidir; anne baba bir iyimserlik perdesinin gerisinden Franz’ın okulda yaşadıklarını görmezden gelir. Franz
gerçek sorunu ev-aile ortamında değil, içinde barınmaya çabaladığı sosyal ortamda, yani okulda yaşar. İşte o sosyal ortamın içinde Franz, küçük yapışkanlı bir göz bandajının masum bir
tıbbi yardımdan öte bir anlam kazanıp bireyi diğerlerinin gözünde pekâlâ bir başkasına dönüştürebildiğini, “bandajlı Franz ve bandajsız Franz” diye bir ayrıma neden olduğunu anlar.

Elbette Franz Kopf –yeni adıyla Franz Mortgöz– okuldaki tek “öteki” değildir. Ne var ki Franz ancak kendi “öteki”liğinin farkına vardıktan sonra diğer “öteki”leri de fark etmeye başlar. Teneffüslerde okul bahçesindeki belirli noktaları mesken tutan çocuklardır “ötekiler”. Kimseyle oynamayan, tek başına kendi köşesine çekilen, okula gelmediği gün köşesi boş kalan çocuklar.

Okuldaki bütün “ötekiler” gizlice örgütlenmeye başlar. Toplantılar dışında, okuldayken birbirini tanımazdan gelen üyeler örgüt kurallarını belirler, gizli şifreler ve kod adları kullanır (Franz Mortgöz, Kobra Göz olmuştur artık), mesajlaşmak için özel bir yöntem geliştirir ve bir tüzük hazırlar. Altı maddelik bu tüzüğün birkaç maddesine göz atalım: Madde 1. Ö.T.E.K.İ. farklı hisseden çocuklara destek veren bir topluluktur. Madde 3. Topluluk, üyelerinin diğer tüm etkinlik ve ilgilerinden daha üsttedir. Madde 6. Ö.T.E.K.İ.’nin herhangi birüyesi kötü niyetli ve salt eğlenme amacıyla ciddi bir hakarete maruz kaldığında, intikam haklı ve yerinde olacaktır.

Mañas’ın öyküsünün en çarpıcı yanı, tüzüğün lafta kalmaması ve örgütünün teoriyi pratiğe dönüştürebilme becerisi. Ö.T.E.K.İ.’nin bir üyesi gerçekten de kötü niyetli bir hakarete maruz kaldığında, örgüt üyeleri bunun intikam alınması gereken bir mesele olduğu konusunda görüş birliğine varıyor. Yoksa bu “göze göz, dişe diş” mantığı hoşunuza gitmedi mi? Ne gariptir ki lafa gelince “Çocuklar da çok acımasız oluyor canım,” demekten çekinmeyenler, çocuk edebiyatının doğası gereği “saf ve masum” (ne demekse?) olması gerektiği görüşünü savunabiliyor. Çok öznel bir yorum olacak belki ama, çocuk edebiyatında “yazdıklarımın muhteviyatında çocukları şiddete davet eden, intikam gibi olumsuz duygular aşılayacak, sakıncalı herhangi bir unsur olabilir mi
acaba?” endişesiyle eli titreyerek yazan “beriki” yazarları olduğu gibi kabul etmekle yetiniyor, hayatın gerçeklerinden kopuk yazma kaygısıyla kalemini kana batırıp yazan “öteki” yazarları
sevgiyle kucaklıyorum.

Ö.T.E.K.İ.
Pedro Mañas
Resimleyen: Javier Vazquez
Çeviren: Saliha Nilüfer
İletişim Yayınları, 104 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Çocukluğunun en güzel günleri bir tavuk çiftliğinde ve İstanbul’un göbeğinde o dönemde istila edilmemiş kırlarda geçti. Tıp eğitimi aldı, hekim oldu, sonra çocuk kitaplarına merak sardı. Kurda kuşa, börtü böceğe düşkün ve en çok da onlarla ilgili okuyup yazmayı seviyor. Düşkurdu Bir Düş Kurdu, Börtü Böcek Güncesi, Zincir, Kar Benek Kara Benek ve Kim Korkar Mavi Kurttan adlı kitapları yazdı. Yazdığından çok daha fazla kitap çevirdi. Çevirdiğinden çok daha fazla kitap için eleştiri yazıları yazdı. Sürekli genişleyen kedi kadrosu, ara sıra bahçeye misafir olan yavru/yaralı martılar ve bir ergen gürgenle birlikte yaşıyor. Biyoloji, sağlık, kent doğası ve çocuklar üzerine kafa yoruyor. Ya evde çalışıyor ya ormanda dolaşıyor.

Yorum yaz