İyi Kitap

Canavarları sever misiniz?

Alman yazar Cornelia Funke’nin şövalyeleri ve canavarlarıyla tanıştınız mı? Tanışmadıysanız,
enfes çevirisi ve birbirinden renkli resimleriyle Mavibulut’un “Eğlenceli Öyküler” serisinden
çıkan, Şövalye Öyküleri ve Canavar Öyküleri adlı kitapları okuyun.

Öznur ŞAHİN

Önce Canavar Öyküleri’nden başlayalım: Ama sakın korkmayın! Bu canavarlar ne kadar tüyler ürpertici, koca pençeli olsalar, ağızlarından alevler çıkarsalar da onlar da sizin gibi acıkıyor,
sıkılıyor ve kıkırdıyorlar. Gerçi bazıları acıktıklarında insan yemeyi seviyor, ama hepsi de bütün o korkunç ve tiksinç görüntülerine rağmen zararsız ve hatta biraz da şapşallar. Karnı
gur gur guruldayan korkunç mu korkunç Gargara isimli canavar, yolunu kaybetmiş bir servis dolusu çocuğu servis aracıyla birlikte yediğinde bile korkmayın! Çünkü eğlence tam da bu noktada başlıyor! Çocuklar kötü sesleriyle söyledikleri şarkılarla ve servis şoförünün aracı sağa sola sürmesiyle Gargara’nın midesini bulandırmayı ve kurtulmayı başarıyorlar. Peki ya “Tüm Zamanların En büyük İcadı” adlı öyküde, Çetin Bahtsızparmak’ın altın icat edeceğim derken, lapa gibi, Karahindiba pudingi kokulu sarı bir canavar icat etmesine ne demeli? Puding kokulu bir canavar! Üstelik bu canavar Çetin’i kışın soğuğundan da koruyor.

Canavar Öyküleri içinde benim en sevdiğim, “Mavi Gezegenden Gelen Canavar” başlıklı öykü oldu. Neden mi? Çünkü bu, “yalnızca iki gözü ve iki kolu olan kürksüz canavarların yaşadığı, Dünya ismindeki küçük, mavi bir gezegenin hikâyesi.” Yani, bu öykünün canavarları biziz. Cumburlopus Gezegeni’nden küçük Gobo’nun hayallerini süsleyen, Dünya’dan kendi gezegenine getirip evcil hayvan gibi beslemek istediği biz insanlar! Cornelia Funke, canavar ile insanı birbirinin yerine geçirerek, hem kendimizi “öteki”nin yerine koyup düşünmeye itiyor bizi, hem de bir mizah unsuru
yaratmış oluyor. Böylece, kendimizi Gobo’nun yerine koyarak, insanları bir canavarın gözünden görüyoruz ve bunun garipliği ile şaşkınlık içinde eğleniyoruz.

Yazar, bizi şaşırtmaya ve güldürmeye Şövalye Öyküleri’nde de devam ediyor. Şövalyelerin ejderhalarla, devlerle ya da kralın kızından öpücük almak için birbirleriyle savaştığı bu öykülerde,
şövalye romanslarının temel izleklerine rastlansa da yazarın pedagojik formasyonunun etkilerini, özellikle karakterlerin yer değiştirmesinde görüyoruz. “Adsız Şövalye” öyküsünde,
bir prenses şövalye kılığına girerek, şövalyelerin her zaman erkek karakterler üzerinden anlatılmasına karşı okuru düşündürürken, toplumsal cinsiyet rollerini de sorgulamamıza sebep oluyor. Yine bunun bir parçası olarak, “Çalınan Prensler” öyküsünde de beklenmedik bir biçimde, prensleri korkunç devin elinden bir kadın şövalye kurtarıyor. Kılık değiştirmeler, güçlü ve güçsüz ayrımını cinsiyet üzerinden kuran toplumsal kodları alt üst ediyor.

GÜLÜN, ŞAŞIRIN, EĞLENİN
Şövalye Öyküleri, mevcut toplumsal kodlar üzerine okuru düşündürmeye, öykü formunun da hak ettiği biçimde yer verirken, Canavar Öyküleri’nde bu dengenin tam olarak sağlanamadığını görebiliriz. Yazarın pedagojik eğilimleri, öykülerin özellikle sonuç bölümlerinde tavsamaya yol açsa da, her iki öykü kitabında da alışılmışın dışında canavar ve şövalye öyküleriyle karşı karşıyayız, yani öyküler bizi güldürürken, şaşırtarak düşündürüyor da.

Canavar Öyküleri / Şövalye Öyküleri
Cornelia Funke
Resimleyen: Elisabeth Holzhausen
Çeviren: Zeynep Alpaslan
Mavibulut Yayınları, 88 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz