İyi Kitap

Teldeki adam…

Bir gün mahallede, telin üstünde oturan bir adam beliriyor. Dünyaya farklı
gözlüklerle bakan bu adam tabii ki mahalle çocuklarının ilgi odağı oluyor.
Gökte Biri Var’ı Sevim Ak yazmış, Behiç Ak resimlemiş.

Anneannemin bizde yatıya kaldığı günler evimize taze bahar havası gelir. Yasemin kolonyasının kokusu grimavi saçına, çiçekli elbisesine, topuklu ayakkabılarına sinmiştir. Şişman gövdesi geçtiği yere yasemin buğusu bırakır. Buğunun içine dalarsanız gözlerinizi kapayıp derince soluk almadan edemezsiniz.

Çantası tığ işiyle doludur anneannemin. Her geldiğinde içinden bize de bir armağan çıkar. Sehpaya, televizyon üstüne yeni bir “anneanne örtüsü” serilir. Serdiği dantel örtünün, kıyısını, köşesini kırk kere çekiştirir. Çapraz koyar, düz koyar, uzağına geçip bakar, içine sinene kadar oynar da oynar.

Anneannem mutfağımıza elini dokundurmasa içi rahat etmez. Mutfakta yapacak çok iş bulur. Pencere önündeki küçük saksılara mevsimlik çiçekler eker, menekşelerin kurumuş yapraklarını keser, topraklarını değiştirir. Duvarlara çaydanlık, şeftali, kahve değirmeni resimli küçük tablolar asar.

Sulu tencere yemekleri yapar. Kokusu buram buram yayılır mahalleye. Açıkgöz komşular yemek kokusundan anneannemin gelişini sezer, kapımızı çalar. Not defterine kokunun formülünü yazmadan gideni görmedim. “Bugün ne yemek pişirelim?” sorusu düşmez dilinden.

Anneannem gelince oklavaya gün doğar. Anneanne onu mutfak tezgahının altındaki hapishanesinden çıkarır, örümceklerini temizler. Oklava özgürlüğün sevincinden midir nedir, tadına doyulmaz kurabiyelere can verir.

Bu gelişinde süslü kurabiyenin formülünü bana da öğretti anneannem. Bir parça hamur şemsiye oldu, kedi oldu, şapka oldu, kuş oldu elimde. Hamurların kılıktan kılığa girmesine bayılmış, kendimi kaptırmış, sayıyı abartmıştım. Anneannem elimin yatkınlığını beğenmişti beğenmesine ama hızım korkutmuştu onu.

“Bir işi sevdin mi freni tutmayan araba gibi çalışırsın. Bak, şimdi de kavanozlara sığmıyor kurabiyeler.”

Süslü kurabiyeleri bir tepsiye yığdı, elime tutuşturdu. Arkamdan sokak kapısına kadar
iteledi.

“Hadi arkadaşlarına dağıt. Acıkmışlardır şimdi.”

Bizim çocukların oynadığı boş arsaya yürüdüm. Arsanın iki ucuna portatif kaleler kurulmuş, hazırlık maçı başlamıştı.

Hazırlık maçları adı üstünde gerçek maç sayılmaz, antrenmandan sayılır. Oyunculardan birine rahatlıkla “Annen seni çağırıyor,” dersen gidebilir. “Kola içer misin?” dersin, oyundan çıkar. Kolasını içer, üç dakika sonra yine girer.

Hazırlık maçlarında atılan goller son günlerde 15-20’yi buldu. Kimsenin bu maçları iplediği yoktu.

Seyirci gelmeyince sporcular kıvranmaya başladı. “Oyunumuzu gösteremiyoruz, maça kendimizi veremiyoruz, antrenmanlar işe yaramıyor,” diye söylendiler. Takım kaptanları da kafa kafaya vermiş, ilk etapta başıboş tavırları yasaklamışlar.

Başıboş tavırlar ne mi? Karnım acıktı, çişim geldi, terledim bahanesiyle sahayı terk etmeler, maç sürerken iki oyuncunun bir köşeye çekilip sohbet etmesi…

Gökte Biri Var
Sevim Ak
Resimleyen: Behiç Ak
Can Çocuk Yayınları, 120 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz