İyi Kitap

İki reçete; biri hastalığa, biri bencilliğe…

Hastalıkların kapıyı çalmaya hazırlandığı şu günlerde, hastalıkla başa çıkmaya dair ilginç bir
reçete sunuyor Tombik Ayı Hastalanınca. Benim! Hayır Benim! adlı kitap ise hayatta her daim
zorlu olabilen “paylaşma” meselesine güzel bir yaklaşım getiriyor.

Şiirsel TAŞ

Envai çeşit bulaşıcı hastalık sezonunu açmış bulunuyoruz. Nezle, soğuk algınlığı, grip… Sızım sızım sızlamaca, ağız burun akmaca, öksürmece, hapşırmaca… Kentin leş gibi havasını teneffüs eden, kalabalık iç mekânlarda karbondioksit narkozuna giren, ne idüğü belirsiz ıvır zıvırla beslenen çoluk çocuk, hepimiz, sırtımızdan vurmaya hazır bilumum mikrobun bir numaralı hedefiyiz.

EN İYİ REÇETE
Hastalığa zemin hazırlayan bu karanlık tablonun bir ucunda da tedavi için avuç avuç kullandığımız ilaçlar var. İşin ilaç kısmını bir kenara bırakırsak, hani pek çoğumuzun anadan babadan görüp de uyguladığı, birbirine tavsiye ettiği bazı reçeteler vardır ya, işte onlardan birini hatırlatmanın tam sırası: Tombik Ayı ile arkadaşlarının reçetesi. Çocuklar, yetişkinler, ayılar, porsuklar, her kim olursa olsun ateşi çıktı mı, burnu akmaya başladı mı aynı reçeteden fayda görüyor:
1- İlgi, şefkat (gün boyu)
2- Bir tas çorba (hazır çorba değil ama)
3- Nane limon kabuğu bir güzel kaynasın
aman ha ha ha ha ha içine
hatmi çiçeği biraz tere otu katasın
aman ha ha ha ha ha hatta biraz tarçın
bir tutam zencefil aman…
4- İyi bir uyku

Karma Wilson’ın yazıp Jane Chapman’ın resimlediği, sıcacık bir dayanışma öyküsü anlatan Tombik Ayı Hastalanınca adlı kitapta buldum bu reçeteyi. Reçetenin üçüncü maddesi tam olarak yukarıdaki gibi değilse de oldukça benzer. (Öyküde baykuş, çalıkuşu ve karga ormandan toplayıp getirdikleri şifalı otlardan bir çay yapıp Tombik Ayı’ya içiriyorlar.) Bu çay-çorba içme işinden çocukların pek keyif aldığı söylenemez, ama hem kitabı okuyup hem de Barış Manço klasiğini dinletirseniz durum değişebilir.

BENİM! HAYIR, BENİM!
Dayanışma hali iyi güzel de, bir de paylaşamama gerçeği var hayatta. Günlük yaşamda koca koca pastaları paylaşamayan yetişkinlerin, çocuklar oyuncaklarını paylaşsın diye gösterdiği çaba tam seyirliktir. Üstelik çelişkiler yumağı bununla da sınırlı kalmaz. Kendi çocuğumuza “Oyuncaklarını paylaş da hep birlikte güzel güzel oynayın işte!” benzeri iç gıcıklayıcı laflar eder, içini çeke çeke, “Oyuncağımı aldıııı!” diye gözünden yaş, burnundan sümük damlayarak geldiğinde, “Bırak, azıcık da o oynasın,” sözleriyle en uzlaşmacı tavrımızı takınırız. Lakin iş bir başka çocuğun oyuncağını paylaşmamasına geldi miydi, “Onun oyuncağı evladım, izinsiz almak olmaz, ister verir ister vermez,” lafını etmekten çekinmeyiz. Çocuklar bu ikilemle nasıl başa çıkar bilmiyorum ama bana en makul görünen, sorunu kendi aralarında çözmeleri için (mümkünse kafa göz yarmadan) benimsenen “Ne haliniz varsa görün,” ya da pedagojik jargonla ifade edecek olursak “Bu sorunu kendi aranızda çözebilirsiniz, size güveniyorum,” yaklaşımı olmuştur.

Benim! Hayır, Benim! adlı kitap tam da bu soruna parmak basıyor. Nazlı ile Aslı ikiz olmasına ikizdir ama fiziksel özellikleri dışında birbirleriyle en ufak bir benzerlikleri dahi yoktur. Biri pembeyi sever, diğeri maviyi; biri prenses olmaya öykünür, diğeri bisiklete binmeye bayılır. Tek ortak tutkuları, dolayısıyla da paylaşamadıkları, oyuncak tavşan Uzun Kulak’tır.

Derken bir gün anneannelerine giderken ikizlerin “Sen taşıyacaksın, ben taşıyacağım,” kavgasına kurban giden Uzun Kulak’ın bir kulağı Aslı’nın, diğer kulağı Nazlı’nın elinde kalır; dolayısıyla Uzun Kulak da ortada kulaksız kalakalır. Anneanne bir plastik cerrah becerisiyle kulakları yerine dikerken, çocuklar Uzun Kulak’la kimin hangi günler oynayacağını kendi aralarında belirlemek için bir takvim hazırlamaya koyulur.

Biri şifa niyetine, diğeri “Neyi paylaşamıyorsunuz çocuğum?” diye sormak yerine okuyabileceğiniz iki hoş öykü. Alın yanınıza en sevdiği –artık ayı mıdır, köpek midir, tavşan mıdır her neyse– oyuncağını, kanepede mağaramsı bir ortam yaratın, örtün “batti”yi bacaklarınızın üstüne, hafifçe tokuşturun ıhlamur çayı fincanlarınızı ve başlayın okumaya…

Tombik Ayı Hastalanınca
Karma Wilson
Resimleyen: Jane Chapman
Çeviren: Gülbin Baltacıoğlu
Pearson Yayınları, 40 sayfa

Benim! Hayır, Benim!
Rachel Bright
Çeviren: Gülbin Baltacıoğlu
Pearson Yayınları, 32 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Çocukluğunun en güzel günleri bir tavuk çiftliğinde ve İstanbul’un göbeğinde o dönemde istila edilmemiş kırlarda geçti. Tıp eğitimi aldı, hekim oldu, sonra çocuk kitaplarına merak sardı. Kurda kuşa, börtü böceğe düşkün ve en çok da onlarla ilgili okuyup yazmayı seviyor. Düşkurdu Bir Düş Kurdu, Börtü Böcek Güncesi, Zincir, Kar Benek Kara Benek ve Kim Korkar Mavi Kurttan adlı kitapları yazdı. Yazdığından çok daha fazla kitap çevirdi. Çevirdiğinden çok daha fazla kitap için eleştiri yazıları yazdı. Sürekli genişleyen kedi kadrosu, ara sıra bahçeye misafir olan yavru/yaralı martılar ve bir ergen gürgenle birlikte yaşıyor. Biyoloji, sağlık, kent doğası ve çocuklar üzerine kafa yoruyor. Ya evde çalışıyor ya ormanda dolaşıyor.

Yorum yaz