İyi Kitap

Bedri Rahmi’nin mutluluğu

Bedri Rahmi’nin mutluluğu

Zarife BİLİZ

Desen Yayınları’ndan çıkan ve çok yönlü sanatçı Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu çocuklarla tanıştırmayı hedefleyen Mavi’nin Mutluluğu, hayalle gerçeğin harmanlandığı öyküsü ve yaratıcı resimleriyle övgüyü hak ediyor.

Desen Yayınları’ndan çıkan Mavi’ nin Mutluluğu çok farklı bir çizgi roman. Simla Sunay’ın yazıp Gökçe Akgül’ün resimlediği bu özgün çalışma, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun hayatından kesitlere ve bu dolayımla sanat hayatına odaklanıyor. Farklı toplumsal kesimlerden gelen iki çocuğun ortak tutkuları olan resim aracılığıyla Bedri Rahmi’yle olan dostluklarını konu alan kitap, çocukları hem bu çok yönlü sanatçıyla tanıştırıyor, hem de onları resim sanatının doğası üzerine düşünmeye davet ediyor. Üstelik bunu çizgi roman formatında yaparak okumaya ayrı bir zenginlik ve cazibe kazandırıyor. Çocukları Türkiye’nin önemli bir sanatçısıyla tanıştırmak gibi meşakkatli ve anlamlı bir işin altına girmiş olan Simla ve Gökçe’yle Mavi’nin Mutluluğu üzerine söyleştik.

Çocukları ünlü sanatçılarla tanıştırmak amacıyla tasarlanmış pek çok kitap var yabancı dillerde. Ne var ki Türkçe literatürde bu tip kitaplara pek rastlamıyoruz. Mavi’nin Mutluluğu böyle bir boşluğu kapatma çabasından mı doğdu? Proje kafanızda nasıl oluştu?

Simla: Evet, büyük bir boşluğumuz var. Sanatçılarımızı yeni nesillere aktaramıyoruz. Salvador Dali’nin doğumunun 100. yıldönümü için hazırlanan Salvador Dali ve Rüyaların Yolu (Doğan Egmont Yayınları) adlı bir kitap vardı. Dali’yi anlatan, ama yazarın özgün hikâyesini ve çizerin Dali yorumunu içeren çok güzel bir kitaptı. Bu kitaptan sonra Türkiye sanatçıları için de böyle bir seri olsa ne iyi olur diye düşünüp yayıneviyle paylaştım. İlke Aykanat fikre çok sıcak baktı ve beni destekledi. Amacım sadece ressamları değil, mimarları, heykeltraşları yani sanat için üreten insanları anlatan bir seri hazırlamaktı.

Bedri Rahmi’yi seçmenizin sebebi neydi?

Simla: Yaz aylarını Gökova’da geçiriyor olmam beni efsanevi Mavi Yolculuk hikâyeleriyle sık sık karşılaştırıyordu. Çocuklarımla beraber babamdan dinliyorduk bu hikâyeleri. Ressamlığının yanı sıra şair, yazar, çok yönlü bir sanatçı olması nedeniyle Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu seçmem çok sürmedi. Kitabın hedeflenen basım tarihi Bedri Rahmi’nin 100. doğum yılına geliyordu, ancak yazım ve çizim süreci uzadığı için 101. yılda basılmış oldu.

Bedri Rahmi aynı zamanda ressam, yazar ve şair de olan çok yönlü bir sanatçı. Ressamlığı merkeze almakla birlikte kitapta bu çok yönlülüğü de yansıtmaya çalışmışsınız. Mesela metin içinde şiirlerine de yer vermişsiniz. Böyle bir sanatçıyı bir kitaba sığdırma çabası sancılı olmuştur. Kitabın hazırlığı için nasıl bir yol, yöntem izlediniz? Ressamın hayatındaki hangi noktaları öne çıkarmayı tercih ettiniz?

Simla: Başlamadan önce yaptığım araştırmalar bir yıl sürdü. İstanbul’daki eski kitapçılara, sahaflara, kütüphanelere gittim. Ne mutlu ki Bedri Rahmi bütün yaşamı boyunca anılarını yazmış, çizmiş, her şeyi belgelemiş ve oğlu Mehmet Hamdi Eyüboğlu da arşivlemişti. Şimdilerde bu mirası özen ve özveriyle yöneten torun Rahmi Eyüboğlu’nun büyük desteğiyle araştırmamı tamamladım. Aslına bakılırsa, bu denli arşivi olan sanatçı az bulunur Türkiye’de, başlangıcı rahat yaptık diyebilirim.

Bedri Rahmi’yi tabii ki bütünüyle yansıtamadık, bir kapı araladık sadece. Saydıklarımızın dışında, mozaik sanatçısı, yazma ustası ve belgeselci… Hiç kolay olmayacaktı. Kitabın önsözünde, Bedri Rahmi’nin, Yurt Gezileri sırasında yolunun Edirne’ye düşmesi ve Mimar Sinan’ın eserleri karşısında nasıl kalem oynatamadığından bu nedenle bahsettim. Dev bir adamla karşı karşıya kalmıştım. Bir süre bir şey yazamadım. Uçsuz bucaksızdı Bedri Rahmi… Ucundan tutmam için “Pembe Vinç” bana yardım etti diyebilirim. Aradığım figürü Bedri Rahmi’nin hayatından çekip aldıktan sonra gerisi geldi. Kendi demeçlerine göre, ressamlığı ve şairliği üzerinde duruyordu, hatta eğitmenliğini hepsinden üstün tutuyordu ama üniversitedeki görevini çocuk kitabına almak kolay olmayacaktı. Yazarken onun hümanist, şair, ressam ve doğa dostu oluşunu ön plana çıkarmaya çalıştım.

Gökçe: Benim yolum biraz daha kolaydı, çünkü takıldığım yerde danışabileceğim Simla vardı. Bedri Rahmi’nin uzun süre atölye olarak kullandığı Narmanlı Yurdu’nu ziyaret ederek, fotoğraflayarak görsel hazırlık sürecime başladım. Eve dair bir araştırma sürecine girdim. Bedri Rahmi’nin ailesi ve yakın dostlarıyla birlikte çıktığı Mavi Yolculukları arşivlerdeki ve internetteki fotoğraflardan inceledim. Bedri Rahmi’nin o dönemde giydiği kıyafetleri temel alarak görsel bir altyapı oluşturmaya özen gösterdim. Tabii ki tüm bu arşiv araştırmaları ve ziyaretlerde Bedri Rahmi’nin ailesi de bana oldukça yardımcı oldu.

Yazar ve çizer olarak kitabı hazırlarken karşılaştığınız en büyük güçlük ne oldu? Mesela Gökçe, siz de resim alanında çalışan, emek veren birisiniz. Böyle bir ressama, sanatçıya çizgilerinizle hayat vermek sizde tedirginlik yarattı mı?

Gökçe: Açıkçası pek tedirgin olduğumu söyleyemem, aksine büyük bir heyecan ve keyifle çalıştım. Çünkü benim amacım kendimi Bedri Rahmi ile yarıştırmak değil, onun üretkenliğinin, sevgisinin ve yaratıcılığının altını çizmekti. Kitabın hazırlık süreci benim adıma oldukça zorlayıcı geçti. Sebebi tabii ki çizgi roman türünün doğasından kaynaklanıyor. Hikâyenin çizgi roman diline dönüşmesini sağlamak adına onlarca eskiz ve deneme sayfası hazırlamak durumundaydım. Her sayfa defalarca elden geçti ve en iyi görsel kurguyu yakalayabilmek adına oldukça yoğun bir tempoda çalıştım.

Üslup uyumu ya da Bedri Rahmi’ye öykündüğümün düşünülmesine neden olacak durumlardan uzak durmaya çalıştım. Amaç bir reprodüksüyon olsaydı bu kitabı Bedri Rahmi’nin var olan resimlerinden oluştururduk. Amaç özgün bir dil kullanmaktı, hem görsellik hem de içerik adına Bedri Rahmi’nin yaratıcılığına ve evrenselliğine paralel bir dil yaratmaktı. Bedri Rahmi gibi üretken bir insanın sizi etkilememesi çok zor. Onun üretkenliğini, evrenselliğini, doğa ve insan sevgisini, çizerken daha fazla duyumsadım. Gülümsedim…

Simla: Araştırma sırasında karşılaştığım, sahaflardaki yetersizlik beni üzdü. Ailenin gayreti olmasa hiçbir belge bulunamazdı. Bedri Rahmi’nin Nazmi Ziya üzerine yazdığı kitabı okumayı çok istesem de İstanbul Modern’de sergilendiği için elime alma şansım olmadı. Yazma sürecinde Bedri Rahmi’nin büyüklüğü karşısında bir süre elim kâğıda gitmedi. Kalemi yedim durdum. Gökova’daydım, yani Mavi Yolculuğun en can alıcı noktasında kolay yazarım, diyordum ama pek kolay olmadı. Asıl zorluk, resimleme türünü belirlemedeydi sanırım. Çizgi roman olmasını özellikle istedik. Bedri Rahmi zaten bir ressamdı, kitabın çizimleri onun çizgisinden ayrı olmalıydı. Çizgi romanlaşma süreci kolay olmadı, çünkü metin bir senaryo değildi. Akıp giden bir metnin yanı sıra eylemleri ve mekânları anlatan notlar da yazmıştım. Bu noktada Gökçe Akgül çok emek verdi, diyalogları önce o oluşturdu, sonra beraber düzenledik.

Peki, kitabı hazırlarken size özellikle keyif veren bir şey oldu mu? Diyelim bir karakter ya da sahne, yarattığınız karakterler içinde daha çok sevdiğiniz biri?

Gökçe: Narmanlı Yurdu’nun çıkış sahnesi, ev ve bahçe sahneleri için Bedri Rahmi’nin evine, Narmanlı Yurdu’na gidip fotoğraflar çektim ve bu fotoğraflara bakarak mekan tasarımlarımı yaptım. Bu süreç projede en çok keyif aldığım kısımlardandı. Sadece masa başında çizim yapmıyordum. Araştırarak, öğrenerek çiziyordum. Kapaktaki üçlünün yer aldığı sahneyi çok seviyorum. Zaten yaparken çok keyif almıştım. Farklılıklarına, yaşlarına rağmen arkadaşlıklarını çok sevdim. Beyoğlu’ndaki yürüyüş sahnesi, arkadaki tramvayın geçişi… Driling… Driling… Sanırım en sevdiğim sahne bu.

Sanıyorum metinde kurgusal öğelerle biyografik öğeler bir arada kullanılmış.

Simla: Kitap kurgu bir eser olsa da gerçek karakterler ve Bedri Rahmi’nin anılarından alıntılar içeriyor, bu nedenle zaten bir önsöze ihtiyaç duyduk. Aslında önsözleri hiç sevmem. Mesela Çebiş’in öyküsü bir hayli ilginçtir. Hikâyenin ortalarında karşınıza çıkacak olan Çebiş karakteri gerçekten Bedri Rahmi ile tanışmış Çingene ayakkabı boyacısıydı. Ben önce Çingene yerine, Roman ayakkabı boyacısı olarak yazmıştım Çebiş’i, oysa Bedri Rahmi anılarında Çingene demekten çekinmiyordu. Çok değerli editörümüz Gökçe Ateş Aytuğ’un önerisiyle en sonunda Çingene demeyi uygun bulduk. Metin üzerinde geçen en hararetli tartışmalara sahne olan sözcük buydu.

Kitabın ana kahramanlarından biri, resim yapmayı çok seven, ancak resimlerinde bir türlü renk kullanmak istemeyen Mavi. Öykünün başında Mavi’nin annesi kızı renk kullanmadığı için kaygı duyuyor, bu durumu onun mutsuzluğuna yoruyor. Hatta bu sorunu aşması için onu kurs kurs gezdiriyor. Kurgudaki bu olayla neler söylemek istediniz? Altta bir eleştiri seziliyor sanki…

Simla: Evet, yarışmacı ve tek tipçi zihniyetle yaratıcılığı körelten resim kurslarına, çocukları proje gibi sürükleyen velilere bir eleştirim var. Ben de çocuklarla resim ve öykü atölyesi yürütüyorum. Kurgu olan kısımlar buradaki birikimlerimden. Mavi gibi sadece siyahla resim yapan çocuklar olduğu gibi, sadece dikdörtgenlerle cetvel gibi çizen, bir türlü bulut çizemeyen çocuklar da gördüm. Sanatta doğru yoktur. Sanat bilim değildir. Sanat bir yorumdur ve bunu kavrayamayan çocuk özgür resim yapamaz. Biz derste sürekli şunu söyleriz: Biz fotoğraf makinesi, fotokopi makinesi veya ayna değiliz!” Dolayısıyla bir şeyi çizmek, öğrenilen bir şey değildir.

Mavi biraz farklı bir çocuk. Resim kursundaki diğer çocuklarla pek anlaşamıyor. Yalnızlığı, resim yapmayı tercih ediyor. Sokağa çıkmıyor, bilgisayar oynamıyor… Simla biraz Mavi’den bahsetsek… Nasıl bir çocuk o? Tanıdığın birilerine benziyor mu?

Simla: Mavi küçük bir dâhi aslında. Böyle çocuklar var, karşılaşıyorum. Bir öğrencim var mesela, Sarp Besler. Eline kâğıt kalem verin, dünyayı unutur. Sarp renk kullanıyor . Kuzgun Üsküdarlı, atölyenin bitimine doğru anca ısınır ve yeni bir kâğıt çıkarır. Uçan kalemin mucidi Kuzgun’a bir teşekkürüm var önsözde. Mavi, kitabın sonunda siyah çizmeye devam eder ve Bedri Rahmi ona hiç müdahale etmez. Bedri Rahmi onun asıl sorunu olan “uçan kalem” meselesini çözer. Mavi’nin son çizdiği şey, uçan kalemi, yani fırçası ile yapılmış siyah bir gökyüzüdür.

Tematik olarak baktığımızda, başka sanatçılara dair benzer türde kitaplarla sürebilecek bir proje bu. Devamı gelecek mi? Aklınızda başka hangi sanatçılar var? Gökçe, mesela sizin özellikle şu sanatçıya dair böyle bir kitabı resimlemek isterim dediğiniz biri var mı?

Gökçe: Toplumsal olarak sanat geçmişimizle çok barışık olmasak da yakın geçmişimizden hatırlayacağımız o kadar güzel insan var ki… Ben diyeyim Nazım Hikmet, siz deyin Fikret Mualla, ben diyeyim Abidin Dino, siz deyin Fahrelnisa Zeid…

Simla: Devamının gelmesini istiyoruz. Sırada bir kadın ressam var . Bir ressamın bazı resimleri üzerine odaklanan bir öykü olabilir ve mimar Seyfi Arkan var. Mimar Sinan’ı yapmayı henüz düşünmesem de Seyfi Arkan’ı, Balyan kardeşleri anlatabilmeyi çok isterim.

Mavi’nin Mutluluğu Simla Sunay Gökçe Akgül Desen Yayınları, 64 sayfa

Mavi’nin Mutluluğu Simla Sunay Gökçe Akgül Desen Yayınları, 64 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

lorem ipsum lorem ipsum lorem ipsum

Yorum yaz