İyi Kitap

Şişkobombiş ve rengârenk kuzular…

Şişkobombiş ve rengârenk kuzular…

Melek Özlem SEZER

Can Çocuk Yayınları’nın küçük boy ancak ferah tasarımlı ilk okuma kitapları, hem resimleri hem de özlü öyküleriyle övgüyü hak ediyor. Sizi şimdilik Korsan Şişkobombiş ve Karakuzu’yla tanıştıracağız. Kalanlarıyla da bir yolunu bulup siz kendiniz tanışın artık!

Gözlerinde kara bantlar, başlarında bandanalar ya da kocaman şapkalar… Kaptan, beyaz dantelli gömlekli tayfalar… Huuu! Fırtına çıkmış, güverteyi buluyor kocaman kocaman dalgalar. Bak bak, sallanıyor kuru kafalı bayraklar. Heyyy, savulun geliyor korsanlar!

Kimse sevmez hırsızları, talancıları ama nedense kayırırız macera hevesimizi kışkırtan korsanları. Yetişkinlere pupa yelken yazarken özgür ve rahatız. Ama iş çocuklar için üretmeye gelince endişelere kapılırız. Ne o vazgeçilmez tatlarını bırakmak isteriz, ne de onları onaylamak.

Korsan Şişkobombiş’in yazarı Silvia Roncaglia ise ne serden ne yardan geçen kurgusuyla takdiri hak eden bir yazarlık başarısı göstermiş. Didaktik metinlerdeki gibi kuru cümlelerle korsanları dönüştürmeye çalışmamış. Onların cazibeli yanlarını başarıyla metne dokumuş: eğlence, aksiyon, macera… Sakıncalı yanlarını ise birer olanağa dönüştürmüş. Seçimlerin ya da mecburiyetlerin arkasına psikolojik gerekçeler koymuş, sonra koşulları değiştirerek bunları geçersiz kılmış ve olaylarla kişilerin nasıl değişeceğini göstermiş. Sebep-sonuç ilişkilerini, örneğin Şişkobombiş özelinde obezite için anlatmış.

KOMUTAN ŞAMAR HERKESE DAYAK Kitap şöyle başlıyor: “Kaptan Şişkobombiş çok iri, şişman ve tombalaktır.” Gemideki herkes bu nakaratla şarkı söyler durur. Biri hariç. Çünkü onun ağzı her zaman yemekle doludur. Neden mi? “Aslında korsan olmak ve hayatını saldırarak, hırsızlık yaparak, dövüşerek ve kaçarak geçirmek onu biraz korkutuyordu. Ne kadar çok korkarsa o kadar yiyordu. Ne kadar çok yerse o kadar şişmanlıyordu. Ne kadar çok şişmanlarsa o kadar yavaşlıyor, hantallaşıyor ve beceriksizleşiyordu.”

Oysa hantal bir korsan ne gemilere atlayabilir, ne direğe tırmanabilir, ne de dövüşebilir. Şişkobombiş saldırmak için bir ipe tutunup atladığında, geminin güvertesi yerine kendini hep suda bulur. Arkadaşları onu köpekbalıklarından kurtarmak için çekmeye çalıştıklarında ise canları çıkar.

Şişkobombiş utanır, özür diler, oburluğu bırakacağına söz verir. Ama ne zaman bir gemiye saldıracak olsalar, ambara inip ne varsa silip süpürür. Onun ağırlığıyla korsan gemisi, kaptanın deyimiyle “salyangoz gemi”ye dönüşüp yavaşlar. Öyle ki hafiflemek için gülleleri atmak zorunda kalırlar. Peki, silahsız bir gemi korsan gemisi olabilir mi?

Eh artık dayanamazlar ve Şişkobombiş’i bir adaya bırakmaya karar verirler. Ama o da ne? Tam o sırada Komutan Şamar Herkesedayak’ın muhafız gemisi çıkar karşılarına. Kaptan ateş açın der ama gülleleri yok ki! Ah hep şu Şişkobombiş’in yüzünden! Çözümü de o bulur: “Gülle atamıyorsanız, beni atın!” Top Şişkobombiş’i fırlatır, bizimki komutanın üzerine düşer. Öyle de yuvarlaktır ki geri sıçrayıp uçarak gemisine geri döner.

Derken hikâye attığı düğümleri çözmeye başlar. Korsanlar artık sürekli yakalanıp hapse atılma korkusuyla yaşamaktansa meslek değiştirmeye karar verirler. Gemilerini turistik gezi yapan bir gulete dönüştürürler. Konukları onlardan da aşçıdan da çok memnundur. Aşçı kim mi? Şişkobombiş tabii ki! Korkmadığı, korkularını yemek yiyerek bastırmaya çalışmadığı ve sürekli yemek yapmakla meşgul olduğu için artık incecik olan eski korsanımız. Diğerleri ise epeyce şişmanlamıştır. Artık hayatlarını saldırarak, dövüşerek ve kaçarak geçirmek zorunda kalmadıkları için rahatlamışlardır.

Mutlu sonda yine bir şarkı var: “Büyük aşçı Şişkobombiş çok ince, narin ve zayıftır.”

AKKUZU, KARAKUZU…

Beyaz koyun sürüsündeki tek kara kuzu ve kara koyun sürüsündeki tek beyaz kuzu ne yaşar, nasıl yaşar?

Andersen Çirkin Ördek Yavrusu’nda farklı olanın dışlanmasını işler ama nedense akılda hep güzellik-çirkinlik üzerinden işleyen sosyal acılar kalır. Akkuzu Karakuzu’nun yazarı Stefano Bordiglioni ise doğrudan bireysel farklılıkların kabul edilmemesinin yarattığı sorunlara odaklanmış. Irkçı zihniyetin, sosyal şiddetin, bireyin toplumsal aynaya bakarken kendini görememesinin yaşattığı akıl bulanıklığının sürgit savaşlara dek vardığı dünya tarihi, bu çabalarla tekrardan kurtulabilir mi? Belki hayır ama en azından şiddetin hafifleyeceği, algısı bozulmuş bireylerin azalacağı kesin. Bu konuyu 5-7 yaş arasındaki çocuklar için işlemek ise iki açıdan önemli: Çocuğun bireysel farklılığının tadını çıkarması, özniteliklerini geliştirecek özgürlüğe kavuşması. İkinci olarak da tektipleştirmeye dönük bakış açısından ve onun sosyal-siyasi baskısının hücrelerine işlemesinden kurtularak zihinsel berraklık edinmesi. Böylece toplumsal şiddete ve savaşlara zemin oluşturan marazlardan uzak kalması…

Hikâye şöyle başlar: Bembeyaz koyunlardan oluşan sürüde tek bir kara kuzu vardır. Bütün gün oynanan oyunların hiçbirine alınmaz. Sonunda sürüyü terk eder ve rüzgârla karşılaşır. Rüzgâr ona tek başına olmaktan ne kadar hoşnut olduğunu anlatır. Ama o yalnız kalmak değil, kara koyunların olduğu bir sürü bulmak istemektedir. Bulur da; çayırda onlarla akşama kadar saklambaç, hırsız polis, voleybol oynar. Ama sonra bir köşede yalnız ve üzgün birini fark eder. “Neden bizimle oynamıyor?” diye sorar yeni arkadaşlarına. “O bizim gibi değil. Onu istemiyoruz!” diye yanıt verirler. (Çirkin Ördek Yavrusu’ndaki konuşmaları andıran bir söylemle.)

Böylece kara kuzu benzerini karaların sürüsünde değil, farklılık yüzünden dışlanmış olan başka birinde, yani beyaz kuzuda bulur ve kitabın temel düşüncesini şu teklifle ortaya koyar: “Tüm koyunların arkadaş olduğu ve birlikte oynayabildikleri bir sürü aramaya gidelim.”

Çeşitli maceralar yaşadıktan sonra rengârenk bir çayırlığa gelirler. Bir de bakarlar ki birbirinden farklı koyunlar birlikte oynuyorlar. Sarı çizgili mavi mi ararsın, pembe yeşil mi, kahverengi benekli, kırmızı yamalı gri mi… Siyahla beyaz da katıldı mı aralarına işte sana olması gereken dünya! Farklılığın zulme dönüşmediği bir dünya umuduyla…

Korsan Şişkobombiş Silvia Roncaglia Resimleyen: Giulia Orecchia Çeviren: Tülin Sadıkoğlu Can Çocuk Yayınları 48 sayfa

Korsan Şişkobombiş Silvia Roncaglia Resimleyen: Giulia Orecchia Çeviren: Tülin Sadıkoğlu Can Çocuk Yayınları 48 sayfa

Akkuzu Karakuzu Stefano Bordiglioni Resimleyen: Barbara Nascimbeni Çeviren: Tülin Sadıkoğlu Can Çocuk Yayınları, 48 sayfa

Akkuzu Karakuzu Stefano Bordiglioni Resimleyen: Barbara Nascimbeni Çeviren: Tülin Sadıkoğlu Can Çocuk Yayınları, 48 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

21 Aralık 1971’de doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde ekonomi okudu. Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı’nda yüksek lisans yaptı. Osmangazi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde masal analizi dersleri verdi. Milliyet Çocuk (Miço) dergisinde köşe yazarlığı yaptı. TRT radyolarına masal programları hazırlayıp sundu. Şiir, öykü ve masal alanlarında uğraş veriyor. Yaşamını senaryo yazarlığı ve seslendirme yaparak kazanıyor. 1998 Cemal Süreya, 2000 Behçet Aysan ve 2011 Nüzhet Erman Şiir, 2001 Arıburnu En İyi Uzun Metrajlı Film Öyküsü, 2010 Oğuz Tansel Halk Bilimi ödülleri var. Kitapları: Şiir: Derin, Söğüt Sefareti, Söğüt Sefası Meyhanesi, Yusuf ile Zeliha, Sözcük Dülgeri Ali (Azerbaycan), Nefser Araştırma-İnceleme: Masallar ve Toplumsal Cinsiyet, Masal Masal Matitas (Yetişkinler için masal antolojisi) Çocuk Kitapları: Sakız Çiğneyen Kedi, Eldivenlerimi Kim Çalıyor? Büyüklere Mektuplar, Büyüklerle Dalga Geçme Dersleri, Karagöz’ün Gölgesini Kim Çaldı? Eyvah Gölgeler Değişiyor, Ejderhamın Sevdiği Oyunlar, Dolapta Kim Var, Benim adım On üç, Uuuu, Yokoko, Sordum Durdum, Şiir Yazdım Masal Sandım

Yorum yaz