İyi Kitap

Beydeba’dan La Fontaine’e kedi…

Beydeba’dan La Fontaine’e kedi…

Hayvanları konu edinip aynı zamanda ders de veren fabl türü öykülerin tarihi çok eski. Hint kökenli olduğu söylenen Beydeba’nın fablları MÖ 1. yüzyıla, La Fontaine’inkiler ise 17. yüzyıl Avrupa’sına dayanıyor. Hiç eskimeyen bu eserler iki yeni baskısıyla okurla yeniden buluşuyor.

Kedi nasıl bir hayvandır?  Tüylü, güzel, sevilmekten hoşlanan, kızınca tırmalayan, çeşitli renkleri olan bir pisi… Günümüzde çocukların giderek televizyon ekranında gördüğü bir evcil hayvan. Artık paketlerde satılan mamalarla besleniyor. Bazen çok aç bir sokak kedisi elimizdeki simidi ya da poğaçayı istemek için ayaklarımıza sürünür. Biz bir lokma ekmek için yaltaklanan kediciğin avcı bir yaratık olduğunu düşünmeyiz bile. Kuşlara pusu kurduğunda cikcikli sesler çıkardığı, farecikleri, böcekleri avladığı aklımıza bile gelmez. Bu yüzden Beydeba  ya da  La Fontaine kedinin bir başka hayvanı yediğini yazdığında inanılmaz bir olay gibi  gelir bu bize.

Hayvanların masal kahramanı oluşu yeni değil. Sümerlerin de hayvan masalları anlattığı biliniyor. Günümüzden dört bin yıl önce bu masallardan insanların ders alması istenmiş. Sümerlerden sonra hatırlanan hayvan masalcısı Ezop. İsa’dan 620 yıl kadar önce doğduğu sanılıyor. Eski Yunanlılar (Helenler) arasında yaşamış. Adının Yunanca biçimi Aisopos’tur. Anadolu’da doğduğu, sonradan köle olarak Yunanistan’a götürüldüğü de söylenir.

DİLDEN DİLE AKTARILAN ÖYKÜLER

Helenler çiftçi bir halktı. Tarihlerinin başlangıcında sade bir yaşam sürer, kendilerinin dokuduğu yün gömlek, sığır derisinden çarık giyerlerdi. Köylüler tek bir oda olan kulübelerde evcil hayvanlarıyla bir arada yaşarlardı. Böyle bir halka hayvanlarla ilgili öyküler dinlemek eğlenceli gelmiş olmalı. Ezop’un öykülerinde hayvanlar konuşur ve tıpkı insanlar gibi davranır. Öyküden çıkarılacak, yaşama ilişkin bir öğüt ya da ders öykünün sonunda belirtilir.

Ezop’un anlattıkları önce ağızdan ağza yayılmış, hemen hemen üç yüz yıl sonra da yazıya geçmiş. Ezop’tan sonra gelen yazarlar onun öykülerinden yararlanmış, bu masalları yeniden yeniden anlatmışlar. En yaygın masalı, tilkinin ulaşıp yiyemediği üzümleri koruk, yani olgunlaşmamış, ekşi olarak kötülemesidir. Onun masalları (ve benzeri hayvan masalları da) “fabl” diye anılır.

İsa doğmadan yüz yıl kadar önce de Beydeba başlamış hayvan öyküleri anlatmaya. Ancak onun öyküleri anlattığı kişi Debşelim adlı bir kraldır. Halkı, kralı kötü yönetimi yüzünden sevmez olmuştur. Kral da Beydeba’dan eşitlik, adalet, vicdan, sevgi gibi kavramları öğrenmeye çalışır. Beydeba bilge, şair ve felsefecidir. (Çocukluğumda adının Beybaba olduğunu sanırdım. Dede Korkut vardı ya…)

MASAL MASAL İÇİNDE

Beydeba’nın Hintli olduğu söylenir. Masallarından birinde iki çakal vardır: “dürüst Kelile” ile “hileci Dimne.” Kitaptaki öyküler Binbir Gece Masalları’nda olduğu gibi iç içe girmiştir. Her bölümde bir çerçeve öykü, onun içinde de öykücükler ve dersler vardır. Kitap Eski Hint dillerinden Sanskritçe yazılmış. Önce İran dillerinden Pehleviceye, sonra Pehleviceden Arapçaya, Arapçadan da Farsçaya çevrilmiştir. Bu metinden de Batı dillerine aktarılmış. Uzmanlar bu fablların kendinden sonrakilere örnek olduğunu savunur.

Kelile ve Dimne’yi 1360 yılında, Aydınoğlu Umur Bey döneminde, Kul Mesud Anadolu Türkçesine düzyazı olarak çevirmiştir. Bu çeviriyi, bilinmeyen bir yazar ölçülü uyaklı yazarak I. Murad’a adamıştır. Ali Çelebi diye ünlenen Sâlihoğlu Ali, kitabı Farsçadan  süslü bir anlatımla, cümle bitişi uyumlu bir nesirle Türkçeye çevirir.  Hümâyunnâme adını verdiği çeviriyi Kanunî Sultan Süleyman’a sunar.

HARİKA RESİMLER

Kelile ve Dimne’nin bu yeni baskısındaki fablları, öykücü Faruk Duman, “masalların özünü, Beydeba’nın anlatım özelliklerini korumaya özen göstererek” yeniden yazmış. Kitabın resimlerini Vaqar Aqaei çizmiş. Bu resimlerin okuru yormadığını söylemeliyim. Keza Mavibulut Yayınları da La Fontaine fabllarını yeniden yayımladı. Büyük boy,  ciltli, renkli resimli. Çevirmeni Acar Erdoğan. Kitabın resimlerini Adolf Born yapmış. Born karikatürist. Bu yüzden kitabı bir resimlerini seyretmek, bir de masalları anlamak için iki kez okumak gerekli.

Bu iki kitaptaki ortak bir masalı size anlatmak isterim. Beydeba, bir tarlakuşunun boş bıraktığı yuvasına tavşanın  nasıl yerleştiğini anlatıyor. La Fontaine ise küçük bir tavşanın yuvasına bir gelinciğin el koyuşunu. (Gelincik, sansar türünden bir kemirgendir.)

Yuvasına el konanlar önce feryadı basar, sonra hakem olarak kediyi seçerler. Beydeba’nın tarla kuşu şöyle konuşur: “İstersen bilge kediye gider danışırız. Kendisi sofudur ve namazında niyazında yaşlı bir kedidir.” La Fontaine’in gelinciği de bilge bir kediyi över: “Kocaman bir kürkü vardır. Azmandır ve pek evliyadır. Pek bir bilir yasaları.”

İki masalda da kedi yaşlılığını ileri sürüp yaklaşmalarını ister. Sonra La Fontaine’e göre, “Kedi ikisine de yapıştırıvermiş bir pençe / Anlaşmazlığı da çözümlemiş bu şekilde.” Beydeba’ya göreyse kediye iyice yaklaşan tavşanla tarlakuşu, onun burnuna değince: “Kedi onları bir güzel yemiş.”

Beydeba masalın sonunda, zalime dostluk göstermenin, zalimin tanıklığını istemenin zararlı olduğunu söylüyor. La Fontaine ise kendi aralarında kavga eden “küçük iktidar sahipleri” krala başvurduklarında ellerindeki de gider canları da diyor: “Kralın huzurunda paylarını alırlar aynı şekilde.”

Çıkarılan sonuçlar pek birbirine benziyor. Öyleyse masalları okuyun ve bir de siz değerlendirin bence. Bakalım, Beydeba ile La Fontaine arasındaki etkileşim nedir ve o günlerden bugüne değişen pek bir şey olmuş mu?

Kelile ve Dimne Beydeba Hazırlayan ve Yeniden Yazan: Faruk Duman Resimleyen: Vaqar Aqaei Can Çocuk Yayınları, 96 sayfa

Kelile ve Dimne
Beydeba Hazırlayan ve Yeniden Yazan: Faruk Duman Resimleyen: Vaqar Aqaei Can Çocuk Yayınları, 96 sayfa

La Fontaine Jean de Lafontaine Resimleyen Adolf Born Çeviren: Acar Erdoğan Mavibulut Yayınları, 192 sayfa

La Fontaine Jean de Lafontaine Resimleyen Adolf Born Çeviren: Acar Erdoğan Mavibulut Yayınları, 192 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz