İyi Kitap

Pi’nin ölüm kalım savaşı…

Pi’nin ölüm kalım savaşı…

Banu BOZDEMİR

Uzun zaman vizyonda kalan Pi’nin Yaşamı adlı film, Yann Martel’in aynı adlı romanına dayanıyor. 16 yaşındaki Pi’nin denizin ortasında bir kaplanla baş başa kalmasıyla insana, hayata, Tanrı’ya ve yaşamın doğal döngüsüne dair büyük hesaplaşması başlıyor.

Size de oluyordur kesin; bir kitabı okumadan önce filmini izleyince kitabı da filmin içindeymiş gibi okuyorum, elimde değil, aklım kendi kendine filme doğru akıyor. Ama bir şey itiraf edeyim mi, bu tarz kitapları daha keyifle okuyorum. Kendi hayal gücüm ve filmin görselliği kitabın sayfalarında sanki üç boyutlu bir yolculuk yaptırıyor bana…

Yann Martel tarafından yazılan Pi’nin Yaşamı, İnkılâp Kitabevi tarafından 2001’de ilk baskısı yapılmış, ama ünlü yönetmen Ang Lee’nin filmle çekmesiyle dikkatleri üzerine toplamış, 2002’de Britanya’nın en prestijli ödülü Booker’ı yazarına kazandırmış bir roman.

Kitabın ve filmin başlangıcında da anlattığı gibi, Martel 1996 yılında, yazdığı kitabın kötü eleştiriler almasıyla yeni kitabı için Hindistan’a doğru yola düşüyor. Yazar umutsuzluktan bitap düşmüşken, Mamaji  adlı bir adam ona, yani inancını yitirmiş bu adama “Tanrıya inanmanı sağlayacak bir öykü anlatacağım sana,” diyor ve Pi’nin Yaşamı’nın temelleri böylece atılıyor.

KAPLAN VE TANRI

Ben kitabı okurken iki bölüme ayrılmış gibi hissettim. İlki, Piscine Molitor Patel’in, yani kitap boyunca bize eşlik edecek olan kahramanımızın (kısaca Pi) hayatı algılaması üzerine kurulu. Babası hayvanat bahçesi işletmecisi olan Pi, ister istemez hayvanların dünyasında inşa ediyor duygu ve inançlarını. Küçük yaşta Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Hinduizm konularında bilgi sahibi olan ve üç dinin de kendisine hitap ettiği söyleyen Pi,  romanın ikinci bölümünde, Richard Parker adlı kaplanla Tanrı ve insana dair nasıl büyük bir deneyim yaşadığını anlatıyor.

NUH’UN GEMİSİ GERÇEK OLURSA

İkinci bölüm, batan bir gemiden kurtulan ve bir sandala doluşan (bir nevi Nuh’un Gemisi durumu) ama açlık, güç ve iktidar savaşıyla sadece Pi ve Richard Parker’ın sağ kaldığı bir ölüm kalım yolculuğunu anlatıyor. Sırtlan, fare, orangutan ve zebra birbirlerine kurban oluyorlar! Bir Bengal kaplanıyla aynı sandalda yolculuk yapmanın mümkün olmadığını düşünen ve neredeyse 16 yaşında olan Pi’nin her geçen gün kazandığı deneyimler, arada yaşadığı güç kaybı ve daha da güçlenen Tanrı inancı bizi de onunla birlikte sonsuz ve ıssız bir okyanusta yolculuğa çıkarıyor. Aslında bir vejetaryen olan Pi’nin değişimi, hayatta kalmak için yaşadığı kimi zaman esrarengizleşen olaylar içimizi burksa da onu gayet iyi anlıyoruz.

Günlerce ayağını karaya basmayan ama altında bambaşka, yabancı bir dünyanın olduğuna inanan, Bengal kaplanına yem olmamak için kendisine sal inşa eden güçlü bir çocuk Pi. Balıklarla, kaplumbağalarla ve Richard Parker’la kurduğu güç dengesi elbette ki onun zihnini bulandırıyor ve dünya üzerinde bulunması mümkün olmayan, masal gibi bir adaya demirliyor. O ana kadar bizi gerçeklikle sınayan roman âdeta bir anda hayal gücümüzü ele geçiriyor.

Karşımızda, denizin ortasında bir kaplanla kalakalmasını bir inanç sınaması olarak algılayan ve bu sınamadan alnının akıyla çıktığını düşünen bir çocuk var. Kitabı okuduktan sonra, yazarına göre ya Tanrı’ya inanmaya başlıyorsunuz ya da neden inanmadığınızın farkına varıyorsunuz.

Kitabın, Brezilyalı yazar Moacyr Scliar’ın Max and the Cats adlı kitabından fazlaca esinlendiği söylense de, Martel kitabı bildiğini ama okumadığını iddia etmiş. Orada da Nazi Almanya’sında soykırımdan kaçan ama bindiği gemi batan Max’in kafes içinde bir jaguarla sandal yolculuğu başlar. Evet, genel bir benzerlik var gibi ama bu Pi’nin Yaşamı’nın anlatım gücünü zedelemiyor. Dolayısıyla her açıdan okunması gereken ilginç bir deneyim var karşımızda…

Pi’nin Yaşamı Yann Martel Çeviren: Aylin Yengin İnkılâp Kitabevi, 344 sayfa

Pi’nin Yaşamı Yann Martel Çeviren: Aylin Yengin İnkılâp Kitabevi, 344 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Sinema yazarlığına Klaket sinema dergisinde başladı. Dört yıl Milliyet Sanat dergisi ve Milliyet gazetesinde sinema yazarı, kültür sanat muhabiri ve şef yardımcısı olarak çalıştı. İki yıl Skytürk Televizyonunda sinema, sanat ve “Sevgilim İstanbul” programlarında yapımcı, yönetmen ve sunucu olarak görev aldı. Antrakt Sinema Gazetesi’nde iki sene editör olarak çalıştı. Tarihi Rejans Rus Lokantasına hazırlanan “Rejans Tarihi” ve “Rejans Yemekleri” kitabının editörlüğünü yaptı. Rejans Rus lokantası başta olmak üzere birçok şirketin basın danışmanlığı görevini üstlendi. Film + sinema dergisine Türk sineması röportajları yaptı. Küçük Sinemacılar, Benim Trafik Kitabım, “Çevremi Seviyorum” adı altında on iki tane “çevreci”, üç tane fantastik çevre temalı toplam 20 adet çocuk kitabı bulunuyor. Sosyal medyada yolunu kaybeden bir genç kızın maceralarını anlattığı “Leylalı Haller” yazarın ilk romanı. Kaşif Karınca ise beyaz yakalılara çocuk kafasıyla yazdığı ufak bir yaşam manifestosu özelliği taşıyor. TRT’ye çektiği ‘Bakış’ adlı bir kısa filmi bulunuyor. Halen aylık sinema dergisi cinedergi.com'un editörü, ileri haber, beyazperde.com ve öteki sinema yazarı. Kişisel yazılarını paylaştığı banubozdemir.com sitesi de bulunan yazar filmlere ve festivallere basın danışmanlığı yapıyor, sinema ve kısa film atölyelerinde ders veriyor. Çocuklarla sinema atölyeleri düzenliyor.

Yorum yaz