İyi Kitap

Of anne, yaaaa!

Nazan ÖZCAN

Sabine Ludwig, Bir Anne Dile adlı kitabında, annelerinden gayet haklı sebeplerle hiç memnun olmayan üç çocuğun yarasına merhem oluyor. “Dünyanın en korkunç annesi” yarışmasına başvuran çocuklar, anneleri yerine birer Anna Teyze’yle ödüllendiriliyor.

“Bu saçının hali ne?” Ne varmış saçımda? “Çok kısa olmuş, ne güzeldi senin saçların!” Anne 10 bin yıldır saçlarım uzundu, bir kez de kısa olsun istedim. “Aman, iyi halt etmişsin, yolunmuş tavuğa dönmüşsün!” Anneeeeeee! “Aaa sen kilo mu verdin?” Evet anne, güzel olmuşum değil mi?  “Ay hayır, suratın kaşık kadar kalmış, gözlerin de pörtlemiş!” Anneeeeeeeeeee! “Çok mu yoruldun, suratın çökmüş?” Evet, çok yoğundu bugün.  “Bir öğretmen olamadın ki, kaç kere dedim ben sana…” Anne, gazeteci oldum ya! “Gazeteci oldun da ne oldu, olacaktın bir öğretmen ki, yılda üç ay tatil, suratın böyle maymun suratına dönmezdi bari!” Annnneeeeeeeeeee!

Anneler insanı çıldırtabilir. Tuhaf ama sanki fabrika ayarı olarak hepsinde böyle bir özellik var. Elbette bu kadar itiş kakış, laf dalaşı, annelerimizi sevmediğimiz anlamına gelmiyor. Çok seviyoruz, amma velakin, bizi kendi kendimize bıraksalar, onun bunun çocuğuyla karşılaştırmasalar, sürekli eleştirmeseler ve kazık kadar olmuşken bile yaptığımız en küçük şeye karışmasalar, yani bir anlamda bizleri “kendilerinin birebir, tıpatıp kopyası” yapmaya çalışmasalar, sevgimiz bomba etkisi yaratıp ortalığı dağıtabilirdi. Çok şükür, annelerimiz dünyanın geleceği için görevlerine başarıyla devam ediyorlar.

Tıpkı Bruno, Emily ve Sofia’nın anneleri gibi. Tamam, Emily, Sofia ve Bruno; kazık kadar olmuş bizlerden biraz küçükler, ama anneleri “korkunç anne” boyutunda “kendi melek annelerimiz”le çatır çatır yarışır. Ne yalan söyleyelim, bizimkilerin karşısında galip gelme ihtimalleri de hayli yüksek. Mesela Bruno’nun annesi, nerden böyle bir vesveseye kapıldıysa, Bruno’nun çok büyük bir piyanist olacağına adından bile fazla emin. O yüzden bin tane ders aldırıyor, sürekli çalışmasını istiyor. Bruno’nun yeteneği olmadığı gibi, piyanistliğe ilgisi de yok. Onun derdi boksör olmak! Annesi izin verir mi dersiniz? Komik olmayınız lütfen. Peki, 13 yaşında, ergenliğe yeni adım atmış Sofia’ya ne demeli? Annesi kızının saçlarının ve odasının karmakarışık olmasına, Sofia’nın sürekli bilgisayarda takılmasına, biraz tombul olmasına takmış, takmakla kalmamış, habire laf geçirip duruyor. Yetmezmiş gibi, Sofia’nın minik erkek kardeşi Niklas’ı kayırıyor da kayırıyor! Sofia hep haksız, Niklas hep haklı! Tanıdık geldi mi? Bırrr, üzerinden ne kadar vakit geçse de kardeş kayırmasından insanın tüyleri diken diken oluyor! Annesi bundan vazgeçer mi dersiniz! Ha ha, çok iyi niyetlisiniz! Ya, tatlı Emily? Onunki, arabanın, evin anahtarını unutan, markete gidince cüzdanını bulamayan, sarsaklıkta sorumsuz sınırsız, büyümüş ama büyüyememiş bir hayat beceriksizi. Zavallı Emily, tam tersi olması gerekirken, annesine annelik etmek zorunda. Ne feci değil mi, çünkü çocuk çocuktur, anne de annedir! Tersi, insanı delirtebilir.

İşte bu zavallı çocuklar delirmek üzereler, anneleri yüzünden. O yüzden iyi “bir anne dilemekten” başka çareleri yok. Yazar Sabine Ludwig de onları kırmıyor. Çocuklara çözüm olsun diye tabii.

Yazar Ludwig’in zekâsı ve güzel kurgusu sayesinde, önce oyuncak fabrikası sahibi Walther Wohlfart’la ve gerçek bebekler yapmakta delice bir dehası olan Krusche ile tanışıyoruz. Wohlfarth’ın mottosu, “Çocuğunu mutlu et ve dünyayı kurtar”, Krusche’nin “insan gibi robot” tutkusuyla birleşince, deneme yapmak kaçınılmaz oluyor. İkili, “dünyanın en korkunç anneleri”ni bulmakta hiç de zorluk çekmiyor. Ve bulunan 17 “en korkunç anne”, Krusche’nin tam da çocukların istediği gibi programladığı 17 adet robot Anna Teyze’yle değiştiriliyor. Anneler de bir adada “iyi anne olmak için” dersler almaya başlıyorlar. Ne dersleri mi? Uçurtma yapma, yakmadan ütüleme, çocukla konuşma, sosis kızartma, kumdan kale yapma gibi çocukların bayılacağı şeyler! Bizim üçlü de Anna Teyze’leriyle mutludur ama bir gariplik sezince durum maceraya dönüşür! O kadarını da artık siz okuyun, belki annelerinizin neden öyle davrandığını anlayabilirsiniz, hatta annelerinize de okutun, belki onlar da sizi anlar. En azından yazarın niyeti bu yönde olsa gerek. Okudukça, tanıdık anneleri görüp hem gülüyor hem de hüzünleniyorsunuz. Ama elbette yazar, eğlencenin dozunu öyle güzel ayarlıyor ki hüznünüz kısa oluyor. Evet, anneler biraz tuhaftır ama bir bakın bakalım, büyüdükçe kime benziyorsunuz? Havluları da anneniz gibi ütülüyorsunuz, di mi?

Bir Anne Dile Sabine Ludwig Çeviren: Tuvana Gülcan İletişim Yayınları, 259 sayfa

Bir Anne Dile Sabine Ludwig Çeviren: Tuvana Gülcan İletişim Yayınları, 259 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz