İyi Kitap

Korkmayın, gülün…

Korkmayın, gülün…

Yıldıray KARAKİYA

Ürkütücü ve gizemli olayları mizahla harmanlamayı seven Hanzade Servi’den farklı yaş grubundaki okurlarını sevindirecek iki yeni kitap: Umacı ve Kumdan Salıncak.  Okurken hem gülecek hem de ürpereceksiniz.

Hanzade Servi okurların karşısına ilk olarak 2008 yılında, gülmece dalında Tudem Edebiyat Ödülü’nü kazandığı Ortanca Balık adlı öyküsüyle çıkmıştı. Bu ilk kitabı, yazarın ilk romanı olan Hayalet Tozu izledi. Hanzade Servi okurlarını fazla bekletmedi. Bekletmek bir yana, onlara bir seferde iki kitap birden sundu: Umacı ve Kumdan Salıncak

Hanzade Servi’nin önceki kitaplarında yer alan mizah, korku ve gizem unsurları yeni kitaplarında da karşımıza çıkıyor. İlk kitaplarında karakter çeşitliliği ve zenginliğinden hoşlandığını anladığımız yazar, yeni kitapları için de geniş bir karakter topluluğu kurmuş. Üstelik bu karakterlerin hemen hepsi bir yerlerden aşina olduğumuz tipler; mahalleden çocuklar, bir arkadaşımızın annesi, karşı dairede oturan amca…

Yeni kitaplarıyla birlikte artık yazarın adıyla özdeşleşen önemli bir özellik daha var: korkudan gülmek! Hanzade Servi, korku unsurlarını bize bir tür güldüren aynalar salonunda göstermek konusunda donanımlı bir yazar.

İki farklı yaş grubuna yönelik farklı tonlardaki iki kitabınız, Umacı ve Kumdan Salıncak aynı günlerde yayımlandı. Buradan yola çıkarak iki kitabı aynı zaman dilimi içinde yazdığınızı düşünebilir miyiz? İki farklı yaş grubuna seslenmek, farklı iki tonu tutturmak zor olmadı mı?

Kumdan Salıncak’ın sonlarına yaklaştığım haftalarda, araya bir tane daha kitap katmak istedim ve ikisini beraber yazmaya başladım. Tarzlarını özellikle farklı tuttum. Böylece beynimde muhteşem bir denge yarattılar. İkisini aynı anda yazmak zor değil, aksine rahatlatıcıydı. Kumdan Salıncak’ın sonlarında başladığım Umacı’yı, üç ay gibi bir sürede bitirdim. İki kitap, yayınevine aynı gün gitti.

Umacı; adı Topaç olan bir çocukla adı Gırrgor olan bir umacı arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkinin neden olduğu büyük dönüşümü anlatıyor. Topaç da Gırrgor da kendine has karakterler. Bize biraz Topaç’ı ve Gırrgor’u anlatır mısınız?

Topaç, unutkanlığı dillere destan bir anneyle, oğluna sürekli kendi çocukluğundan örnekler vererek onu kötü şeylerden uzak tutmaya çalışan bir babanın oğlu. Teknolojinin hızlı gelişiminin de etkisiyle tabii, Topaç’ın yaşadığı şeylerin çoğunu babası yaşamamış. O da çareyi, öğütlerindeki örnekleri uydurmakta bulmuş.

Bir gece, dolabından bir umacının çıkmasıyla Topaç’ın hayatı kaçınılmaz olarak değişiyor. Gırrgor, Umacistan’ın umacılarından biri. 1811 doğumlu. Okulunu bitirdikten sonra, her umacının yapması gerektiği gibi dünyadaki bir çocuğun dolabına gönderiliyor. Çocukları korkutmanın saçma bir şey olduğunu; umacıların asıl görevinin çocuklara yardım etmek olması gerektiğini düşünüyor ve umacılar tarihinin isyan eden ikinci umacısı oluyor. Aslında Topaç ve Gırrgor birbirlerine yardım ediyorlar.

Yüzlerce yıldır umacılarla, öcülerle, hortlaklarla yaşayıp gidiyoruz. Fakat son zamanlarda farklı bir durum söz konusu. Örneğin Pixar’ın Sevimli Canavarlar filminde de çocukların dolabından çıkan ve görev icabı onları korkutan, fakat aslında çocuklarla iyi geçinmek, arkadaş olmak isteyen canavarlar vardı. Gırrgor da çocuklarla iyi geçinmek istiyor. Bu dönüşümün nedeni nedir acaba? Bu dönüşüm nasıl bir ihtiyaç sonucu ortaya çıktı?

Aslında bu dönüşüm çok uzun yıllar önce başladı. Casper’ı hatırlarsanız, o da tam bu mantığın ürünüydü. Casper bir erkek çocuğunun hayaletiydi ve bu gerçekten ürkütücü. Çok sevimli görünmesine rağmen kime selam verse, karşısında çığlıklar atarak kaçan insanlar buldu. Yine de onlarla dost olmaya çalışmaktan vazgeçmedi. Korkutucu şeylerin dostluğu konusu, belki çocukların canavarlardan korkmasını engellemek için çıkmıştır. Ama ben bu kadar basit bakmıyorum. Yatağın altında canavar olduğunu düşünmek, çocukluğun tuzu biberi ve onların hayal gücünü geliştirir. Korkutucu bir şeyle dost olmak, bence insana –hayallerinde bile olsa– kendini ayrıcalıklı hissettiriyor.

Umacı, başka türlü anlatılsa korkutucu olabilecek olaylarla, durumlarla ve karakterlerle dolu. Fakat Umacı’yı yazarken kaleminizin mizah yanı ağır basmış. Bu bağlamda, ne zamandır kafama takılan bir konuyu size sorayım: Bizi korkutan şeyler korktuğumuz gibi sonuçlanmadan geçip gittiğinde, o şeyleri anarken gülmesek bile en azından sırıtırız. Bu bakımdan korkuyla mizah kardeş olabilir mi acaba? Olabilirse nasıl bir kardeşlik bu?

Korkuyla mizah, benim dünyamda kesinlikle kardeş. Çünkü bütün çocukluğum Aziz Nesin ve Stephen King okuyarak geçti. Bu da otomatikman, tarzımın korku ve mizah karışımı olarak harmanlanmasını sağladı. Stephen King’e tek başına bakarsanız da, çoğu kitabında mizah görürsünüz.

Dediğiniz doğru. Önünüzden bir hayalet uçup geçse kanınız donar. Ama hayalet uçarken ağaca çarpıp düşerse gülersiniz. Yani korkmanız tamamen koşullara bağlıdır. Ben mizahın sadece korkuyla değil; öfkeyle, isyanla ve hüzünle de kardeş olduğuna inanırım. Dikkat ederseniz, mutluluğu katmadım. Gerçek mizah ancak öfkeli, üzgün ya da isyan dolu olduğunuzda çıkar. Çünkü bir şeylere katlanabilmek için olayların “Güleriz ağlanacak halimize,” denen yanlarına ihtiyacınız vardır. Ve bir şeyden ne kadar çok korkuyorsanız onun mizahını yapma ihtiyacınız o kadar artar.

Umacı’da karşımıza çıkan ebeveyn tipleri çok tanıdık. Çocuğunun bir numara olmasını şiddetle arzulayan ve başka çocukların başarılarına tahammül edemeyen ya da işe güce ayırdığı güç ve dikkati yaşamının geriye kalanına ayırmayan anne babalar artık son derece sıradan. Hatta bu özellikler ebeveynliğin fabrika ayarları sanki… Umacı’daki çocuk karakterler bu durumlarla gayet iyi başa çıkıyorlar ama gerçek yaşamda da öyle mi? Çocuklar bu durumlarla başa çıkabiliyorlar mı? Ne yaşıyorlar?

Hiçbir fikrim yok gerçekten… Çünkü muhteşem okurlarım dışında, hayatımda hiç çocuk yok. Bu konuda gözlem yapabileceğim ortamlardan uzağım. Belki daha iyi oluyor. Tamamen soyutlanmış bir şekilde kendi çocuk karakterlerimi yaratıyorum ve her yaştan okur onlara bayılıyor.

Kumdan Salıncak, terk edilmiş bir otel merkezinde gelişen bazı olayların içindeki bir grup çocuk ve yetişkini, onların aile sırlarını, ilişkilerini konu alıyor. Üzeri örtüldüğü için muhataplarını sıkıntıya sokan olayların teker teker çözülüşüne şahitlik ederken, bir grup çocuğun büyüme, varolma, yaşamı anlamlandırma ve yaşama tutunma macerasını da izliyoruz. Hayalet Tozu adlı romanınız da çözülmeyi bekleyen aile sırları etrafında gelişen olayları anlatıyor. Nereden geliyor bu aile sırlarının  çekiciliği?

Sırlar her zaman çekicidir. Çok yakın olduğunuz birinin sizden bir şeyler sakladığını hissettiğinizde, hem öfkelenir hem de merak edersiniz. Ve öğrenmemeniz gerektiğini anlasanız bile, öğrenmeyi tercih edersiniz. Birinin sır saklaması, bir şeylerden korktuğu anlamına gelir. Korkular da çekicidir. Kitaplarda önemli olan, sırrı okura adım adım verirken zamanlamayı iyi tutturmaktır. Her şey çok erken açığa kavuşursa, zorlamaymış gibi durur. Geciktirirseniz de heyecanı kaçırabilirsiniz. Kitaptaki sırların heyecanı, yazarın, okurun merakını her sayfada canlı tutabilme becerisine bağlıdır.

Kumdan Salıncak’ta bizim kuşağın çocukluluğunda tanıdığı Arı Maya, Heidi gibi çizgi filmlere ve en çok da Şeker Kız Candy’ye göndermeler var. Yeni kuşaktan okurlarınız bu göndermelerle ne yapacaklar  sizce?

Bence merak edecekler ve ellerinin altında internet olduğu için çok şanslılar. “Candy de neymiş?” diyerek internetin başına geçecekler. Belki birkaç video izleyecek, resimlerine bakacaklar. Yeşilçam’ı bazı kitaplarıma katmamın altında da aynı sebep yatıyor olabilir. Geçmişi seviyorum ve bazı şeylerin unutulup gitmesini istemiyorum.

Kitaplarınızda her zaman çocuklar haklı, en iyi bakış açısına çocuklar sahip, neredeyse bütün yetişkinler defolu. Nedir yetişkinlerle alıp veremediğiniz?

Aslında yetişkinlerle derdim, yaş almış çoğu büyüğün beynini mucizelere, ruhunu salıncaklara kapatarak sıkıcı insanlar haline dönüşmesi… Bir çocuk parkının yanından geçerken kaydırağa tırmanmanıza engel olan şey nedir? Beşinci kitabımda bu sorunun cevabını veriyorum. Çocuk rolü oynamaya çalışan bir büyükle, içindeki çocuğu gerçekten öldürmemiş bir büyüğü birbirinden nasıl ayırt edebilirsiniz? Eğer salıncakta sallanan bir yetişkin gördüğünüzde güleceğiniz geliyorsa, o çocuk rolü yapıyordur. Ama ona özeniyor ve yanındaki salıncağı kapmak için delice bir istek duyuyorsanız, işte o olmanız gereken şeydir.

Yeni projeleriniz hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Önümüzdeki günlerde nelerle karşılaşacağız?

Beşinci kitabımı yayınevine çoktan teslim ettim. Her şey yolunda giderse, 2013 İstanbul Kitap Fuarı’na yetişecek. Bu arada ben altıncı kitabımın üzerinde çalışıyorum. Bu kitapla, çocukluğumdan beri okuduğum Stephen King’lerin hakkını vermek niyetindeyim. Aklımda iki kitap daha var. Biri, yine Umacı’nın anlatıcısının ağzından dinleyeceğimiz, hem ürpertici hem komik bir hikâye… Öbürü ise içinde fantastik öğeler olmayan; eğlenceli ve heyecanlı bir kitap… Konusu şimdilik bana kalsın. Kitapların dışında, çizgi film projelerim var. Eğer şansım yaver giderse, televizyonda benim yazdığım çizgi filmleri izleyebileceksiniz. Ve mizah yazılarımı takip etmek isteyenleri her zaman bloğuma beklerim: http://hanzades.blogcu.com.

Umacı Hanzade Servi Resimleyen: Sedat Girgin Tudem Yayınları, 144 sayfa

Umacı Hanzade Servi Resimleyen: Sedat Girgin Tudem Yayınları, 144 sayfa

Kumdan Salıncak Hanzade Servi Resimleyen: Esra Köymen Tudem Yayınları, 240 sayfa

Kumdan Salıncak Hanzade Servi Resimleyen: Esra Köymen Tudem Yayınları, 240 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz