İyi Kitap

Ağaçlar, uykular, sincaplar…

Şiirsel TAŞ

Doğan Gündüz, Emirgan’dan yola çıkan iki sincabın, kaçan uykuların peşinden Sivri Ada’ya dek uzanan macerasını anlatırken, kentten budana budana geriye kalan son mekânlar arasında bir yolculuğa çıkarıyor okuru. Kentimiz daha fazla yok olmasın, uykularımız geri gelsin diye…

Şehr-i İstanbul’un dili olsa da anlatsa, herhalde, üzerinde yaşayan ve kendi yapıp ettikleri karşısında yine kendi söylenen bu yıkıcı iki ayaklı türün dediğinden çok daha fazlasını dillendirirdi. Ya da daha iyisi, boşu boşuna çenesini yormak yerine, üstüne yapışıp da kanını emen asalaklardan kurtulmak için şöyle bir silkelenirdi. Eğer yapabilseydi… Lakin şehr-i İstanbul’un ne dili var ne de silkinebilme yetisi. Dolayısıyla vur abalıya!

Gündemimize ve gündelik dilimize kurum kurum kurulmuş iki malum dönüşüm var: Biri, geri dönüşüm; öteki de kentsel dönüşüm. İlki, insanın kendi ürettiği pisliği “ne yapsam etsem de pislik olmaktan çıkarsam, yoksa kendi pisliğim içinde boğulacağım,” kaygısına dayanıyor. İkincisiyse, kentin geçmişini, güya insan için ama aslında “insana rağmen” silip atıyor. Hâl böyle olunca uykular kaçıyor (ya da tam tersine, insan başını yorganın altından çıkarıp da güne başlamak istemiyor).

TARÇIN İLE KİMYON

Elbette, birilerinin kaçan uykuların peşine düşmesi gerek; Doğan Gündüz’ün kitabındaki iki sincap gibi. Emirgân Korusu’nda doğup büyüyen Tarçın ile Kimyon, parka gelen bebeklerin ortak b i r derdi olduğunu fark eder: uykusuzluk! İki sincap kaçan uykuların nereye gittiğini öğrenmek ve onları geri getirmek için, güvercinin tavsiyesi üzerine Galata Kulesi’ne danışmaya karar verir. Öyle ya, Galata Kulesi bütün İstanbul’u izleyebildiğine göre, çocukların kaçan uykusunun da nereye gittiğini görebiliyordur herhalde.

Boğaz kıyısında ilerleyen iki sincabın ilk durağı Yıldız Parkı’dır. Uzun yıllar önce birleşik tek bir ormanken, zaman içinde ağaçları kesile kesile iki küçük ağaçlık alandan ibaret kalmıştır Emirgan Korusu ile Yıldız Parkı. Yıldız Parkı’ndaki bir Ginkgo ağacına tırmanan Tarçın, Boğaz’ın karşı kıyısında “beton binaların arasında vaha gibi, erguvan ağaçlarının yer yer mora boyadığı yemyeşil bir koru görür” ve buranın bir zamanlar “sincaplar ormanı” olarak bilinen Fethi Paşa Korusu olduğunu öğrenince şaşırır: “Bir koru nasıl oluyor da içinde yaşayan tek bir canlının adıyla anılıyor? Tamam, sincapların sayısı azalmış olabilir ama belli ki orada yaşayan bir sürü kuş, ağaç, çiçek var!” Tam da bu noktada gerçek bir ikilem yaşar iki kardeş: “Bizleri bu kadar hor gören insanların bebeklerine yardımcı olmaya değer mi?”

Sonunda Galata Kulesi’ne varırlar ama bekledikleri açıklama yerine gizemli bir yanıt alırlar kuleden. Dolmabahçe’deki saat kulesinin önünden Sivri Ada’ya doğru giden bir vapurdan söz eder kule. Ve eğer vapurun kaçan uykularla bir bağlantısı varsa, bunu olsa olsa Sahaflar Çarşısı’ndaki Şair’in bilebileceğini söyler; “Bu kadar hoyrat bir yaşamda uykuya yer kalır mı?” diye soran Şair’in.

Doğan Gündüz, Emirgan’dan yola çıkan iki sincabın, kaçan uykuların peşinden Sivri Ada’ya dek uzanan macerasını anlatırken, kentten budana budana geriye kalan son mekânlar arasında bir yolculuğa çıkarıyor okuru. Daha kitabın başında yazarın kısa biyografisini okurken, çocukluğunu “kentsel kayıp” sürecinin ivme kazanmasından önceki dönemde yaşamış kuşaktan birinin sesini duyacağımızı anlıyoruz. Duyuyoruz da nitekim; zira yoğun bir nostalji duygusu hâkim öyküde (gönül isterdi ki bu ses “öğreten yazar” tonundan hiç değilse bir ölçüde sıyrılabilsin).

Gelgelelim, kitabın hedef okur kitlesi adı geçen mekânlardan (Galata Kulesi, Sultanahmet, Süleymaniye’deki Botanik Bahçesi, Beyazıt’taki Sahaflar Çarşısı, Durusu…) ne kadar haberdardır bilinmez. Kim bilir, belki de kitap eşliğinde çocuklara bir eski İstanbul turu yaptırmanın faydası olur. Hâlâ “yerli yerinde duran bir yerler” varken… Ve daha ne kadar süre duracağı meçhulken…

Kaçan Uykuların Peşinden Doğan Gündüz Resimleyen: Elif Deneç Can Çocuk Yayınları, 112 sayfa

Kaçan Uykuların Peşinden Doğan Gündüz Resimleyen: Elif Deneç Can Çocuk Yayınları, 112 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Çocukluğunun en güzel günleri bir tavuk çiftliğinde ve İstanbul’un göbeğinde o dönemde istila edilmemiş kırlarda geçti. Tıp eğitimi aldı, hekim oldu, sonra çocuk kitaplarına merak sardı. Kurda kuşa, börtü böceğe düşkün ve en çok da onlarla ilgili okuyup yazmayı seviyor. Düşkurdu Bir Düş Kurdu, Börtü Böcek Güncesi, Zincir, Kar Benek Kara Benek ve Kim Korkar Mavi Kurttan adlı kitapları yazdı. Yazdığından çok daha fazla kitap çevirdi. Çevirdiğinden çok daha fazla kitap için eleştiri yazıları yazdı. Sürekli genişleyen kedi kadrosu, ara sıra bahçeye misafir olan yavru/yaralı martılar ve bir ergen gürgenle birlikte yaşıyor. Biyoloji, sağlık, kent doğası ve çocuklar üzerine kafa yoruyor. Ya evde çalışıyor ya ormanda dolaşıyor.

Yorum yaz