İyi Kitap

Distopyalara göğüs geren, işte benim Zeki Müren!

Yıldıray KARAKİYA

Fütüristik bir hikâye anlatan, aile krizlerinin, kitle gösterilerinin,“doğal” afetlerin ve isyanın el ele gittiği bir eko-gerilim: Karbon Günlükleri 2015. Yasal yollardan öldürülmemek, yani “ıskartaya çıkarılmamak” için topluma isyan eden ergenleri anlatan bir distopya: Iskarta.

Gezi Direnişi ışığında, iki distopik roman hakkında bir yazı girişimi…

Kabaca tanımlayacak olursak, “distopya, olumsuz, karamsar bir gelecek senaryosudur,” diyebiliriz. Distopik bir toplum, otoriter-totaliter bir devlet modeli ya da benzer bir başka baskıcı sistem altında karakterize edilir.* Bu bağlamda, Türkiye’de  distopik romanların işinin zor olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

İlk kitabımız, Karbon Günlükleri 2015 canımızı sıkacak kadar yakın bir tarihte, Dünya’nın karbon sınırından aşağı yuvarlanmasına ramak kalmış günlerde geçiyor. Britanya, dünyanın karbon kısıtlaması uygulayan ilk ülkesi olur. Karbon kısıtlaması, her vatandaşın karbon ayak izini devlet kontrolü ve zoruyla küçülteceği anlamına geliyor. Devlet, insanlara belli bir zaman için belli bir miktar karbon salınımı hakkı verir. Eğer tüketiminizi, yaşam biçiminizi iyi ayarlayamazsanız, hakkınız olandan fazla karbon salınımına neden olursunuz ki bu da yaşamınıza başka kısıtlamalar getirilmesi anlamına gelir. Yani iş, “duş yaparken suyu foşur foşur akıtma, yürüme mesafesi yerlere otomobille gitme,” basitliğinin ötesindedir. Bu iyi bir şeymiş gibi görünebilir. Dünyanın iyiliği için insanların zaten böyle yaşaması gerekli değil midir? Öyledir öyle olmasına da, sanayileşmiş devletlerin ve “sürekli büyüme” ilkesine göre gezegenin etinden, sütünden, yününden, iliğinden sonuna kadar yararlanan büyük şirketlerin umursamaz çevre politikalarının faturasını neden halk, sıradan insanlar ödemek zorunda olsun ki? İşte kahramanımız Laura Brown böyle bir ortamda, sınırlamaların ilk yılında yaşadıklarını, aile ve arkadaş ilişkilerini günlüğüne yazıyor. En büyük amacı, grubu “edepsiz melekler” ile turneye çıkmak olan Laura, kısıntıları protesto etmek için meydanları dolduran halka, polisin gaz bombalarıyla “müdahale” etmesi karşısında dehşete düşüyor. Bu gaz bir harika dostum! Gösteriler kentten kente, ülkeden ülkeye sıçrıyor. Her yer Taksim! Her yer Direniş! Politikacılar “genel güruha” teslim olmayacaklarını açıklıyor. Korkma la, biziz, halk! Ordu, barışçıl göstericiler karşısında ne yapacağını bilemiyor. Simit sat, onurlu yaşa!

HUZUR İSYANDA!

İkinci kitabımız Iskarta, iPod’ların antika sayıldığı bir tarihte geçen olayları anlatıyor. Bir yanda yaşam hakkını koruduğunu söyleyerek, kürtaj yapan doktorları öldürenlerin, diğer tarafta fetüs dokusunu satmak için hamile kalanların olduğu bir ortamda çıkan Can Savaşı, Yaşam Kanunu ile son bulur. “Yaşam Kanunu”, rahme düştüğü andan itibaren on üç yaşına kadar insan yaşamını dokunulmaz kılar. Aileler, on üç ile on sekiz yaş arasındaki çocuklarını geriye yönelik olarak “düşürmeyi” tercih edebilir. Bu işleme “ıskartaya çıkarma” denir. Iskarta çocuklar “hasat kamplarına” gönderilir ve burada gelişmiş bir cerrahi teknikle öldürülmeden yaşamlarına son verilerek parçalarına ayrılırlar. Ayak parmaklarından beyinciğe kadar ıskartanın her parçası ihtiyacı olan ve parasını ödeyebilenlere nakledilmektedir. Bu çok büyük bir pazardır. Kahrolsun baĞzı şeyler!

Connor, Risa ve Lev ıskartaya çıkarılmışlardır. Connor’ın firar etmesiyle gelişen olaylar sonucunda yolları kesişir. Kaçak ıskartaları avlamakla görevli “gençlik polisi” çetin cevizlere çatmıştır. Delikanlı kim bakalım? Kahramanlarımız kaçış sırasında başka kaçak ıskartalarla karşılaşırlar. Huzur isyanda! Kaçak ıskartalara yardım eden ve onları güvenli bir yere ulaştırmaya çalışan gizli bir organizasyon sayesinde “Mezarlık” denilen yere ulaşırlar. Bu arada Conner ile Risa arasında kimi duygular filizlenmektedir. Aşk örgütlenmektir! Mezarlık, kendi deyişiyle “suyun dışında bir balık” olan, ordudan ayrılmış bir amiral tarafından yönetilmektedir. Olaylar Mezarlık’ta da durulmayacaktır. Ne yazacağımı bulamadım ama anarşi filan işte…

Sonuç: Son olarak Gezi Direnişi sırasında şahitlik ettiğimiz olayların ışığında, Türkiye’de distopik romanların, okuru, anlatılanların bir kurgu olduğuna inandırması kolay iş değildir.

Başlangıç: Bu daha başlangıç!

Karbon Günlükleri 2015 Saci Lloyd Çeviren: Nazan Özcan Tudem Yayınları, 376 sayfa

Karbon Günlükleri 2015 Saci Lloyd Çeviren: Nazan Özcan Tudem Yayınları, 376 sayfa

Iskarta Neal Shusterman Çeviren: Zarife Biliz Tudem Yayınları, 424 sayfa

Iskarta Neal Shusterman Çeviren: Zarife Biliz Tudem Yayınları, 424 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz