İyi Kitap

Yıldızlar ve gölgeler…

Zarife BİLİZ

Lois Lowry, John Newbery ödüllü kitabı Yıldızları Saymak’ta, 1943 yılında Danimarkalıların, vatandaşları yedi bin Yahudi’nin hayatını kurtarışını, iki küçük kızın dostluğu ekseninde anlatıyor. Cesaret, onur, fedakârlık kavramlarını da olabilecek en alçakgönüllü, yani en insani şekilde tanımlıyor.

II. Dünya Savaşı’nda Nazilerin Yahudilere ettiği zulüm artık tarihe malolmuş bir gerçek. Araştırma, roman, öykü, şiir olsun üzerine pek çok kitap kaleme alındı, film çekildi. İşgal sırasında bir tavanarasında ailesiyle saklanan ve Naziler tarafından ele geçirilene dek bir günlük tutan Anne Frank’ın Hatıra Defteri’ni bilmeyeniniz yoktur. Zeki, hassas, acar bir Yahudi kızının gözünden, yaşananlara tanık olmak gerçekten etkileyici, sonu itibariyle de yürek burkucudur. İçerden bir bakış sunar bize, bir Yahudi’nin gözünden… Gerçek bir günlük olmasına rağmen bir yazar elinden çıkmışçasına ustalıklı olan anlatı, “gerçekten daha gerçek” olma hissi yaratmıştır bende; sanatın hakikatle yaşadığı o müphem vuslatta bir tür imkânsızlık duygusu…

Lois Lowry’nin John Newbery ödülüne layık görülen kitabı Yıldızları Saymak ise aynı tarihsel gerçeğin başka bir veçhesine ışık tutuyor. Hem bayağı bir kuzeye gidip Danimarka’ya uzanıyor, hem de olayları bir Yahudi’nin değil, Yahudi komşularına destek olan, yaşamları pahasına onları koruyan Danimarkalıların gözünden anlatıyor. Aslında art alanda Danimarka Direniş Hareketi’nin de öyküsünü okuyoruz bir parça ve yeraltı direniş hareketinin bu küçük ülkenin geniş yürekli insanları arasında ne kadar yaygın olduğunu görüyoruz. Zira 1943 yılında, Yahudi Yeni Yılı’nı izleyen haftalar içinde yaklaşık yedi bin kişinin (Danimarka’nın neredeyse tüm Yahudi nüfusunun), Danimarka Direniş Hareketi liderliğinde, Danimarka halkı tarafından deniz yoluyla İsveç’e kaçırıldığını biliyoruz.

BUNLAR GERÇEK Lowry işte bu tarihsel gerçeğe dayanarak kurmuş kitabını. Karakterlerini de büyük oranda tarihsel kişiliklerden ve dinlediği yaşam öykülerinden esinlenerek yaratmış. (Kitabın sonunda hepsini açıklıyor.) Ellen ve Annemarie, Kopenhag’da altlı üstlü dairelerde oturan iki yakın arkadaş. Komşuluğun güzel kokularının birbirine karıştığı günler… Almanlar ortaya çıkıp ülkeyi işgal edene ve bir gün Yahudileri “yerleştirecekleri” duyulana dek Ellen’ın Yahudiliği, Annemarie ve kardeşi Kirsti için olsa olsa heyecan verici bir farklılık, seremonileri dolayısıyla tanık olunası bir hoşluk. Ancak işgalci Almanların Yahudileri “yerleştirme” kararı aldığı duyulduğunda, her şey farklı bir boyuta bürünüyor. Kitabın başında, “İnsanlardan başkaları için ölecek kadar yürekli olmaları sadece masallarda beklenir,” diyen ve “yürekli olması asla gerekmeyecek sıradan biri olduğuna,” sevinen Annemarie’nin cesarete ve hayata dair fikirleri değişiyor. Önceleri işgal sadece, savaş bitene ve Almanlar gidene dek kek yiyememek, balık pulundan yapılma ayakkabı giymek; sokak köşelerinde nöbet tutan ve her an herkesi durdurup sorgulayabilecek olan nemrut Alman askerlerine katlanmak demekken; zaman içinde, dostlarının, komşularının hayatını kurtarmak için sükûnetle, gayet sıradan biri olarak (korka korka), tarihte sonradan “kahramanca” diye tabir edilecek şeyler yapmak anlamına geliyor. Yaptıkları şeyler “kahramanca”, çünkü aslında gayet basit olan bu şeyleri yaparken hayatlarını tehlikeye atıyorlar.

Annemarie bu yaşadıkları sonucunda “cesaret” ve “onur” kavramlarını da yeniden tanımlıyor. Cesur olmanın, tehlikeyi düşünmemek, yalnızca yapması gerekeni düşünmek olduğunu öğreniyor mesela. Ya da meselenin korkmamak değil, korkuya rağmen kararlı olmak olduğunu anlıyor. Olağanüstü cesur, “kahramanlık” yapacak denli güçlü, donanımlı insanların ancak masallarda olduğunu; insan denilen varlığın en büyük donanımının vicdanı, dayanışma becerisi ve başkalarına duyduğu sevgi olduğunu kavrıyor. Onur ise birlikte yakılan Şabbat mumları, kitaplar, Ellen’ın gururla rol aldığı piyeslerle Kopenhag’da geride kalmış gibi görünse de; yanlarında yalnızca, ısınmak için tanımadıkları insanların giysileri; yaşamak için Annemarie’nin dayısının çiftliğinden verilen yiyecek; ve önlerinde özgürlüğe giden karanlık yol olduğu halde Ellen’ın omuzları dimdik olduğuna göre, hâlâ onur duyulacak şeyler var demek ki, diye düşünüyor.

Yazımızı Annemarie’nin bir sözüyle bitirelim: “Tüm dünya değişmişti. Yalnızca masallar eskisi gibiydi.” Ünlü masalcı Hans Christien Andersen’in memleketlisine yakışan bir söz. Ama şükür ki masallar kadar değişmeyen başka bazı şeyler de var; vicdan gibi, sevgi gibi, fedakârlık gibi…

Yıldızları Saymak Lois Lowry Çeviren: Fulya Yavuz Arkadaş Yayınevi, 132 sayfa

Yıldızları Saymak Lois Lowry Çeviren: Fulya Yavuz Arkadaş Yayınevi, 132 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

lorem ipsum lorem ipsum lorem ipsum

Yorum yaz