İyi Kitap

Bilinmeyenin peşinde

Bilinmeyenin peşinde

Sevengül SÖNMEZ

Jean Claude Mourlevat, “Tersine Akan Nehir” dizisinde bizi yeni ama bildiğimiz/tanıdığımız bir masala davet ediyor. Bu kitaplar masallarla büyümüş ve hâlâ kendi masalını arayanlar için de son derece keyifli okumalara kapı aralıyor.

Masal okumayı ya da dinlemeyi neden sevdiğimizi düşünür müsünüz? Elbette pek çoğunuz bu soruya yanıt aramıştır. Hangi yaşta olursak olalım, bize okuduğumuz/dinlediğimiz masalların tadını veren kitapları aradığımız da bir gerçek. Masallar üzerine düşünmeye başlayınca, insanlık tarihinin pek de parça parça olmadığını, insan zihninin dünyanın neresinde ve hangi zamanında olursa olsun benzer biçimde çalıştığını, benzer hayaller kurduğunu fark ediyoruz.

Jean Claude Mourlevat, yazdıklarıyla bizi yeni ama bildiğimiz/tanıdığımız bir masala davet ediyor. “Tersine Akan Nehir” dizisinin, bu nedenle sadece çocuklar için olduğunu söylemek haksızlık olur, çünkü bu kitaplar masallarla büyümüş ve hâlâ kendi masalını arayanlar için son derece keyifli okumalara kapı aralıyor.

KÖYÜN BAKKALI TOMEK

Söz konusu diziyi bu denli ilginç kılan bence, pek çok masal motifini kullanarak yeni bir anlatı kurması. İş bulmak için, bir zorluğu aşmak için, bir haber almak ya da sevdiğine ulaşmak için yolculuğa çıkmak masalların en önemli başlangıç motifidir. Böylece kahramanımızın macerası da başlayacaktır. Küçük, sevimli, herkesin birbirini tanıdığı bir köyün bakkalı olan Tomek, hayatından çok memnun gibi görünse de onun en büyük düşü yolculuğa çıkmaktır ve bunu şimdiye dek kimseye söyleyememiştir. Tomek uzak diyarların merakına düşmüş bir kahraman olarak karşımıza çıkarken, onu bu yolculuğa çıkması gerektiğine inandıracak genç kız da dükkânın kapısından içeri girecektir.

Tomek’in dükkânı bir masal diyarıdır. Dükkânında aklınıza gelecek (ve elbette gelemeyecek) her şey vardır. Çünkü Tomek herkesin ihtiyacını karşılamak isteyen, yardımsever bir gençtir. Yolculuğunun nedeni/yardımcısı ve elbette masalın güzel kızı Hannah gelip ondan bir şey ister. İstediği şey, yüzyıllardır masallarda aranan ölümsüzlük suyudur.

Hızır efsanelerinden başlayıp neredeyse tüm destan ve efsanelerin ortak motifi haline gelen abıhayat/bengisu, burada Qjar Nehri’nin suyu olarak karşımıza çıkar. Üstelik bu nehir bir dağın ardındadır. Ölümsüzlük suyunu arayan Hannah, Tomek’e suyu aramaya gittiğini söyleyerek yoluna devam eder. Tomek için her şeyin değiştiği andır bu karşılaşma anı ve o da yüzyıllardır abıhayatın, bengisuyun peşine düşenler gibi uzun, yorucu ve macera dolu bir yolculuğa çıkacaktır.

Bu karşılaşma, Tomek’in karar vermesi, yola çıkması ve gerçekte bu yolculuktan, çok sevdiği bir başkası için ölümsüzlük suyunu getirmek istemesi de tanıdık ve heyecan vericidir. Tomek, hem dükkânına gelen kızı hem de ölümsüzlük suyunu bulmakta kararlıdır, çünkü o suyu, yıllarca ona bakan, onu büyüten büyükbabası Icham’a götürecektir.

Böylece ana hatlarını bildiğimiz ama yazarın yalın ifadeleri ve çarpıcı benzetmeleriyle heyecanla okuduğumuz masalın içinde yol almaya başlarız. Veda mektubunu yazıp yola düşen Tomek için yolculuk fikri çok heyecan verici olsa da sandığı kadar kolay değildir, özellikle de ilk gece tek başına olduğunu fark ettiğinde hayli korkar. Ama masal bu ya, Tomek’i korkusundan kurtaracak biri mutlaka karşısına çıkacaktır: Tomek’in yoluna çıkan ilk kişi Marie’dir. Ve Marie’nin eşeği… Marie ona insan aklının alamayacağı şeyler anlatır, üstelik Marie’nin çok acı dolu bir hayat hikâyesi vardır. Bir yandan konuşurlar, bir yandan yola devam ederler. Geldikleri yer, insanın varlığını duyduğunda çok şaşıracağı bir yerdir: “Unutuşun Ormanı”.

İnsan bu ormana girdiğinde, onu tanımış, bilmiş olan herkesin zihninden uçup gidecektir. Ormanda kaldığı süre boyunca, onu hatırlayan, bilen kimse olmayacaktır dünyada. Başlangıçta bu ormanda yürümenin çok iyi bir fikir olduğunu düşünen Tomek, bu ormanda karşısına çıkan ayıların onu öldürmesinden çok korkar. Bu ormanda ölürse aslında hiç yaşamamış olacaktır, çünkü insan kimsenin hafızasında yaşamıyorsa, zaten hiç yaşamamıştır.

Yolculuğun daha başında o kadar çok şey öğrenmiştir ki Tomek… Emniyetli, küçük ve rahat dünyasından çıkmış, korku, endişe, heyecan, üzüntü gibi pek çok duygunun içine düşmüş, dahası canını korumak için çaba sarf etmesi gerekmiştir. Tomek’in yolculuğunun aşamaları insanın ruhunda ve zihninde dolaşmaya benziyor. Daha doğrusu, bu yolculuk insanın kendini değiştirmek için izleyeceği yolu gösterir gibi. Önce niyet etmek, sonra unut/ ul/mak, ardından uyanmak ve yola devam etmek…

“Unutuşun Ormanı”nından sonra derin bir uykuya dalar Tomek. Bu da tüm destanlarda karşımıza çıkan, kahramanın uyuması, uyurken iyileşmesi motifidir.

Ancak Tomek’in uyanması için onun başında birinin kitap okuması ve onu uyandıracak sözcüğü yüksek sesle söylemesi gerekmektedir. Üstelik bu sözcüğün ne olduğunu bilmeden. Elbette Tomek’in başında kimin kitap okuduğunu tahmin etmek zor değil.

Masal geleneğinin neredeyse tüm öğelerini barındıran (Kaf dağı, abıhayat, uykuya dalma…) “Tersine Akan Nehir” dizisini modern bir masal olarak değerlendirmenin dışında söylemem gereken en önemli şey ise iki kitabın birbirine bağlanmasında yazarın son derece ustalıklı buluşunun, kitabı bugünün çocukları için bir tür bilmeceye dönüştürmesi. “Tersine Akan Nehir”in ikinci kitabında bu kez Hannah’ın hikâyesini okuyoruz. Onun Tomek’in dükkânına gelmeden önceki yaşamını. Her iki kitabı birbirine bağlayan ilginç düğümü ise –elbette söylemeyeceğim– çözdüğünüzde çok şaşıracaksınız.

Kadim bir geleneğin unsurlarıyla modern zamanın anlatı olanaklarını birleştiren bu kitapları seveceksiniz…

Tomek Jean Claude Mourlevat Resimleyen: Gözde Bitir S. Çeviren: Ömrüm Erdaş Can Çocuk Yayınları, 148 sayfa

Tomek Jean Claude Mourlevat Resimleyen: Gözde Bitir S. Çeviren: Ömrüm Erdaş Can Çocuk Yayınları, 148 sayfa

Hannah Jean Claude Mourlevat Resimleyen: Gözde Bitir S. Çeviren: Ömrüm Erdaş Can Çocuk Yayınları, 148 sayfa

Hannah Jean Claude Mourlevat Resimleyen: Gözde Bitir S. Çeviren: Ömrüm Erdaş Can Çocuk Yayınları, 148 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz