İyi Kitap

Büyük insanların büyük hikâyeleri

Büyük insanların büyük hikâyeleri

Ecem Nida DİNÇTÜRK

1001 Çiçek Kitaplar’dan çıkan “Büyük İnsanların Hikâyeleri” serisi; yaşamları ve dehaları ile bu dünyada iz bırakmış dört büyük insanın hayatına ilgi çekici bir pencereden yaklaşıyor. Peruğundan yola çıkarak Mozart’ı, gözlüğüyle Gandi’yi, teleskopuyla Galileo’yu ve paletine kulak vererek Leonardo’yu anlatıyor.

Sizi “siz” yapan, sizden ayrı düşünülemeyecek bir eşyanız var mı? Bu soruyu etrafınızdakilere sorduğumuzda alacağınız bir yanıt mutlaka vardır. Bu nesne-kişi özdeşimi insan hayatına işlemiş, keyifli bir ayrıntı. Dikkat edin, tarihte yer etmiş tüm önemli karakterlerin bile böyle kendileriyle özdeşleşmiş ya da onları “o kişi” yapmış eşyaları var. “Büyük İnsanların Hikâyeleri” serisi kapsamında çıkan bu dört kitap, o “özdeş” eşyaları sayesinde “büyük insanlar”ın tarihlerinde kısa birer yolculuğa çıkartıyor bizi. 1001 Çiçek Kitaplar’dan çıkan “Büyük İnsanların Hikâyeleri” serisi, peruğundan yola çıkarak Mozart’ı, gözlüğünden başlayarak Gandi’yi, teleskopunu anımsatarak Galileo’yu ve paletine kulak vererek Leonardo’yu anlatıyor. Bu hikâyeleri dinlememize de karakterleri değişmeyen, minik hikâyeler kurarak vesile oluyor.

Dört kitabın da hikayesi aynı bitpazarında, muazzam antika eşyalarla dolu Bay Rummage’in tezgâhında başlıyor. Her cumartesi kurulan bu pazarın, özellikle de Bay Rummage’in tezgâhının sadık bir müşterisi var: Digby. Yedi yaşında bir antika koleksiyoncusu olan Digby, arkadaşı Bay Rummage’i her ziyaretinde tezgâhından mutlaka koleksiyonuna ekleyebileceği bir eşya satın alıyor. Digby’nin bu rutin ziyaretlerinde yanında bulunan ve onun aldığı eşyalara şüpheyle yaklaşan bir de ablası, Hester var. O da tüm şüphelerine rağmen bu eşyalar karşısında en az Digby kadar heyecanlanıyor. İşin keyifli yanı da Hester ve Digby ikilisinin keşfettiği her yeni obje, mutlaka önemli birisinden bugünlere kadar gelmiş bir eşya oluyor. O eşyanın ve daha doğrusu sahibinin öyküsünü anlatmak ise Bay Rummage’e düşüyor. Biz de onun keyifli anlatısı içinde birçok bilgiye vakıf oluyoruz.

Kitapların seri içinde belirlenmiş bir sıraları olmasa da, onları kronolojik olarak ele almak daha sağlıklı olacak. Bu mantıkla, evvela Leonardo’dan bahsetmek gerekiyor. Digby’nin, yüzyılın dehası kabul edilen Leonardo da Vinci’nin en sevdiği paletlerinden birini bulmasıyla tarihte çıkacağımız gezinti Leonardo’nun doğumuyla, yani 1400’lü yıllarla başlıyor. Detaylarda çok boğulmadan büyük ustanın henüz çırak olduğu tarihlere bakıldığında, Leonardo’nun o yılların en başarılı sanatkârlarından birisine çıraklık etmesine rağmen kısa sürede parlak dehasını nasıl ortaya koyduğu anlaşılıyor. Bu arada Leonardo’nun resim yaparak başlayan bilim ve sanat yaşantısı  anlatılırken, bu mecralara sağladığı katkılar anımsanıyor. Eh, Leonardo demek Rönesans demek, Michelangelo demek, Vatikan demek. Hâl böyle olunca, Leonardo’nun Paleti neredeyse bir sanat tarihi kitabına dönüşüyor.

Leonardo’yu, uğruna savaştığı davalardaki hakkı ancak dört yüzyıl sonra teslim edilen, astronominin “yıldızı” Galileo takip ediyor. Galileo’nun keşfettiği ve doğruluğundan emin olduğu bilgiler, onu döneminin güvenilir bilgi kaynağı(!) Katolik kilisesi ile karşı karşıya getiriyor ve kitap Galileo’nun keşfettiği bilgileri aktarmanın yanı sıra engizisyon mahkemelerinde verdiği bilim mücadelesine de yakından göz atıyor.

GANDİ’NİN MÜCADELESİ

Galileo’nun savaşından sonra takvimler 1700’lerin ortasını, pusula ise Doğu Avrupa’yı gösteriyor. Evet, sıradaki “büyük insan” Mozart! Müzisyenlik, küçük Mozart’ın neredeyse aile mesleği olsa da o dinleyenleri hayran bırakan yeteneği ve akıllara durgunluk veren hafızası ile kısa sürede dehasını ortaya koyuyor. Hâl böyle olunca, daha çocuk yaşta çıktığı turneler ve yazdığı senfoniler ile müzik dünyasında kendine sağlam bir yer ediniyor. Fakat kitabın tarafsız bakışı, parlak dönemlerine ışık tuttuğu kadar, Mozart’ın karşılaştığı rakipleri, memnuniyetsizlikleri ve Viyana’nın lüks yaşantısına ayak uydurmaya çalışırken geçen zorlu hayatını da tüm açıklığıyla anlatıyor.

Son olarak ise dünyanın dört bir yanında barış ve özgürlüğün simgesi haline gelen, Hindistan’ın büyük lideri Gandi çıkıyor karşımıza. Hindistan’ın güç yaşam koşulları içinde dünyaya gelen ve eğitim için yurtdışına çıkana kadar bu koşullar içinde yaşayan Gandi’nin yolculuklarla dolu hikâyesi bir noktadan sonra politik konularla kesişmeye başlıyor. Gandi’nin, karşısındaki savaşçı güçlere rağmen takındığı, barışçıl tavrı, istikrarı ve halkının özgürlüğü için verdiği mücadele kafa karıştırıcı ifadelerden kaçınılarak aktarılıyor.

Yani aslında sadece yaptıkları işler ile tanıdığımız bu “büyük insanlar”ın hayatlarına ışık tutan seri, aynı zamanda onların yaşadıkları dönem, ülke, karşılaştıkları evrensel zorluklar, dünyaya bıraktıkları değerler, rekabet ettikleri diğer büyük isimler gibi birçok önemli detaya da yer veriyor. Böylece hem genç okurun eninde sonunda öğrenmesi gereken tüm bilgiler için ufak bir girizgâh yapılmış oluyor, hem de neden-sonuç ilişkisi kurması kolaylaştırılıyor. Yoksa örneğin Mozart kadar ünlü bir bestekârın neden hayatı boyunca büyük borçlarla cebelleştiğini ve hep daha fazla para kazanabilmek için kendini hasta edecek kadar çok çalıştığını anlamak çok kolay olmayabilirdi.

EĞLEN, ÖĞREN, BİLGİLEN…

Serinin bu kadar ciddi konulara değinmesine rağmen ilkokul seviyesindeki çocuklara hitap ettiği düşünülünce ise üslup en kritik noktalardan biri haline geliyor. Fakat yazarlar Gerry Bailey ve Karen Foster kitapların sırtına kazıdıkları “Eğlen, öğren, bilgilen diye…” mottosunun hakkını veriyorlar. Didaktik bir anlatımdan uzak, hedefe odaklı ve vermek istedikleri bilgiyi en anlaşılır şekilde aktaran ifadeler kullanıyorlar. Bu yüzden kitaplar için sağlıklı bir şekilde özetlenmiş biyografiler demek yanlış olmaz. Hester ve Digby’nin, hikâyeyi Bay Rumage’den dinlerken sordukları sorular ve verdikleri tepkiler ise kitabın anlatımını bir çocuğun anlayabileceği düzeyde tutmak adına mantıklı kurgulanmış.

Öte yandan öykülere konu seçilen karakterler, o kadar farklı mecralarda dehalarını kanıtlamış kişiler ki, kitabın muhatap aldığı yaş grubunun yeteneklerini ve beğenilerini henüz keşfetmekte olan bireylerden oluştuğu göz önüne alınınca, onlara meslek seçimleri için de iyi bir temel olabileceği görülüyor.

Ezcümle, “Büyük İnsanların Hikâyeleri” riskli bir işe kalkışmış olmasına rağmen, başarılı bir şekilde bu işin altından kalkıyor ve müstakbel yeni “büyük insanlar”a hem bilgi hem ilham kaynağı oluyor.

Galileo Telekobu  Gerry Bailey, Karen Foster Çeviren: Ömür Özyurt 1001 Çiçek Kitaplar, 40 sayfa

Galileo Telekobu
Gerry Bailey, Karen Foster Çeviren: Ömür Özyurt 1001 Çiçek Kitaplar, 40 sayfa

Gandi'nin Gözlüğü Anita Ganeri Çeviren: Ömür Özyurt 1001 Çiçek Kitaplar, 40 sayfa

Gandi’nin Gözlüğü Anita Ganeri Çeviren: Ömür Özyurt 1001 Çiçek Kitaplar, 40 sayfa

Leonardo’nun Paleti  Gerry Bailey, Karen Foster Çeviren: Ömür Özyurt 1001 Çiçek Kitaplar, 40 sayfa

Leonardo’nun Paleti Gerry Bailey, Karen Foster Çeviren: Ömür Özyurt 1001 Çiçek Kitaplar, 40 sayfa

Mozart’ın Peruğu Gerry Bailey, Karen Foster  Çeviren: Ömür Özyurt 1001 Çiçek Kitaplar, 40 sayfa

Mozart’ın Peruğu Gerry Bailey, Karen Foster Çeviren: Ömür Özyurt 1001 Çiçek Kitaplar, 40 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1990 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. İstemeyerek girdiği bölümden, bir meslek aşığı olarak çıktı. Dünya Gazetesi’nde editörlük ve muhabirlik yaparak başladığı meslek yaşamını, TRT’de çeşitli kültür sanat programlarında sürdü. Son olarak Sputnik Haber Ajansı’nda görev aldı ve hem akıl hem ruh sağlığı için daha çok yol almadan gazetecilik yapma hayalini rafa kaldırdı. Şimdi Milliyet Kitap, Milliyet Sanat, Agos Kirk ve İyi Kitap gibi yayınlarda edebiyat yazıları yazıyor, röportajlar yapıyor, diğer yandan blog yazarlığı meselesini çözmeye çalışıyor. Aklını başında tutabilmek için ise çocuk kitaplarına sığınıyor. Uzun yürüyüşlere, bisiklete, pikniğe tutkun; denize, güneşe, toprağa, meyveye ve toplara pek düşkün bir oğlana meftun.

Yorum yaz