İyi Kitap

Çekirdek aile giderek eksilince…

Çekirdek aile giderek eksilince…

Şiirsel TAŞ

Marie-Aude Murail, Yıldızı Dişi’nde feleğin sillesini yemiş üç kardeşin hayat içindeki savruluşunu dozunda bir hüzün ve her an kendini hissettiren mizahi bir üslupla anlatıyor. Bir yandan da aile nedir ne değildir sorusunu eksen alarak, ilintili pek çok konuyu sorguluyor.

“Morlevent ailesi Paris’in Mercoeur Sokağı’ndaki 12 numaralı binada iki yıldır barınıyordu. İlk sene; üç çocuk ve iki yetişkin. İkinci sene; üç çocuk ve bir yetişkin. O sabah ise sadece üç çocuk: Siméon, Morgane ve Venise; on dört, sekiz ve beş yaşlarında…” Morlevent ailesinin kısa özgeçmişi bundan ibaret. Evi terk edip giden, akıbetini bilmedikleri bir baba; depresyonun dibine vurup canına kıyan bir ana. Beş kişilik çekirdek aile eksi baba eksi anne eşittir: “Ya Morlevent’lar, ya ölüm!”

Morlevent kardeşlerin ayrılmazlığına adanmış bu slogan Atos-PortosAramis’in “Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için”ini anımsatıyor. Lakin hayat slogan falan dinlemiyor. Çocukların sorumluluğunu üstlenecek, uzak yakın bilinen hiçbir akrabaları yok ama onlar için endişelenen bir sosyal hizmet uzmanı, bir de vesayet yargıcı var. Çocuklar yurda mı gidecek? Yoksa koruyucu aileye mi verilecek? Üçünü bir arada mı istersiniz, yoksa seçmece mi? Zekâsı fazla gelişkin Siméon, kendini abisinin diğer yarısı olarak tanımlayan ezik Morgane, bir de sizi severse kalpler, sevmezse şeytanlar çizip elinize tutuşturan melek yüzlü küçük Venise var elimizde.

ANNE BABA ÖLÜYOR

Onca felaket yetmezmiş gibi senaryoya bir de ölümcül hastalık tablosu eklenince, “kadersiz üç öksüz yetimin insanı gözyaşlarına boğan öyküsü” kıvamında bir roman okuma tehlikesiyle karşı karşıya kalmak işten bile değil. Ama öyle olmuyor işte! Zira Fransız yazar Marie-Aude Murail, feleğin sillesini yemiş üç kardeşin hayat içindeki savruluşunu dozunda bir hüzün ve her an kendini hissettiren mizahi bir üslupla anlatıyor kitabında. Bir yandan da ilintili bir dizi konuyu sorguluyor: aile denen gerçeklik (nedir, ne değildir, neye ve kime göre nasıl tanımlanır), bu gerçeklik dağıldığında çocukların akıbeti (velayet, vesayet, aile konseyi, koruyucu aile vs.), eşcinsellik ve toplumun eşcinsellerin çocuk yetiştirmesine bakışı.

Üstün yetenekli Siméon, kardeşlerin dağılmaması için bir çözüm bulur: aynı babadan olma farklı anadan doğma, o güne kadar hiç tanışmamış olsalar bile bir yerlerde yaşıyor olma ihtimali bulunan üvey kardeşleri. Yani evli, çocuksuz, otuzlarındaki göz hekimi ablaları Josiane ve gey, çocuksuz, dağınık bir hayat yaşayan yirmilerindeki abileri Barthélemy (ya da kısaca Bart).

Böyle baktığımızda kitapta aile denen yapının varlığı ve bütünlüğü öz ya da üvey olsun, kıyısından köşesinden de olsa kan bağına dayanıyormuş gibi görünüyor, hatta bu kan bağından kaynaklanan genetik benzerliğe ve bunun yarattığı ayrımcılığa dair ifadeler defalarca karşımıza çıkıyor: “Genetik çekilişte herkes şanslı olmaz. Göz mavi, aşkın rengi: Venise ile Barthélemy’ydi. Göz kahverengi, domuz burnu rengi: Morgane ile Siméon’du.” Gelgelelim, Bart ile kardeşleri arasında kurulan ilişkinin belki de sadece başlangıç-tanışıklık noktasını bu kan bağı oluşturuyor. Gerçek anlamda bir kardeşlik bağının oluşması için hayatının belki de en zor sınavını vererek uzun ve yıpratıcı tedavi süreci boyunca Siméon’un yanında olması gerekiyor.

Bart şeytan tüyü olan bir karakter. Eninde sonunda çocukların, vesayet yargıcının, hastane personelinin, doktor Mauvoisin’in ve okurun gönlünü fethediyor. Yıldızının barışmadığı iki kişi var: Biri üvey ablası Josiane, diğeriyse doktor Joffrey ki her iki karakter de toplumun homofobik yüzünü simgeliyor bir anlamda. Bu arada, kitabın ismine özellikle değinmeden geçemeyeceğim. Yazar romana, Bart’ın sık sık kullandığı nidayı isim olarak vermeyi uygun görmüş (özgün adı Oh, boy!). Metinde bu nida “Ay, inanmıyorum!” olarak Türkçeleştirilmiş ama başlığa taşınmamış. Buraya kadar her şey iyi hoş da Türkçe baskısının adını anlamlandırmakta güçlük çekiyorum doğrusu. Yıldızı Dişi, bende doğrudan “Yükseleni Koç” gibi tuhaf bir çağrışım yapıyor ve Bart’la ilgili bir gönderme kokuyor ama tanım itibariyle bu göndermenin uygunsuz ve nahoş olduğunu, kitabın ruhuna hiç mi hiç değmediğini düşünüyorum açıkçası. Ve de kurmacada teknik terminoloji geçiyorsa gülünç duruma düşmemek için bir bilene danışmak gerektiğini…

Murail’in romanı, yazarın diğer kitaplarını da okuma isteği uyandıracak ölçüde farklı ve dikkat çekici; üstelik vesayet yargıcının stres altındayken ha bire ağzına attığı çikolata gibi bir tat bırakıyor geride ve şu cümle aklıma takılı kalıveriyor: “Bir tablet çikolatanın başı sonu bellidir, oysa aile hikâyelerinin!…”

Yıldızı Dişi Marie-Aude Murail Çeviren: Sibil Çekmen Tudem Yayınları, 224 sayfa

Yıldızı Dişi Marie-Aude Murail Çeviren: Sibil Çekmen Tudem Yayınları, 224 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Çocukluğunun en güzel günleri bir tavuk çiftliğinde ve İstanbul’un göbeğinde o dönemde istila edilmemiş kırlarda geçti. Tıp eğitimi aldı, hekim oldu, sonra çocuk kitaplarına merak sardı. Kurda kuşa, börtü böceğe düşkün ve en çok da onlarla ilgili okuyup yazmayı seviyor. Düşkurdu Bir Düş Kurdu, Börtü Böcek Güncesi, Zincir, Kar Benek Kara Benek ve Kim Korkar Mavi Kurttan adlı kitapları yazdı. Yazdığından çok daha fazla kitap çevirdi. Çevirdiğinden çok daha fazla kitap için eleştiri yazıları yazdı. Sürekli genişleyen kedi kadrosu, ara sıra bahçeye misafir olan yavru/yaralı martılar ve bir ergen gürgenle birlikte yaşıyor. Biyoloji, sağlık, kent doğası ve çocuklar üzerine kafa yoruyor. Ya evde çalışıyor ya ormanda dolaşıyor.

Yorum yaz