İyi Kitap

İçimizdeki sansürcü…

İçimizdeki sansürcü…

Hanzade SERVİ

Çocuk kitapları yazarları okur kitlelerinin niteliğine bağlı olarak, yazarken kendilerini daha fazla mı tutarlar acaba? “Yazdıklarım çocuğa uygun mu acaba,” diye kaygılanıp kafalarının içinde bir “sansürcü”mü taşırlar?

Çocuk: Bebeklik çağı ile ergenlik çağı arasındaki gelişme döneminde bulunan insan.

Bu açıklamayı niye yaptık? Çünkü çocuk edebiyatının yaşadığı tüm sorunların kaynağında, çocuğun ne olduğunu bilmemek yatıyor. Çocuğun kim olduğunu bilmediğimiz için, kitaptaki bir kelimeyi okumasının, onun ruh sağlığını tepetaklak edeceğini sanıyoruz. Çocuğun kim olduğunu bilmediğimiz için, elimize kalemi aldığımızda bazen aşırı öğretici ve sıkıcı cümleler yazıyoruz. Bu yüzden işe, sözlüğün verdiği tanımı özümsemekle başlayalım istedim: Çocuk, yaşı küçük insandır.

Bazı uzmanlar, “atta”dan sonra bir de “gezmek” fiilini öğrenmeye zaman harcamasınlar diye, bebeklerle normal konuşulması gerektiğini söylüyor. 0-2 yaş arası, çocuğun yanında konuşulan her dili öğrenebileceği zaman dilimi. Ama maalesef bu dönemde büyüklerden duydukları tek şey “agu-gugu”. Çocuğa, sıcak havada üşüyen bir turistmiş gibi davrandığımızda, –turistlerle de yüksek sesle konuşmak adettendir– yazarların aklı karışıyor. (Konuyu nasıl bağladım, ben bile şaşırdım.) Biliyorum, çünkü Ortanca Balık’ı yazarken ben de aynı hatanın kıyısından döndüm. Kalemi –ilk kez çocuklar için– elime aldığımda, tek düşündüğüm ne yazacağım değil, ne yazamayacağımdı. Çocuklar yazdıklarımın ne kadarını algılayabilir? Onlara ağır gelen bir şey yazdım mı? Bu sorular üzerine kafa patlatırken, ortaya çıkan cümlelerin çok sıkıcı olduğunu fark ettim ve o an kendimi özgür bıraktım. Çocuk kitabı yazarıysanız, beyniniz zaten otokontrol mekanizmasını kendiliğinden devreye sokacaktır. Ekstradan kafa patlattığınızda, SIKÇOKİ (Sıkıcı Çocuk Kitapları) çemberine düşmeniz kaçınılmazdır.

HAYAT AŞISI

Bir yazarı SIKÇOKİ çemberine anlamsız eleştiriler düşürür. Şunu unutmayın ki, ne yazarsanız yazın eleştiri gelecektir. Bu yüzden siz yine de doğru bildiğinizi yazın. Biri Tom ve Jerry’ye “dünyanın en tatlı çizgi filmi” derken, bir başkası o kovalamacanın şiddet içerdiğini iddia edebilir. Oysa bence çizgi filmlerin en büyük problemi, kahramanların ölümsüz olması. Her koşuldan sağ çıkan hayali kahramanları izlemeye aslında çocukların değil, yetişkinlerin ihtiyacı var. Günlük hayatta öyle şeylerle karşılaşıyoruz ki bir kır kurdunun tonlarca ağırlığın altından sağlam çıktığını görmek, hâlâ umudun var olduğunu hissetmemizi sağlıyor. Tamam, çizgi filmlerde ölümle karşılaşmak kulağa çok da cazip gelmiyor. Ama gerçek hayatta ölüm var; bize düşense zorluklarla mücadele edebilme gücünü kazanmaları için çocuklara yardımcı olmak.

Bir çocuğu fanusta büyütürseniz, dışarı çıktığı ilk gün hasta olacaktır. Bunu çok basit bir örnekle açıklayacağım: Aşı nedir? Bir daha karşılaştığında tanısın da onu yensin diye vücuda verilen güçsüz mikroplar… Bu tanım, yazarları SIKÇOKİ çemberinden çıkaracak sihirli eriyiği de içinde barındırıyor. “Çocuklara şundan bahsetmeyelim; hep lay lay lom şarkılar söyleyelim,” dediğimizde, sadece ortaya çıkan iyi kitap sayısı azalmıyor, aynı zamanda, ileride çocukların, onları soyutlamaya çalıştığımız şeylerle karşılaştıklarında yaşayacakları şokun da zeminini hazırlıyoruz. Yani harika küçük insanlara uygun dozda “hayat aşısı” yapmamız gerekiyor.

KENDİNİZİ ÖZGÜR BIRAKIN

Şunu hiç düşündünüz mü? Belki çocuğunuz, okumasını çok gereksiz bulduğunuz hortlaklı bir kitapla ürperip eğlenirken, aynı zamanda ölümün de hayatın bir parçası olduğunu öğreniyor. Hem de farkına bile varmadan… İşte çocuk kitabının yapması gereken budur. Çocuklara, “Yalan söylememeliyiz,” derseniz SIKÇOKİ çemberine düşersiniz. Buna karşılık yalan söyleyen bir karakterin nelerle karşılaştığı üzerine eğlenceli bir öykü yazarsanız, hem çocuk okurları güldürür hem de “çaktırmadan” doğruyu gösterirsiniz. Yazarların SIKÇOKİ çemberinden kurtulması yaratıcılıklarını zirveye çıkaracağından, bunun meyvesini de elbette, harika kitaplarla karşılaşan çocuklar yiyecektir. Unutmayın ki SIKÇOKİ çemberi, çocukların birer insan olduğunu unutan yazarın kendi kendini hapsettiği hücredir.

İnanın bana, bir yetişkinin ödünü koparacak pek çok şey, çocuklar için sadece kahkaha sebebi. Hayal gücünüzü serbest bırakın; çocuklar mutlu olsun. Sizin ihtiyaç duyduğunuz umut da tam orada zaten.

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz