İyi Kitap

“İncitmebeni” bir çiçek değildir!

“İncitmebeni” bir çiçek değildir!

Şiirsel TAŞ

İki yıl art arda Carnegie Madalyası’na layık görülen ve Türkçede Kaos Üçlemesi adlı distopik serisiyle tanınan Patrick Ness’ten bambaşka bir anlatı: Canavarın Çağrısı. Annesi kansere yakalanan Conor’ın gerçeklerle ve içindeki “canavar”la yüzleşmesi…

Bir zamanlar tek bir sözcük üzerine kısa bir yazı karalamıştım: “İncitmebeni”. Demiştim ki, “İncitmebeni bir çiçek değildir.” Evet, “incitmebeni” bir çiçek değildir. Bir hastalık ismidir. Hastalığın kendini bilmeyen yoktur ama halk dilinde bu şekilde de anıldığını bilmeyenler çoktur sanırım. Sözlüğü açıp bakarsanız “incitmebeni” için bulacağınız karşılık şudur: kanser.

Çocuk-gençlik yazınında, özellikle de çeviri eserlere bakacak olursak, bir “incitmebeni külliyatı” ya da “kanser edebiyatı” oluşmaya başladığını söylemek sanırım yanlış olmaz. Nitekim bu yazıya konu olacak kitabı (Canavarın Çağrısı) okuduğum sırada, ergen gürgen de iki kanser hastası genci anlatan bir kitaba dalıp gitmişti. Hemen herkesin sağlık gündeminin ilk sıralarını az çok işgal eden bir illetin edebiyatta bu şekilde yansıma bulması garip değil belki, ama bir noktadan sonra bunun bir yansımadan çok, kanser temasının popüler kültüre malzeme edilmesi olduğu hissine kapılmamak elde değil. Canavarın Çağrısı’nı tenzih ederim.

Canavarın Çağrısı, üç kişinin zihinsel çabası ve emeğinin ürünü olan bir kitap ve romanın ilginç bir geçmişi var. Kitabın fikir anası, kitapları henüz Türkçeye çevrilmemiş olan Siobhan Dowd. Ergen edebiyatı dünyası Dowd’ı 2007 yılında, 47 yaşındayken meme kanseri nedeniyle kaybetti. Dolayısıyla Dowd’ın fikren ürettiğini kitaplaştırarak hayata geçirme şansı olmadı. Sacayağın ikinci ayağı, Dowd’ın fikri üretimini hak ettiği hassasiyetle işleyerek kitaba can veren Patrick Ness. Kitabın girişinde Dowd’a selam göndermeyi unutmuyor: “Kitabın karakterlerini, temelini ve başlangıcını bulmuştu. Ne yazık ki bulamadığı tek şey vardı: Zaman.” Ve üçüncü ayak, kitabı resimleyen Jim Kay. Çizdiği resimlerin mürekkebi sözcüklere sızmış desek yeridir.

Özetle, Canavarın Çağrısı, annesi kanser tedavisi gören on üç yaşındaki Conor’ın yaşadığı karanlığın öyküsü. “Karanlık” bu kitabı her yönüyle –atmosferi, kurgusu, anlatımı ve de görselleri– en iyi tanımlayan sözcük sanırım. Gerçekten de basbayağı karanlık bir öykü bu ve gücünü de bu karanlıktan alıyor. Şüphesiz, Jim Kay’in çizimlerinin katkısı büyük. Roman adeta, Conor’ın zihnindeki zifiri karanlığa açılan bir pencere. Geceleri insanlığın evrensel kâbusuyla beslenen bir karanlık bu: düşme kâbusu. Ne var ki Conor’ın gördüğü, dipsiz boşluğa yuvarlanmanın değil, düşeni daha fazla tutamamanın, kayıp gitmesine seyirci kalmanın kâbusu. Bu karabasanın derinlerindeyse Conor’ın görmezden geldiği bir gerçek, ruhunu hırpalayan bir sır saklı.

Çevresindekilerin gösterdiği anlayış ve şefkat Conor’ı çileden çıkarır; buna karşılık okulda maruz kaldığı akran zorbalığını ziyadesiyle hak ettiğini düşünür. Tanıdığı, bildiği herkes, aman acısına değmeyeyim, düşüncesiyle göz göze gelmekten bile çekinirken, aslında Conor’ı görünmez kılar. Buna karşılık, okuldaki zorba tayfası onu fark eder, görür ve acısına rağmen (hatta belki acısından dolayı) zorbalığı sürdürür, böylece Conor’ı tam da istediği gibi cezalandırır.

Annesi, iyileşme ümidini asla yitirmez ve bu umuda kendinden çok, Conor için dört elle sarılır. Ayakları yere basan, güçlü bir kadın olan anneanne ise Conor’ın iyiliği için herkesin daha gerçekçi olması gerektiğine inanır ve bu yüzden de torunuyla sürekli çatışma halindedir.

Kimi geceler bir ziyaretçisi olur Conor’ın. Ona seslenen bir canavar. Evin karşısındaki tepenin yamacındaki mezarlığı bekleyen porsuk ağacı şeklinde vücut bulur bu canavar. Karanlıkta zihin tuhaf oyunlar oynayabilir insana, gölgeler ve siluetler başka başka biçimlere bürünebilir. Ama hiçbir ürkütücü oyun, hiçbir göz aldanması geride, bu ziyaretçinin bıraktığı iğne yapraklarını ve zehirli kırmızı meyveleri bırakmaz. Bilir misiniz, meyveleri zehirlidir ama aynı zamanda bir ilacın hammaddesidir porsuk ağacı.

Porsuk ağacı kılığında çıkagelen bu canavar kimdir peki? “Dağların tutunduğu omurgayım ben! Nehirlerin döktüğü gözyaşlarıyım! Rüzgârı soluyan akciğerlerim! Geyiği öldüren kurt, fareyi öldüren şahin, sineği öldüren örümceğim! Ölen geyik, fare ve sineğim! Bu dünyanın kendi kuyruğunu yiyen yılanıyım! Evcilleştirilmemiş ve evcilleştirilemez her şeyim!”

HİKÂYELER VAHŞİDİR!

Conor’a üç öykü anlatacağını söyler canavar. Ardından dördüncü öyküyü, sakladığı sırrı, kendi gerçeğini Conor anlatacaktır canavara. Canavarın anlattığı öyküler Conor’ın kafasını karıştırır, etik değerlerini sorgulatır, iyi ile kötünün birbirinden büsbütün ayrı değil, fazlasıyla iç içe geçmiş olduğunu ve insanın da çoğu zaman ortada bir yerlerde durduğunu fark ettirir. Ness, canavarın anlattığı bu kısa öykülerle romana yeni katmanlar eklemiş, kurgu içinde kurgu yaratmış. Yazar, ana öykünün en az kendisi kadar etkileyici olan bu öykücükleri, gerçek ile kurmacanın, Conor’ın hayatıyla canavarın geçmişinin kesiştiği noktalarda ustalıkla kullanmış. Öykü içinde öykü anlatırken zaman ve mekân sınırlarını aşan örtüşmeler yaratmış.

“Hikâyeler her şeyden daha vahşidir. Hikâyeler kovalar… ısırır… avlar.” Hikâyelerin her şeyden daha vahşi olmasının nedeni, gerçeklerden türemesi, yaratıcılığın kibrine inat, hayalgücü dediğimiz şeyin çatlasak da patlasak da gerçeklerle sınırlı olması değil mi? Ama kimi zaman gerçekleri kabullenmek zor geldiğinde, “insanlar en büyük yalanları kendilerine söylemek zorunda kalırlar.” Canavarın Conor’a söylediği gibi: “Zihnin rahatlatıcı yalanlara inanır, ama o yalanları gerekli kılan acı gerçekleri de bilir. Her ikisine de inandığın için zihnin seni cezalandırır.”

Kimi zaman zihnimize çöreklenen yalanlar hayatı kâbusa çevirir, işte o zaman daha serbest bir akış sağlamak için derinlerimizdeki canavarın ayaklanıp bir şeyleri yakıp yıkması gerekebilir. Conor da bizden biri. O da kâbusundan kurtulmak istiyorsa canavara kendi öyküsünü anlatmak, yani kendi gerçeğiyle yüzleşmek zorunda. Çünkü porsuk ağacı şifalı bir ağaçtır ama “incitmebeni” bir çiçek değildir.

Canavarın Çağrısı Patrick Ness Resimleyen: Jim Kay Çeviren: Arif Cem Ünver Tudem Yayınları, 216 sayfa

Canavarın Çağrısı Patrick Ness Resimleyen: Jim Kay Çeviren: Arif Cem Ünver Tudem Yayınları, 216 sayfa

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Çocukluğunun en güzel günleri bir tavuk çiftliğinde ve İstanbul’un göbeğinde o dönemde istila edilmemiş kırlarda geçti. Tıp eğitimi aldı, hekim oldu, sonra çocuk kitaplarına merak sardı. Kurda kuşa, börtü böceğe düşkün ve en çok da onlarla ilgili okuyup yazmayı seviyor. Düşkurdu Bir Düş Kurdu, Börtü Böcek Güncesi, Zincir, Kar Benek Kara Benek ve Kim Korkar Mavi Kurttan adlı kitapları yazdı. Yazdığından çok daha fazla kitap çevirdi. Çevirdiğinden çok daha fazla kitap için eleştiri yazıları yazdı. Sürekli genişleyen kedi kadrosu, ara sıra bahçeye misafir olan yavru/yaralı martılar ve bir ergen gürgenle birlikte yaşıyor. Biyoloji, sağlık, kent doğası ve çocuklar üzerine kafa yoruyor. Ya evde çalışıyor ya ormanda dolaşıyor.

Yorum yaz