İyi Kitap

Masalların günlük yaşam pratiklerine devri: Barbie

Masalların günlük yaşam pratiklerine devri: Barbie

Melek Özlem SEZER

Klasik masallardaki prenses rolleri modern yaşamda yerini Barbie karakterine bırakmış olabilir mi? Barbie kitabı okuyan, Barbie bebeklerle oynayan her çocuk ilerde saf birer Barbie figürü olup çıkar mı? Barbie kitaplarındaki toplumsal cinsiyet rollerine dair mesajlara yakından bakıyoruz.

Klasik masallardaki prenses algısının modern propaganda aracıdır Barbie bebekler. Ayrıcalık arzusunun hoyratça abartılmasıdır. En zengin, en güzel, en seksi, en formda, en şık, en popüler; en yakışıklı sevgiliye, en göz alıcı eve-arabaya-kıyafetlere sahip; en lüks yerlerde gezen-yiyen-görünen olma hayalinin kışkırtıcısı, imge tasarımcısıdır. Masalı, ona hep varmış, başkasına hiç yokmuş alt metniyle başlar.

Barbie insanların katledilmediği, ço- cukların tecavüze uğramadığı, ayrıcalıklı bir zümrenin konforlu yaşam ve ihtirasları için insanları sömürmediği, emeğin çalınmadığı, fırsat eşitsizlikleri ve yoksulluğun dağları aşmadığı bir ülkede yaşamaz belki ama bu zaten umurunda değildir. Çünkü onun değerlilik ve güzellik ölçütlerine uymayan her şey, yalıtılmış dünyasının dışında bırakılmıştır. O, ne giysem, nerede gezsem, keyfimi nerede zirveye çıkarsam ve sahip olduklarımı nasıl göze soksam derdindedir. Tırnağının kırılması, ojesinin bozulması gibi hayati dertleri olabilir ancak, geri kalan her şeyi yoksar. Vicdanlı, iyi kız olmak onun için sokaktaki kedilere, süper mini şortuyla eğilip süt vermek kadar kolaydır. Ki bu yardım, birkaç alanda puan toplamanın aracıdır. Eskilerini hediye etmek, birinin avcuna birkaç kuruş koymak da Barbie bebek ahlâkına yakışır.

Zirvedeki yaşama ulaşmanın sembolü olan Barbie, kız çocuklarını cezbedecek süsleri, renkleri her alanda kullanır. Modern bir prensestir, kimi zaman da doğduğu yeri doğrulamak üzere masal prenseslerinin kıyafetlerini giyer. Pek çok kitabı klasik masalları referans alır. (Rapunzel, Prenses ve Terzi, Periler Ülkesinde, Adalar Prensesi, Denizkızı Serisi, Prenses Okulu Serisi, Kelebek Peri, Prenses&Popstar vb.) Doğan Egmont’tan çıkan 95 kitabında, klasik masalların şırınga ettiği prenses imgesinin vaatlerini, herkesin eşit olduğu bir dünya ideali yerine “en çok olan”lar üzerinden kurar. Ne de olsa birinin herkesten üstün olduğunu hissetme arzusu, ancak diğerlerinin daha az şeye sahip olmasıyla mümkündür. Terbiye edilmek bir yana, çeşitli mazeretler ve perdelerle şımaran bir ego önerir çocuklara. Böylece insanın kendi egosunu yönetmesi gerektiğini anlatmak yerine, egosu tarafından yönetilen insancıklar oluşmasına katkıda bulunur.

Onu kucağına alan her kız çocuğu da bu türden bir Bezelye Prenses’i olma hayaliyle zehirlenir. Ama yalnızca bir avuç insan prenses olabilir. Diğerlerine kalansa, avuç avuç para dökerek bu bebekleri-kitapları-yan ürünleri almak ve böylece Barbie tüccarlarının kızlarını prenses yapacakları parayı sağlamaktır. Ancak tacirleri, onların orta sınıf olduğu gerçeğini unutmaz ve esinlendiği masalların toplumsal cinsiyet algısını pazarlar. Cicili bicili, pembiş pembiş elektrik süpürgelerinin, ütü masalarının oyuncaklarını satar. Çocuğu yetişkin yaşamına hazırlamak hoş. Ama ev işlerine dair olanı yalnızca kızlara sunmak neden?

Modernleşme, çalı süpürgesi yerine elektrikli süpürge koymakla sağlanıyor. Üç yaşındaki bir kıza böyle bir süpürge hediye edildiğini gördüm. Ben olsam “Eyvah!” derdim. “Üç yaşımda elime süpürge tutuşturanlar, beş yaşıma gelince de cam sildirirler herhalde.” Ama o önüne koyduğum kitapları bir yana bıraktı, süpürdü ha süpürdü. Peki, kaç kadın bugüne kadar erkeğin payına düşen ev işlerini de yaparken o kitapları bir kenara bıraktı? Bu yükü bıraksa, ömrü boyunca kaç bin kitap okuyacak zamanı kazanırdı? Bu tıpkı kitapları gibi yan ürünlerinin de hayatımızdan eksik olmadığı Pamuk Prenses ve Sindrella’nın da sorması gereken bir sorudur.

KADININ DEĞERLİLİK ÖLÇÜTLERİ

Klasik masalların toplumsal cinsiyet algısında kadının değerlilik ölçütleri şunlardır: Güzellik/dişilik, an- nelik, hamaratlık, itaatkâr/bağımlı/ uysal/fedakâr karakter. Barbie, bebeklerinde ve kitaplarında dişilik ve zenginlik göstergelerine itibar ederken; yan ürünleriyle ev içi hizmeti kız çocuklarının doğal görevi olarak sunmaya çalışır. Böylece kız çocuğu hamaratlığı, kendi cinsinin değerlilik ölçütü olarak benimser. O, bir başkasının hayatını kolaylaştırmanın fantezileriyle büyür ve bu fantezilerle işlenen toplumsal cinsiyet algısıyla kendini özel ve önemli hissetmenin yöntemini öğrenir. Öyle ki Pamuk Prenses’in, daha o gün kalbi sökülmeye çalışılmışken, ona yardım edecek hiçbir tanıdığı, temizlik dışında hiçbir yaşam becerisi, mesleği olmadan ormanda tek başına kaldığında, yabancıların meskenine izinsiz girmişken yaptığı ilk işin temizlik olmasını yadırgamayız. Masallar ve Toplumsal Cinsiyet’te* bağımlı, itaatkâr karakterlerin, maruz kaldıkları şiddete ve sömürüye katlanmalarının sonucunda bir gün talihin, onlara çektikleri azabın karşılığı olarak güleceği ve arzuladıkları her şeye görkemli bir evlilik aracılığıyla kavuşacakları umuduyla kandırıldıkları ayrıntılı şekilde anlatılmıştı. Ama hep birlikte mücadele ederek sistemi dönüştürmek, ezenler ve ezilenlerin olmadığı bir dünya yaratmak değildir hayal edilen. Ezilenler arasından çıkmak ve bahşedilen, tepeden bakan, sinsice hor gören bir yardımı devreye sokmaktır.

Barbie o sınıflı toplumu kutsar ve verip vereceği ileti sınıfları aşmak değil, sınıf atlamaktır. Bunun için de emeği, düşünsel yeteneklerin gelişmesini değil; havalı, güzel, seksi olmayı önerir. Pamuk Prenses’in iletisi “Sen evini ve kalbini temiz tut, biri gelip seni kurtarır,” idi. Diğer klasik masallarda da kurtuluş, evlilikte aranmaktaydı. Bugün daha modern olduğumuz için evlilikle ahlâk kisvesine bürüneni doğrudan söyleyebiliriz: cinsel güç. Bu kitapları okuyan çocuklarda, tatminsizce en tepedekini arzulama güdüsü kışkırtılırken ve onlara verilen temel bilgi süslü, havalı olmakla sınırlıyken, arzularını neyi aracı ederek gerçekleştirmeye yönlendirilecekler acaba? Hayat bizi Barbie’lerden korusun!

*  Melek Özlem Sezer, Masallar ve Toplumsal Cinsiyet,  Evrensel Yayınları, 3. Basım 2012.

* Melek Özlem Sezer, Masallar ve Toplumsal Cinsiyet,
Evrensel Yayınları, 3. Basım 2012.

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

21 Aralık 1971’de doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde ekonomi okudu. Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı’nda yüksek lisans yaptı. Osmangazi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde masal analizi dersleri verdi. Milliyet Çocuk (Miço) dergisinde köşe yazarlığı yaptı. TRT radyolarına masal programları hazırlayıp sundu. Şiir, öykü ve masal alanlarında uğraş veriyor. Yaşamını senaryo yazarlığı ve seslendirme yaparak kazanıyor. 1998 Cemal Süreya, 2000 Behçet Aysan ve 2011 Nüzhet Erman Şiir, 2001 Arıburnu En İyi Uzun Metrajlı Film Öyküsü, 2010 Oğuz Tansel Halk Bilimi ödülleri var. Kitapları: Şiir: Derin, Söğüt Sefareti, Söğüt Sefası Meyhanesi, Yusuf ile Zeliha, Sözcük Dülgeri Ali (Azerbaycan), Nefser Araştırma-İnceleme: Masallar ve Toplumsal Cinsiyet, Masal Masal Matitas (Yetişkinler için masal antolojisi) Çocuk Kitapları: Sakız Çiğneyen Kedi, Eldivenlerimi Kim Çalıyor? Büyüklere Mektuplar, Büyüklerle Dalga Geçme Dersleri, Karagöz’ün Gölgesini Kim Çaldı? Eyvah Gölgeler Değişiyor, Ejderhamın Sevdiği Oyunlar, Dolapta Kim Var, Benim adım On üç, Uuuu, Yokoko, Sordum Durdum, Şiir Yazdım Masal Sandım

Yorum yaz