İyi Kitap

Sessiz anneler, kayıp babalar…

Şiirsel TAŞ

Ebeveyn-çocuk ilişkisinde “samimi birlikte varoluş olanaksız” mı? Toplumun kadına yüklediği annelik rolü ile annelik aynı mı gerçekten? Peki, sessiz anneler arasında yolumuzu yitirdik de, babalar hangi sayfada? Şiirsel Taş resimli çocuk kitaplarındaki annelik rollerini irdeliyor.

Kadın, çocuk ve Holokost edebiyatı alanında araştırmalarıyla bilinen yazar Adrienne Kertzer, resimli çocuk kitaplarında anne figürünün sessizliğine dikkat çeker ve çağdaş resimli çocuk kitaplarını, annelerin görünür olduğu ama sessiz kaldığı bir mecra olarak yorumlar. Resimli çocuk kitapları, genellikle annenin henüz okuma çağına erişmemiş çocuğuna okuduğu metinlerdir. “Dolayısıyla,” der Kertzer, “sesli okuyan biz anneler aslında kendi sessizliğimizi okuruz.”

Resimli çocuk kitaplarında karşımıza çıkan anne figürü sessiz olmasına sessiz ama hayli işlevseldir. Kendi için bir şeyler yapan ya da aylaklık eden anneye rastlamayız bu kitaplarda. Kadının anne olmak dışında, kendine ait bir hayatı olabileceğine dair ipuçları yakalayamayız. Sanki bu ipuçları anneliğin karizmasını çizecek, çocuğu hayal kırıklığına uğratacakmış gibi davranılır. Bu açıdan baktığımızda, Sandra Albukrek-Sebban ile Leyla Navaro’nun yazıp resimlediği Başka Bir Anne anneliğin karizmasını başarıyla çiziyor. Kendi gibi olmayı seven bir anne var bu kitapta. Zevkine göre rengârenk giyinen, yağmurlu günlerde akvaryumdaki balıkları gezmeye çıkaran, ilkbaharın gelişini kutlamak için arabasını çiçeklerle süsleyen, uçuk kaçık fikirleri olan ve bütün bu fikirleri, etraf ne der endişesini kafaya takmaksızın hayata geçiren bir kadın. Bir taraftan da kızını her gün okuldan almaya gelen, ona doğum günü sürprizleri hazırlayan bir anne.

Kertzer, anne figürünün resimli çocuk kitaplarındaki sessizliğini şöyle açıklıyor: “Annelerin sessizleştirilmesinin nedeni, çocuk edebiyatının çocuğun hayal dünyasına ait olması ve bütün yetişkin seslerinin o dünyada marjinal kalmasından kaynaklanmaz. Resimli kitaplarda, diğer yetişkin seslerinden farklı olarak annelerin sesi denetim altındadır. Sözgelimi, annelerin sessiz kaldığı bir metinde büyükanneler sıklıkla konuşur.”

Can Göknil’in yazıp resimlediği Beni Annem Yavruladı adlı kitap, Kertzer’in bu yorumunu haklı çıkaran bir örnek. Bir erkek çocuğun nasıl doğduğunu anlama çabasının öyküsünü anlatıyor kitap. Çiftlikte yaşayan dedesiyle hayvanların nasıl yavruladığı üzerine sohbet eden çocuk, “Ben de yumurtadan mı çıktım?” diye soruyor. Dede “erkek erkeğe muhabbet” için yaşı tutmadığından mıdır bilinmez, bu sorunun yanıtı için torununu nineye havale ediyor. İzleyen sayfaların hemen hepsinde ninenin anlatımına göre farklı hallerde gördüğümüz ama sesi duyulmayan bir anne imgesi var: gelin anne, sevişen anne, hamile anne, doğuran (“hastanede yavrulayan”) anne… Görsel olarak doğurgan, bereketli, heybetli, Kibele gibi bir anne var karşımızda. Kadının biyolojisini, gebelik fizyolojisini anlatmak açısından başarılı bir kitap belki ama toplumsal cinsiyet-annelik modellemesi açısından patolojik bir mesaj tınlıyor öykünün ve de anlatıcı çocuğun son cümlesinde: “Büyüyünce ben de evleneceğim. Kendime karnı şişen bir kadın bulacağım.” İnsanın “Olur ama mümkünse kızımdan uzak dur,” diyesi geliyor…

Resimli çocuk kitaplarındaki bu derin sessizliğin altında koşulsuz sevgi, karşılıksız verme, sonsuz anlayış özelliklerini bünyesinde toplamış, çocuğun her türlü fiziksel, ruhsal ve de aklımıza gelen gelmeyen her türlü gereksinimini karşılamaya programlı, mükemmel anne ideasının yattığı söylenebilir. Zira resimli çocuk kitapları tam da çocuğun ebeveyne pek çok açıdan göbekten bağlı, almaya odaklı ve benmerkezci olduğu dönemin kitaplarıdır. Dolayısıyla bu dönemde çocuğa okunan kitaplardaki anne figürünün de bu şablona, çocuğun ve toplumun beklentilerini karşılayacak şekilde dört dörtlük uyması gerektiği düşünülüyor anlaşılan, çünkü kim ne derse desin, yaşam pratiğinde ebeveynlik sorumluluğunun ağır yükünü bizzat kadın üstlenmek zorunda kalıyor. Bu gerçeklik, sistemin devamlılığını sağlamak ve aynı ilişki modellerini yeniden ve yeniden üretmek üzere bilinçli ya da bilinçsiz olarak yuvalandığı resimli çocuk kitaplarından kadına bakıp parmak sallıyor.

BİRLİKTE SAMİMİ VAROLUŞ Psikanalist Emanuel Berman “Mut- lu Prens, Cömert Ağaç: ebeveyn fantezisi olarak kendini yok etme ve psikanalitik tedavi ile ilintisi” başlıklı makalesinde, Shel Silverstein’in Cömert Ağaç adlı kitabıyla ilgili şu saptamada bulunur: “Öyle görünüyor ki pek çok okur bu eğlenceli öykünün gittikçe daha fazla ölümcül olduğuna dikkat etmiyor. Ağaç, çocuğun gereksinimlerini karşılamak için giderek kendi varoluşundan vazgeçer. Sevgi sado-mazoşistik olarak, vermek, kendini feda etme ve kendini yok etme olarak kavramsallaştırılır. Karşılıklı hatır ya da samimi birlikte varoluş olanaksızdır.” Böylesi bir annelik anlayışının izlerini pek çok resimli çocuk kitabında bulmak mümkünse de ilk sayfasından son sayfasına dek izini sürebileceğimiz örnek, Bir Tanecik Oğlum’dur. Silverstein’in kitabındaki Cömert Ağaç’ın yerini bu kitapta oğlunun doğumundan kendi simgesel ölümüne dek geçen yıllar içinde anneliği dışında başka hiçbir vasfına tanık olamadığımız bir kadın alır. Kertzer’in “sessiz anneler”inin bir başka örneğidir bu kadın. Konuştuğundaysa hep aynı şeyi söyler: “Sen benim bir tanecik oğlumsun. Mutlu olman için ne gerekirse yaparım.”

Gerçekten de “karşılıklı hatır ya da samimi birlikte varoluş olanaksız” mı? Toplumun kadına yüklediği annelik rolü ile annelik bir ve aynı mı gerçekten? Ha, bir soru daha bu arada: Sessiz anneler arasında yolumuzu yitirdik de, acaba babalar hangi sayfada? Onlar da karanlık bir ormanda mı yolunu yitirdi yoksa? Sara Maitland, Batı masallarının dokusuna işlemiş olan ormanlarla ilgili çözümlemelerini kaleme aldığı Gossip From the Forest adlı kitabında, bu sorunun yanıtını en azından masallarla bağlantılı olarak şöyle veriyor: “Genel anlamda peri masallarında babalara pek sempatiyle bakılmaz – iyi anneler ölür, üvey anneler kötü niyetlidir ama babalar, basitçe söylemek gerekirse, fuzulidir. Masallarda annelerin tersine babalar ölmez (babasız kalmış pek az çocuk vardır), onlar sadece ihmalkârdır ya da zaten yoktur.”

BAŞKA TÜRLÜSÜ MÜMKÜN

Maitland’in masallarla ilgili teşhisi (babanın ismen olsa da cismen var olmama hali) resimli çocuk kitapları için de büyük ölçüde güncelliğini koruyor; masal anlattığımız/okuduğumuz yaş grubuyla resimli çocuk kitabı okuduğumuz yaş grubunun örtüştüğüne dikkatinizi çekerim. Arada karşımıza bu kalıpları kıran, tek tük de olsa sıradışı örnekler çıkıyor elbette. Gabrielle Vincent’ın yazıp resimlediği “Ayıcık ile Farecik’in Maceraları” serisi, toplumsal cinsiyet kalıplarına ve kan bağına dayalı ebeveynlik şablonundan çok farklı bir ilişkiyi anlatıyor. Ayıcık yetişkin bir erkek, Farecik ise bir kız çocuk. Diyaloglarına, yaşantılarına bakınca sıcak bir ebeveyn-çocuk ilişkisi görüyoruz. Durmaksızın soru soran, tekrar tekrar anlattıran, tavır koyan, naz yapan, coşup taşan, oyuncu, ısrarcı, çocuk gibi bir çocuk işte Farecik. Ayıcık ise yağmurlu bir günde bir çöp sepetinin içinde küçücük bir yavruyken bulduğu Farecik’in sorumluluklarını bütünüyle üstlenmiş bir yetişkin. Zamanında onu biberonla beslemiş, uyutmuş, başucunda uyanmasını beklemiş, resmini yapmış, Farecik’in yaptıklarını güncesine not düşmüş, hastalanınca onu iyileştirmiş. Bebeklikten çıkıp çocukluğa adım atan Farecik’in yaşamındaki ebeveyn, sofra kuran, yemek pişiren, yağmur yağmıyormuş oyunu oynayan, ama bu ikili ilişkinin sorumluluklarını yerine getirirken ne kendini yalnızlaştıran ne de ikisini etraftan yalıtıp birbirine bağımlı kılan bir yetişkin. Açıkçası Gabrielle Vincent, büyük bir duyarlılıkla başka türlü ve dengeli bir ilişki kurgulamış.

Ana-baba olmak (sadece biyolojik ana-babalıktan söz etmiyorum elbet), ebeveyn olarak çocukla bir hayat paylaşmak, sefasıyla cefasıyla çok özel ve yaşanası bir deneyim. Hayatın içinde (dolayısıyla da kitaplarda) kadın, anne olarak sesine kavuşunca, erkek ormanın derinliklerinden çıkıp öyküde yerini alınca ve her ikisi de “Dallarım senin evlat ama gövdem benim,” demeyi öğrendiği zaman… Belki o zaman, karşılıklı hatır ve samimi bir varoluş mümkün olacak.

Başka Bir Anne  Leyla Navaro, Sandra Albukrek-Sebban Resimleyen: Sandra Albukrek-Sebban  Can Çocuk Yayınları 36 sayfa

Başka Bir Anne
Leyla Navaro, Sandra Albukrek-Sebban Resimleyen: Sandra Albukrek-Sebban
Can Çocuk Yayınları 36 sayfa

Beni Annem Yavruladı Can Göknil  Can Çocuk Yayınları 30 sayfa

Beni Annem Yavruladı Can Göknil
Can Çocuk Yayınları 30 sayfa

 

Bir Tanecik Oğlum  Tülin Kozikoğlu Resimleyen: Deniz Üçbaşaran  Mavibulut Yayınları 32 sayfa

Bir Tanecik Oğlum
Tülin Kozikoğlu Resimleyen: Deniz Üçbaşaran
Mavibulut Yayınları 32 sayfa

Ayıcık ile Fareciğin Maceraları Ben Nereden Geldim  Gabrielle Vincent Çeviren: Füsun Önen Pinard  Yapı Kredi Yayınları, 34 sayfa

Ayıcık ile Fareciğin Maceraları Ben Nereden Geldim
Gabrielle Vincent Çeviren: Füsun Önen Pinard
Yapı Kredi Yayınları, 34 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Çocukluğunun en güzel günleri bir tavuk çiftliğinde ve İstanbul’un göbeğinde o dönemde istila edilmemiş kırlarda geçti. Tıp eğitimi aldı, hekim oldu, sonra çocuk kitaplarına merak sardı. Kurda kuşa, börtü böceğe düşkün ve en çok da onlarla ilgili okuyup yazmayı seviyor. Düşkurdu Bir Düş Kurdu, Börtü Böcek Güncesi, Zincir, Kar Benek Kara Benek ve Kim Korkar Mavi Kurttan adlı kitapları yazdı. Yazdığından çok daha fazla kitap çevirdi. Çevirdiğinden çok daha fazla kitap için eleştiri yazıları yazdı. Sürekli genişleyen kedi kadrosu, ara sıra bahçeye misafir olan yavru/yaralı martılar ve bir ergen gürgenle birlikte yaşıyor. Biyoloji, sağlık, kent doğası ve çocuklar üzerine kafa yoruyor. Ya evde çalışıyor ya ormanda dolaşıyor.

1 Comment

  1. Özcan Özkan 4 Haziran 2019 at 18:43

    Sağlıklı bir bakış açısıyla yazılmış, güzel etkili bir yorum.

Yorum yaz