İyi Kitap

Yabancılığın sessiz dünyası…

Yabancılığın sessiz dünyası…

Şiirsel TAŞ

Shaun Tan, güçlü görsel anlatımıyla resimli çocuk kitapları evreninde dikkat çeken bir sanatçı. İllüstratör ve yazar olarak ürettiği özgün işlerle, aslında okulöncesi çağ çocuklarına yönelik olduğu düşünülen resimli çocuk kitaplarına bambaşka bir boyut katıyor. 2011 yılında Astrid Lindgren Ödülü ve Kayıp Şey adlı kitabından uyarlanan animasyonla Oscar alan sanatçının Uzak adlı eseri Desen Yayınları tarafından basıldı. Göçmen bir babanın geride bıraktığı ailesiyle daha güzel gelecek kurma hayalini gerçekleştirmek için bilinmedik, uzak diyarlara yaptığı yolculuğu ve yeni topraklarda geçirdiği uyum sürecini sadece resimlerle anlatan sözsüz bir grafik roman Uzak.

Yaş ölçeği gözetmeksizin, özgürce üretmeyi, zihnindekileri kâğıda dökmeyi tercih eden çok yönlü sanatçı bize Uzak’ta yarattığı fantastik âlemi, sanatsal yaratım sürecinin zihinsel ve teknik boyutlarını, çocuk kitaplarına ve hayata bakışını anlattı.

Uzak’ı tamamlamak yaklaşık beş yılınızı aldı. Kitapla ilgili nasıl bir araştırma süreci geçirdiniz? Nelerden esinlendiniz? Taslaktan tamamlanmış çizimlere, kitabın geçirdiği aşamaları anlatır mısınız biraz?

Uzun bir süreçti ve çoğu zaman ne yaptığımın farkında bile değildim. Göçmen öyküleri okumakla, eski fotoğraflara bakıp, geçmişte kalmış, sararıp solmuş bütün o şeyler, unutul- muş paralel bir evrenden geliyor olsaydı neye benzerdi diye hayal etmekle başladım işe.

Tarihî bir konuyu ele alırken temel sorun, neyin nasıl olduğunu bir dereceye kadar bilmemizden kaynaklanıyor, dolayısıyla imgelemimiz az da olsa önceden biçimlendirilmiş durumda. Oysaki bu olayları ilk kez yaşayanlar, sözgelimi 1900’lü yılların başında ABD ya da Avustralya’ya gelen göçmenler için her şey garip, şaşırtıcı ve şok ediciydi. Düşündüm ki, bunu gerektiği gibi gösterebilmenin tek yolu eski bir fotoğraf albümüne benzeyen, sözsüz bir tür kurgu yaratmak olabilir. Fakat böyle olduğunu anlamam, sözcüklerle görüntüleri birleştirerek yaptığım sayısız denemeyle geçen 18 ayımı aldı.

Sözsüz, küçük resimler çizmeye karar verdikten sonra belli bir yöntem tutturabildim: başvuru kaynaklarından fotoğraflar toplamak, kendi dijital fotoğraflarımı çekmek ve bunları çizimlerle birleştirerek kabaca sayfa planlarını oluşturmak. Kitapla ilgili işin büyük bölümü titiz çizimler yapmaktan ibaretti, her gün fabrikaya gitmek gibiydi aslında! İstediğim ayrıntıyı yakalayabilmek için en uygun araç karakalemdi ama iş çok yavaş ilerliyordu. Çizimleri tamamlayıp taradıktan sonra dijital olarak renklendirdim ve photoshop ile ufak tefek efektler ekledim. Fakat kitapta gördüğünüz her şey aslında elle çizildi. Bu da sanırım öyküye bir sıcaklık ve yalınlık kattı.

Uzak, bir göçmenin öyküsünü, yeni topraklardaki yalnızlığını ve uyum sağlama sürecini anlatıyor. Yalnızlık, yalıtılmışlık ve yabancılık hissi başka kitaplarınızda, örneğin Kızıl Ağaç ve Kayıp Şey’de de varlığını hissettiren ortak temalar. Neden dersiniz?

İlginç bir soru. Bunu ben de kendime sık sık soruyorum aslında. Bir sanatçının konuyu değil de, daha çok konunun sanatçıyı seçtiğini düşünüyorum. Eskiz defterlerine pek çok karalama yapıyor, notlar alıyorum ve bunların hepsi bana ilginç geliyor ama bazıları duygusal anlamda diğerlerinden daha çarpıcı görünüyor; daha da fazla geliştirip kimi zaman kitap haline getirebildiklerim de onlar oluyor zaten.

Yerinden edilme ve yabancılaşma benim için özellikle güçlü temalar ama aslında pek çok başka yazar ve sanatçı için de öyle olduğunu düşünüyorum. Sonuçta herkes öyle ya da böyle iletişim kurmaya, dünyayı anlamaya ve doğru yaşamanın yolunu bulmaya çalışıyor. Bu sorunlar, özellikle de kendimizi aşina olmadığımız bir durumda buluverdiğimizde ya da yalıtılmış hissettiğimizde ivediyet kazanıyor. İşte o zaman tekrar çocukluğumuza dönüyor, kim olduğumuzu, ne istediğimizi, nasıl davranmamız gerektiğini anlamaya çalışıyoruz. Hepimiz az çok yalnız ve yabancıyız ve bunun üstesinden gelmeye çalışıyoruz.

Kitabınızdaki etkileyici yaratıklar, tuhaf makineler ve düzenekler, gökyüzünde süzülen acayip görünümlü nesneler ve araçlar; bunların çıkış noktası ne? Papağan Diego’nun sizin için önemli bir esin kaynağı olduğunu söylüyorsunuz ama görünen o ki, kitabınızdaki hayalî hayvanları ve garip nesneleri yaratırken engin bir esin kaynağınız olmuş.

Genç bir sanatçıyken, bana esin kaynağı olabilecek alışılmadık, olağanüstü şeylerin arayışı içindeydim ama yaşım ilerledikçe yakın çevremi gözlemlemenin yeterli olduğunu fark ediyorum. Arabalar, köpeğini dolaştıran insanlar, bulutlar, binalar, güneş ve ay, bunların hepsi tuhaf şeyler! Hani bir sözcüğü defalarca peşpeşe tekrarlarsanız bir noktadan sonra tuhaf ve saçma bir sese dönüşür, kulağınıza gülünç ve sembolik bir ses olarak gelmeye başlar ya, çizim yapmak da biraz böyle. Aynı eskizi ne kadar çok tekrarlayarak çizersem, uzayda ve zamanda yer kaplayan, belli bir anlam ya da işlevi olan bir cisim, bir biçim olarak ne denli benzersiz olduğunu o denli iyi anlıyorum. Bunu bir kez kavradığınızda, diğer alternatifleri, her şeyin farklı olduğu dünyaları hayal etmeniz çok daha kolaylaşıyor. Üzerinde ciddi ciddi düşünürseniz aslında hiçbir şey bir diğerinden daha tuhaf görünmüyor. Hayalgücümüzü sınırlayan sadece geçirdiğimiz evrim ve tarih; bu gerçekliğin “normal” olduğunu düşünmeye alışıyoruz. Hâlbuki her şey olduğundan çok farklı gelişebilirdi ve kâğıt üzerinde her şey özgürce dönüşmeye devam edebilir.

Uzak, Red Leap Tiyatrosu tarafından sahneye uyarlandı. Kitap olarak ortaya koyduğunuz bir çalışmayı sahnede görmek nasıl bir deneyim oldu sizin için?

İlginçti, çünkü bir taraftan görüntüler çok tanıdık geliyordu, öte yandan bütünüyle bambaşka bir çalışmaydı, başka sanatçıların yaratıcılığı çalışmadaki unsurları önemli ölçüde dönüştürmüştü. Tiyatro uyarlamalarına, başka sanatçıların fikirlerimi yeni yönlere doğru sürükleyip dönüştürmesine her zaman açık olmuşumdur. Sanat denen şeyin bir vaaz değil, karşılıklı sohbet olduğuna inanıyorum ve bir uyarlamanın en ilginç yönleri benim için beklenmedik olan yanlarıdır. Her sanatçının kendi tarzını, kendi bağımsızlığı ve benzersiz sesiyle geliştirmesi en iyisi, hele hele kitap ve tiyatro gibi tamamen farklı iki araçtan söz ediyorsak.

Uzak, yediden yetmişe çok geniş bir yaş aralığına hitap ediyor. Daha öncesinde de iki kitabınız (Kızıl Ağaç ve Kayıp Şey) Türkçeye çevrilmişti. Resimli kitapları küçük çocuklara yönelik bir kitap sınıfı olarak değil, apayrı bir sanat türü olarak ele alıyorsunuz. Bir kitap üstünde çalışırken o kitabın çocuklar tarafından okunacağı fikri sizi hiç etkilemiyor mu? Ya da çalışırken kendinizi tamamen özgür hissetmek için potansiyel okurların yaşını dikkate almamayı mı tercih ediyorsunuz?

Okurların yaşını çoğunlukla dikkate almıyorum, aslına bakarsanız bu, yaratım sürecinde bir mesele olarak karşıma çıkmıyor. Biri bana “Çocuklar için bir kitap yap,” dese, ardından “Şimdi de yetişkinler için bir kitap yap bakalım,” dese, sanırım, öyle olmaması için özellikle çabalasam bile ortaya aynı kitap çıkar!

Sekiz aylık bir kızım var ve onun çalışmalarımı etkileyip etkilemeyeceğini merak ediyorum doğrusu. Belki büyük etkisi olacak, belki de hiç etkilemeyecek. Zaman zaman kitaplarımı okuyan çocukları düşünüyorum ve belki de bu konuda verdiğim tek taviz, küfür ya da şiddet unsurlarını çıkartmaktır ama bunlar zaten öykülerimin atmosferini zedelediği için ilgi alanıma girmiyor. Genel olarak fikirleri olabildiğince anlaşılır ve yoruma açık kılmaya uğraşıyorum. Benim okuru değil de okurun beni bulduğunu düşünüyorum, okurların kim olduğunu hayal etmeye çalışsaydım işim çok zordu.

Uzak’ta gerçekçi bir öykü anlatırken masal gibi bir dünya yaratmışsınız. Buna karşılık Philip Pullman’ın yeniden anlattığı Grimm Masalları’nın Almanca baskısını resimlemek yerine, kilden harika heykelcikler yaparak bunları görsel malzeme olarak kullanmışsınız. Masal gibi klasik metinleri resimlemek daha mı zor sizce?

Evet, bence öyle. İlginçtir, Grimm Masalları’nın giriş yazısında Philip Pullman, en iyisinin metinlerde illüstrasyon bulunmaması ya da detaylı değil, kabataslak çizimler kullanılması olduğunu yazar ve masallardaki çoğu karakterin kâğıttan bebek hissi uyandırdığına dikkati çeker. Dahası masallarda kurgu her şeyi hızla gözler önüne seriverir: “Bir zamanlar, kız evladı olmasını isteyen bir kral varmış ve çok geçmeden kraliçe bir kız bebek dünyaya getirmiş,” gibi. Bu karakterlerin ve olayların sayfa üstünde, aslına uygun görüntülerle değil de belli belirsiz zihinsel imgelerle ifade edilmesinin daha iyi sonuç verdiği konusunda hemfikirim. Heykelcikleri yaparken, benzer nitelikler taşıdığını düşündüğüm İnuit oymacılığından ve Meksika halk sanatlarından esinlendim; bu yapıtlar ayrıntıdan yoksundur ama güçlü bir anlatım ruhu taşır. Bir taş kütlesine ya da ahşap oyma işine baktığınızın hep farkındasınızdır ama aynı zamanda daha detaylı bir resimde yakalayamayacağınız kusursuzlukta bir “yanılsama” ile karşı karşıyasınızdır.

Bilimkurgu ve mitolojiden etkilenir misiniz? Peki ya şiir? “Distant Rain” (“Uzak Yağmur”) adlı resimli öykünüzde “İnsanların yazdığı onca şiire ne olur, hiç düşündünüz mü?” diye soruyorsunuz? Öykülerinizde olabildiğince az sözcük kullanıyorsunuz ki bu da yine şiire yakın bir duruş. Hiç şiir resimlemeyi düşündünüz mü?

Bu işe bilimkurgu çizeri olarak başladım, çocuk kitapları resimlemeye daha sonra geçtim çünkü bu alanda yapılabilecek çok daha fazla şey vardı. Sanırım, kitaplarımda gördüğünüz, bilimkurgu ile çocuk edebiyatının birleşimi ve bence bu alanların her ikisi de mitoloji ile yakından ilişkili. Bilimkurgunun, endüstri sonrası çağın mitolojisi olduğunu düşünüyorum ve mitoloji de erişkinlere yönelik bir tür çocuk edebiyatına benziyor aslında.

Şiirle ilgili sorunuza gelince, evet, şiir resimlemeyi düşündüm. Bir resimli çocuk kitabındaki metin de son derece kısa olması gerektiği için özde şiirdir aslında. Benim sorunumsa hayli tembel bir şair olmam! Şiir bazen, düzyazı yazarken, tıpkı “Distant Rain”de olduğu gibi kendiliğinden, ezkaza çıkıverir ortaya ama çoğu zaman insanı utandıracak kadar kötüdür. Uzak üzerinde çalışırken, görüntüleri peş peşe sıralamanın şiire çok yakın olduğu hissine kapıldım çünkü çok sınırlı bir alanda çok fazla çağrışım yaratıyordu. Kimi zaman iyi bir şair olabiliyorum ama sadece görüntülerle çalışırken.

Uzak  Shaun Tan  Desen Yayınları, 128 sayfa

Uzak
Shaun Tan
Desen Yayınları, 128 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Çocukluğunun en güzel günleri bir tavuk çiftliğinde ve İstanbul’un göbeğinde o dönemde istila edilmemiş kırlarda geçti. Tıp eğitimi aldı, hekim oldu, sonra çocuk kitaplarına merak sardı. Kurda kuşa, börtü böceğe düşkün ve en çok da onlarla ilgili okuyup yazmayı seviyor. Düşkurdu Bir Düş Kurdu, Börtü Böcek Güncesi, Zincir, Kar Benek Kara Benek ve Kim Korkar Mavi Kurttan adlı kitapları yazdı. Yazdığından çok daha fazla kitap çevirdi. Çevirdiğinden çok daha fazla kitap için eleştiri yazıları yazdı. Sürekli genişleyen kedi kadrosu, ara sıra bahçeye misafir olan yavru/yaralı martılar ve bir ergen gürgenle birlikte yaşıyor. Biyoloji, sağlık, kent doğası ve çocuklar üzerine kafa yoruyor. Ya evde çalışıyor ya ormanda dolaşıyor.

Yorum yaz