İyi Kitap

Bir gün ıssız bir adada…

Bir gün ıssız bir adada…

Sennur SEZER

Doğadan koparak kurduğumuz uygarlık gezegeni mahvetti. Buna karşılık doğaya dönüş bir ütopya olarak uzaktan göz kırpar. Ama doğa ve insan gerçekten bu kadar uyumlu ve “iyilik” saçan bir ikili midir? Golding’in klasik eseri Sineklerin Tanrısı’nı tüm kuşaklar okumalı.

Kaza geçiren birinin ıssız bir adaya düşmesi hem kurtuluştur hem serüven. Robinson Crusoe da böyle kurtulur ölümden. Masal yaratıkları ülkelerini dolaşan Gülliver bile başlangıçta böyle bir adaya ulaştığını sanır. Endülüslü yazar İbn Tufeyl’in yüz yıllar önce yazdığı felsefi roman Hayy İbn Yakzan’ın bütün bu ıssız ada romanlarının esin kaynağı olduğu söylenir. İskoçyalı macera kitapları yazarı Robert Michael Ballantyne (1825-1894) Mercan Adası ile bu tür romanların belki de en iyimserini oluşturmuştur. William Golding’in 1954’te yazdığı Sineklerin Tanrısı (Lord Of The Flies) ise bu iyimser kurgunun nasıl tersine çevrilebileceğinin örneğidir.

Golding (1911-1993) alaycılığını en acı çatışmaları anlatırken bile esirgemeyen bir yazar. Kitabın hemen başında, okul ceketi elinde bir çocuğun ormana doğru ilerleyişini anlatışında bir kahkaha gizlidir: “Sarışın çocuk durdu, farkına varmadan çoraplarını dizlerine doğru çekti. Bu hareketle birlikte, bir an için, bir İngiliz kasabasına döndü vahşi orman.” Uygarlık bir çorabın düzgün durması gereğidir, fark etmesek de. Yazar böyle küçük ayrıntılar üstüne kurmuştur öyküsünü.

Savaşın etkilerinden uzaklaştırılmak istenen 6 ile 14 yaş arasındaki bir grup öğrencinin uçağı bir adaya düşer. Ada çok güzeldir. “Burada kumsal ansızın bitiyordu. Pembe granitten yapıl mış kocaman bir dörtgen, ormana, hurma ağaçlarına, kuma, suya hiç aldırmadan dikiliveriyor; dört ayak yüksekliğinde bir çeşit iskele meydana getiriyordu. Üstünde ince bir toprak tabakası, yaban otları ve küçük hurma ağaçlarının gölgesi vardı. Burada boy atmalarına yetecek toprak bulunmadığı için, ağaçlar aşağı yukarı yirmi ayak yükselince, devrilip kuruyorlardı. Yerde çaprazlama duran bu kütüklerin üstüne oturmak çok rahattı. Devrilmeyen hurma ağaçları yeşil bir dam gibiydi. Bu damın altına, suyun karışık titreşimleri yansıyordu.”

İNSAN “KÖTÜ” MÜDÜR?

Golding’in adasında “her şey gerektiği gibi”dir. Dünyadaki ilk insanlar gibidir bir araya gelmiş olan çocuklar. Yalnız “büyükler/yetişkinler” ya da “kurallar” yoktur. Kuralları çocuklar koyacaklardır. Onlara elebaşılık edecek iki de delikanlı vardır: Ralph ve Jack. Bir de bu kalabalığa kurallar koyarak daha iyi yaşama yolları arayan, görünüşü gülünç (şişman, miyop, soluğu düzensiz) bir çocuk. Onun yalnızca takma adını biliriz: Domuzcuk. Sayısını bilmediğimiz çocuk grubu çok eğleneceklerini umdukları adada kurallara uymaktan hoşlanmazlar.

Onlar kurallar koymaya ve kendiliklerinden kurallara uymaya değil, emirler ve cezalarla yönetilmeye alışıktırlar. Bu yüzden onları başıboş bırakıyormuş gibi yaparak emirle yöneten Jack’in peşine takılırlar. Jack onlara barınak sağlamasa da av yapmayı öğretecektir. Meyvelerle beslenen çocuklar ilk kez bir canlıyı öldürmeyi deneyeceklerdir. Böylece kitabın başında denizin kıyısındaki doğal havuzun sıcağını anlatmak için anılan kan (kanının ısısından da ha sıcaktı su) anlatıma bulaşacaktır.

ÇUBUĞA TAKILI KEMİK PARÇASI

Sineklerin Tanrısı birkaç biçimde okunacak bir kitap: “İnsan nasıl uygarlaştı?” sorusunun yanıtı olarak da, “Uygar insan nasıl ilkelleşebilir?” sorusunun yanıtı olarak da.

Bir de “İnsan özünde kötüdür,” katmanı var. Eğer Domuzcuk, Simon ve pek çok kahraman olmasa, toplumun önderi olmak için her kötülüğü kabullenen, kışkırtıcı “Sineklerin Tanrısı”nın insanın içinde olduğuna inanırdık. Ama o bir çubuğa takılı  zavallı bir kemik parçasıdır.

Sineklerin Tanrısı William Golding  Çeviren: Mîna Urgan  İş Kültür Yayınları, 261 sayfa

Sineklerin Tanrısı William Golding
Çeviren: Mîna Urgan
İş Kültür Yayınları, 261 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz