İyi Kitap

Yenilmiş ceylanın şarkısına kulak ver…

Yenilmiş ceylanın şarkısına kulak ver…

Eraslan SAĞLAM

Sıradışı iki resimli kitap: Tayfun Tansel’in resimleyip yazdığı Minik Can, alet edevat parçalarından oluşan bir çocuğun öyküsünü anlatıyor, Bala’nın Mektubu ise daha ezoterik bir hikâyeyle insana köklerini hatırlatıyor.

Çocuk edebiyatının her yaş grubuna özenli imzasını yıllardır atan Nesin Yayınevi, benim yaş kuşağımın dahi müstehzi bir tebessümle satır aralarında kaybolduğu pek çok eseri okurlarıyla buluşturdu. Okuma kültürümüzün, bir kitap ve kitaplık sahibi olmanın, bunları yaparken temel hak ve hürriyetlere bağlılığın, çocuk haklarının, herkes için demokrasinin ilk nüveleriydi başucumuzdaki kitaplar… Asık yüzlü olmadan, gözlüksüz ve işaret parmaksız, mizahın yaratıcılığıyla, matematiğin eğlencesiyle besledi yayınlarını. Beslemeye de devam ediyor.

ÇERÇÖP CANLANIYOR

Yayınevinin son dönemki verimlerinden Minik Can’ı Tayfun Tansel kaleme almış. Çocukların yaşadığı evlere has bir karışıklıkla başlıyor kitap. Evlerimizin toparlanamazlığının, her toparlanmayı müteakip ilk beş dakikada tekrar dağılmanın ritmiyle… “Her şey çok karışık… Her şey ortaya saçılmış…” cümleleriyle açılıyor kitap. Ama bu seferki “demir” eksenli bir karışıklık! Vidalar, askılar, kırık anahtarlar, çiviler… Toparlanması mümkün olmayan bir “alet çantası” kitabın ilk sayfası. Benim bu işlerden “tescilli anlamazlığım” tellerle, somunlarla, aletlerle, yani bir yığın çerçöple devam ediyor.

Ama gelin görün ki bu dağınıklıktan çerçöpün bile canı sıkılıyor ve dayanamayıp bir araya geliyorlar. Toplaşanlar “robotik bilgisayar oyunları”ndan daha can, daha canlı Minik Can’ı meydana getiriyorlar. Anahtarlar civciv oluyor, adını hiç bilmediğim ve hiç bir zaman öğrenemeyeceğim parçalar kedi, köpek, kuş, kelebek, böcek, salyangoz, balık, yengeç, yılan… Bununla kalmayıp Can’ın babası da geliveriyor. Son olarak bir sivrisinek kanatlarını çırpınca her şey eski hâline dönüveriyor. Yani çerçöp, yine çerçöp oluveriyor. Buraya kadar iyi, hoş! Ama böyle biter mi bu öykü, bu tasarım?.. Çöp olan aletler birleşti. Birleşti ve Minik Can oldu. Sonra bir sivrisinek vızıltısıyla dağıldı, yok oldu. Niye birleştiler, niye dağıldılar? Niye dağıldıklarını ben biliyorum. Biliyorum ama söylemeye dilim varmıyor. Hele oğluma bunu anlatmaya hiç dilim varmıyor. Çünkü onlar dağılmayan birlikteliklerin müjdecisi.

Bala’nın Mektubu’na geldiğimizde daha tutarlı ama bir o kadar da ezoterik bir öyküyle karşılaşıyoruz. Odile Kayser’in öyküsü şapka çıkartılacak nitelikte! Ama Caroline Mc Avoy’un resimlerine baktığımızda, ilksel bir “sanat tarihi” ile karşılaştığımızı rahatlıkla söyleyebiliriz. Kitap Issaka’ya, Alima’ya, onların doğacak çocuklarına, Nufu ve Bala’ya, yaşlı Kuse’ye ve artık aramızda olmayan Musso Korba’ya ithaf ile başlıyor. Ali Nesin’in bu coğrafyadaki algımıza ışık tutan çevirisi ise tadından yenmeyecek sıcaklıkta.

ÇAKAL VULU

Yerleşik ötekileştirme kültürünün aksine, öyküde Çakal Vulu “çakal”lığını yapmıyor. Belki de ilk kez bir çakala sempati besliyoruz. Issaka’nın öğüdü ise bugüne çağırıyor bizleri: “Nerede olursan ol evladım, ama ne olur, yenilmiş ceylanın şarkısına kulak ver.” Bu naif çağrı, “Yenilen pehlivan güreşe doymaz!” algısını, “güç”le ilişkimizi ters yüz ediyor. Nihayetinde öykü, “yazma” eylemini taçlandırarak sona eriyor. Öykü yazmayı kutsayan bir öykü Bala’nın Mektubu!

Bala’nın resmi gözümün önüne İlhan Berk’i getiriyor.

Belki de mesele özlemlerimizde!

Minik Can  Tayfun Tansel  Nesin Yayınları, 34 sayfa

Minik Can
Tayfun Tansel
Nesin Yayınları, 34 sayfa

Bala’nın Mektubu  Odile Kayser  Resimleyen: Caroline Mc Avoy  Çeviren: Ali Nesin  Nesin Yayınları, 28 sayfa

Bala’nın Mektubu
Odile Kayser
Resimleyen: Caroline Mc Avoy
Çeviren: Ali Nesin
Nesin Yayınları, 28 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz