İyi Kitap

Çete, göç, şiddet ve  her şey…

Sedef PEKİN

Temalar romanları zenginleştirir kuşkusuz. Ancak romanı roman yapan, temaları değil, üslubu, öyküsü, karakterleridir. Bez Ayakkabılılar’da kullanılan özenli dile, özgün bir öykü anlatma niyetine karşın, okuru romanın gerçekçiliğine ikna edecek unsurların başarıyla kullanıldığını söylemek zor.

Çocuk ve gençlik edebiyatından, okurda iz bırakan nice çeteler geçti. Ferenc Molnar’ın Pal Sokağı Çocukları, Zoran Drvenkar’ın Onlardan Biri adlı romanı ilk akla gelenlerden. Örnekleri çoğaltmak elbette mümkün ama genel bir çerçeve çizmek gerekirse çete öykülerinde üyelerin belirli bir amaçla bir araya gelip harekete geçtiğini söyleyebiliriz. Amaçları genellikle diğerlerine zarar verir, korkutur ve somut eylemler içerir.

MUSTAFA’NIN KIRILAN KALBİ

Görkem Yeltan’ın yazdığı, Esra Büyükdoğanay’ın resimlediği Bez Ayak- kabılılar romanı da adını bir çeteden alıyor. Tamamı erkeklerden oluşan Bez Ayakkabılılar çetesi yaz kış, yağmur çamur demeden bez ayakkabı giyiyor. Kitap da Bez Ayakkabılılar çetesinin üyelerini tanıştırarak başlıyor öyküsüne. Çete üyeleri, aralarında oldukça güçlü bir bağ kurmuş; çoğu zaman birbirlerini anlamak için sözcüklere bile ihtiyaç duymuyorlar. İçlerinden biri ise kitabın başkahramanı olan Mustafa. Sevgili babaannesinin ördüğü bir bere Mustafa için çok özel, çok önemli.  Bez Ayakkabılılar bir gün eğlence olsun diye Mustafa’nın beresini kapıp birbirlerine atıyorlar, Mustafa da bereyi geri almaya çalışıyor. Derken bir boğuşmadır başlıyor ve çocukların öğretmenlerine çarpmasıyla öğretmenin elindeki çay berenin üzerine dökülüveriyor.

Mustafa babaannesinin ördüğü berenin kirlenmesine o kadar üzülüyor ki çete arkadaşlarını affedemiyor. Arkadaşları ise bu küslüğe son vermek için ellerinden geleni yapıyor ama nafile, Mustafa’nın kırılan kalbini uzun süre onaramıyorlar.

FOTOĞRAFLA GELEN AŞK

Beresinin kirlendiği aynı gün, okula yeni gelen bir kız Mustafa’nın ilgisini çekiyor; arkadan gördüğü bu kızın yüzünü merak edip peşine takıldığı sırada kızın bir şey düşürdüğünü fark edip hemen yerden alıyor. Bir fotoğraf bu. Kocaman gözleriyle şaşırmış gibi bakan bir kız fotoğrafı.  Bu gözler gün boyu Mustafa’nın zihnine mıhlanıyor, berenin üzüntüsüne tuhaf bir heyecan ekliyor.

Bir sonraki bölümde fotoğraftaki kız Bilana’yla tanışıyoruz. On yaşındaki Bilana, orta yaşı geçmiş bir çift tarafından evlat edinilmiş. Yeni evine alışmaya çalıştığı gibi yeni okuluna, yani Mustafaların okuluna da alışması gerekiyor. Okula gideceği ilk gün, Mustafa ile yolda karşılaşıyorlar. Mustafa onun fotoğraftaki kız olduğunu hemen anlıyor ve çocuklar göz göze geldikleri o anki hislerini “ilk görüşte aşk” olarak tanımlıyor.

Romanın bundan sonrası Bilana’ nın yeni okuluna ve arkadaşlarına kolaylıkla uyum sağlamasını, kendinden yaşça büyük Mustafa ile arkadaşlığını, Bez Ayakkabılılar’ın önce direnç de gösterseler Bilana’yı aralarına alışını anlatıyor. Kitabın başlıca odağı arkadaşlık, evlat edinme, aşk, aile ve okul yaşamı olsa da, satır aralarında müzik, İstanbul, ötekilerden farklılık, aile bireylerinin kaybı, eğitim sistemi, ebeveyn şiddeti gibi temalar da işlenmiş. Burada bir parantez açıp, son dönemde çok sayıda eserin yayımlandığı, “sorun edebiyatı” olarak nitelendirilen kategorideki romanları hatırlamak gerekiyor. Bu romanlar genellikle gençlerin karşı karşıya kaldığı bir sorunu ele alıp onun etrafında gezinir, derinlemesine bir çözümleme ve güçlü bir kurgu ile seçtiği temayı işler. Bez Ayakkabılılar romanında ise birden çok temanın birlikte işlendiğini ancak bu çeşitlilik sonucu her birinin iyi analiz edilmediğini, bazısının romana üstünkörü eklendiğini söylemek mümkün. En somut örnek olarak çete üyelerinden birinin babasından şiddet görmesini gösterebiliriz. Bunun başlı başına irdelenmesi gereken, farklı açılardan ele alınması, etkileri ve önü arkası iyi analiz edilmesi gereken bir konu olduğu su götürmez. Oysa çete üyelerinin şiddet uygulayan babaya duydukları öfkenin babanın hastalanmasıyla sönüvermesi ve konunun istisnai şiddet ve onun öcünü almakla sınırlanmış olması, şiddetin özüne dair sorgu ve yargıyı eksik bırakıyor.

OKUR ÖYKÜYE NASIL İNANIR?..

Temalar romanları zenginleştirir kuşkusuz. Ancak aslen romanı roman yapan, temaları değil üslubu, öyküsü, karakterleridir. Roman iskeleti ne kadar iyi kurulursa, öykünün düğüm noktaları ne kadar inandırıcı olursa, okur da metinle o kadar güçlü bir ilişki kurar. Bez Ayakkabılılar romanında ise kullanılan özenli dil, son sayfaya kadar okunurluk, ilgiyi canlı tutma becerisi, özgün bir öykü anlatma niyetine karşın, okuru romanın gerçekçiliğine ikna edecek, karakterlere yakınlaştıracak unsurların başarıyla kullanıldığını söylemek zor. Ana karakterlerin çoğunun varlıksal gerçeklikleri çelişkiler içeriyor. Örneğin Bilana yeni yaşamına alışma evresinde olmasına rağmen müthiş girişken; hâl ve tavırları, konuşmalarıyla yaşına göre çok olgun. Geçmişi neredeyse hiç anlatılmadığı ve yeni ailesiyle kurmaya çalıştığı ilişki “anne-baba” sözcüklerini kullanmasına indirgendiği için okur onun benliğine, duygu evrenine nüfuz edemiyor. Mustafa Bilana’ya göre daha içeriden anlatılmış, onun hayli duygusal bir çocuk olduğunu anlıyoruz ama genel olarak çocukların birbirleriyle diyalogları ve ilişkileri çoğu zaman idealize edilmiş hissi vererek inandırıcılığı sorgulatıyor. Asıl önemlisi, kurgunun üzerine oturtulduğu “çete” ile bere meselesinin romanın yükünü taşıyamaması. Bez Ayakkabılılar bir çeteden çok “şakacıktan çete” bir arkadaş grubu. Onlara çete demeye gönül el vermiyor, romanda tasvir edildikleri hâlleriyle çetecilik olarak tanımlanacak bir eylemde bulunabilecekleri ihtimali çok düşük. Ayrıca neden çete diye adlandırıldıklarına dair ikna edici bir açıklama da yapılmıyor okura. Romanın düğüm noktalarından biri olan berenin kirlenişi ise yarattığı derin kederi, küslüğü, gönül yarasını kaldırabilecek kadar güçlü bir olay değil. Alt tarafı bir çay lekesi, yıkanır, geçer gider diye düşünüyor insan ister istemez.

Sözün özü, romanı berenin kirlenmesinden daha güçlü bir gerilim üzerine oturtmak, karakterleri ete kemiğe büründürecek boşlukları doldurmak, seçilen temaları azaltarak etraflıca işlemek yönünde bir editöryal destek ile Bez Ayakkabılılar okurda iz bırakacak bir roman olabilecekken yayımlandığı hâliyle eksiklerine rağmen okunabilir bir yazın eseri olmakla yetinmeyi tercih etmiş görünüyor.

Bez Ayakkabılılar Görkem Yeltan Resimleyen: Esra Büyükdoğanay  Kırmızı Kedi Yayınları, 160 sayfa

Bez Ayakkabılılar Görkem Yeltan Resimleyen: Esra Büyükdoğanay
Kırmızı Kedi Yayınları, 160 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz