İyi Kitap

Sıradan Bir Okul Günü, öğrencilik hayatının rutinine kapılıp gitmiş bir çocuğun öyküsü. Fakat yeni gelen sıradışı bir öğretmen sınıftaki çocukların hayatına renk katıyor. Sıralara hapsolmuş öğrencileri sıranın dışına çıkarmaya çalışan bu öğretmenle tanışın…

Şiirsel TAŞ

“Sıradan bir okul gününde sıradan bir çocuk sıradan rüyalarından uyandı, sıradan yatağından kalktı, sıradan bir biçimde tuvalete gitti, elini yüzünü yıkadı, sıradan giysilerini giydi ve sıradan kahvaltısını yaptı. Sıradan çocuk sıradan dişlerini fırçaladı, sıradan annesini öptü ve sıradan okuluna doğru yola çıktı,” diye başlıyor öykü. Öyküdeki sıradan çocuk sıradan yollardan geçerek, sıradan düşüncelere dalarak yürüyor. Okula vardığında da değişen bir şey yok. Sıradan arkadaşlarla oynanan sıradan oyunlar, sıradan sınıfta görülen sıradan dersler… Derken sıradanlığın ibresini oynatan bir şey oluyor. Yeni bir öğretmen elinde bir gramofonla sınıfa dalıyor. Kendini tanıtıyor ve hemen ardından çocuklarla tanışmak istiyor. Ama klasik bir tanışma seremonisinde beklenenin tersine, çocukların isimlerini sorup kendilerinden kısaca bahsetmelerini falan istemiyor. Onun yerine, çocuklara müzik dinletip kafalarında canlananları kâğıda dökmelerini söylüyor. Sıradışı durumlarla karşılaşmaya pek alışkın olmayan çocuklarsa yeni öğretmen Bay Ge’nin az buçuk kaçık olduğunu düşünüyorlar ilkin, ama çok geçmeden müzik hepsinin zihnini harekete geçiriyor Colin McNaughton’ın öyküsü, yaşam sürecinde sıradışı bir dönem olan çocukluğun erişkin eliyle yaratılmış ortamlarda nasıl da giderek sıradanlaşıp rutine dönüştüğünü anlatıyor. Okulun saatli maarif takvimi de bu rutinin bir parçası elbet, rutinin ve sıradanlığın… Her ne kadar öyle değilmiş gibi davransak da, mevcut eğitim sistemi içinde okulun sıradışı herhangi bir yönünün olması gerekmiyor zaten. Sonuçta amaç, sistemi besleyecek ve ileride kendisi de sistemden beslenecek genç beyinlerin o sisteme zamanında entegrasyonunu sağlamaktan öteye gitmiyorsa, kim niye uğraşsın ki bir şeyleri değiştirmekle. Bu bağlamda okul kuşkusuz hepimize çok iyi geliyor, onun için şifa niyetine hafta içi her gün bir doz almamızda fayda var, ancak böyle böyle bizleri gelecekte bekleyen, çerçevesi çoktan çizilmiş sıradan erişkin hayatımıza hazırlanabiliyoruz.

OKULCUL ÇOCUKLAR

Farklı modeller, farklı eğitim sistemleri üzerinde uzun uzadıya tartışmak mümkün ama öykümüz farklı bir sistemle değil, bilindik sistemin içindeki sıradışı bir öğretmenle ilgili ki bu da meselenin bam teline dokunuyor. Çünkü çocuğu “Eti senin kemiği de senin, mümkünse hayattan bir gıdım keyif alacağı bir şeyler kalsın geride,” diyerek teslim ettiğimiz eğitim sistemine zerre kadar güvenimiz yok. O yüzden de çocuğun “iyi bir öğretmene düşmesine” bel bağlıyoruz. Bir okul tekil olarak altyapısı, uyguladığı eğitim programı ve öğrencilerine sağladığı olanaklarla diğer okullardan ayrıştığı konusunda ne denli iddialı olursa olsun, mevcut eğitim sistemi içinde bütün okullar kocaman bir ortak paydada buluşuyor, sonuçta hiçbiri kuş kondurmuyor. Ve bu atalet içinde küçücük bir fark yaratılabiliyorsa eğer, bunu yaratan, okulda çocuğun karşısına şans eseri çıkan sıradışı bireyler oluyor. İşte Bay Ge, onlardan biri. Sıradan Bir Okul Günü’nü resimleyen Japon çizer Satoshi Kitamura’yı Hiawyn Oram’ın öyküsü Sinirli Sinan (Angry Arthur) kitabıyla tanımıştık yıllar önce. Televizyondaki filmi izlemesine izin vermeyen annesiyle tartışan Sinan’ın gitgide kabaran ve sonunda bir “evren depremi” yaratacak denli güçlenen öfkesini anlatıyordu öykü. McNaughton’ın öyküsündeki çocuklarsa hayli evcil (ya da “okulcul” mu desek?) görünüyor. Öğrenci adını verdiğimiz bu “okulcul” çocukların Bay Ge’yi garipsemelerinin nedeni de bu zaten. Kitamura, kitabın başında, sıradanlığı resimlerde renk kullanmayarak görselleştirmiş. Elinde gramofonla sınıfa giren Bay Ge, kitabın ilk renkli figürü. İlk ama son değil. Coşup taşan müziğe kendini kaptırarak öyküsünü yazan çocuk da ilerleyen sayfalarda renkleniyor, ardından da diğer çocuklar. Sonuç? Şimdilik bir sonuç yok. Yol uzun, hayat kısa. Ve köklü bir değişim için “evren depremi” yaratacak Sinirli Sinanlar lazım.

Sıradan Bir Okul Günü Colin McNaughton Resimleyen: Satoshi Kitamura Çeviren: Tülay Dikenoğlu Süer Nesin Yayınevi / 25 sayfa

Sıradan Bir Okul Günü
Colin McNaughton
Resimleyen: Satoshi Kitamura
Çeviren: Tülay Dikenoğlu Süer
Nesin Yayınevi / 25 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Çocukluğunun en güzel günleri bir tavuk çiftliğinde ve İstanbul’un göbeğinde o dönemde istila edilmemiş kırlarda geçti. Tıp eğitimi aldı, hekim oldu, sonra çocuk kitaplarına merak sardı. Kurda kuşa, börtü böceğe düşkün ve en çok da onlarla ilgili okuyup yazmayı seviyor. Düşkurdu Bir Düş Kurdu, Börtü Böcek Güncesi, Zincir, Kar Benek Kara Benek ve Kim Korkar Mavi Kurttan adlı kitapları yazdı. Yazdığından çok daha fazla kitap çevirdi. Çevirdiğinden çok daha fazla kitap için eleştiri yazıları yazdı. Sürekli genişleyen kedi kadrosu, ara sıra bahçeye misafir olan yavru/yaralı martılar ve bir ergen gürgenle birlikte yaşıyor. Biyoloji, sağlık, kent doğası ve çocuklar üzerine kafa yoruyor. Ya evde çalışıyor ya ormanda dolaşıyor.

Yorum yaz