İyi Kitap

Ya düzene uygun olmayan kafalar?

Mevcut eğitim sistemi, düzene uygun kafalar yaratmak üzere fabrika bandı sistemiyle çocuk yetiştiriyor. Bu gidişata karşı çıkan sesler yok değil. Tıpkı yazdığı mektuplarda sistemi sorgulayan Barbiana öğrencileri ya da Yalınayaklar Okulu Hareketi’ni kuran Roy Bunker gibi…

Aylin OMİÇ

Eğitimle ilgili bir kitap düşünün; öyle bir kitap ki daha ilk sayfasında karşılaştığınız cümleler, tüm hayatınızın bir yalandan ibaret olduğunu söylüyor; “Okulda insanlar imal edilir. Bu insan yapma sürecine eğitim denir. Geniş anlamda düşünüldüğünde; içerisine doğduğumuz aile, sinema, televizyon, tiyatro ve radyo, gazete, kitap ve afişler de bir okul sayılır. Bir nevi bilgi iletmeye yarayan bütün yerler okuldur,” diyor bu kitap ve amaçsız bilgi olmadığını, edindiğimiz bilgilerin yaşam biçimimizi belirlerken okulların yalnızca insan değil, yaşam öyküleri de imal ettiğini anlatıyor. Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur, E. A. Rauter tarafından 1970’ lerin başında yazıldığı için kitapta Federal Almanya ya da Almanya’nın eski para birimi “mark” gibi nostaljik kavramlarla karşılaşsak da kitaptaki eleştiriler güncelliğini koruyor. Çünkü örgün eğitimin hâlâ ne kadar sistem odaklı olduğunu, ekonomik ve siyasal sistemleri besleyen, fabrika bantları gibi işlediğini yüzümüze çarpıyor. Günümüzde okuma yazma bilen ve yükseköğrenim gören birey sayısının nüfusa oranında geçmiş yüzyıllara göre artış olsa da, iletişim yüzyılında teknoloji hayatımızın her yanına nüfuz ederken, cehalet de doğru orantılı olarak artmakta. Demek ki, bilginin sistemin çıkarına göre düzenlenerek, bireylere istenildiği ve gerekli görüldüğü ölçüde aktarılması hedefleniyor. E. A. Rauter belki de doğru soruyu sormuştur: “Nelerin öğretileceğine kim karar veriyor?” Eğitimimizi planlayanlar, aynı zamanda hayatımızı, seçimlerimizi, kararlarımızı da planlayanlar değil mi? Çalıştığımız, yaşadığımız, gezdiğimiz, ürettiğimiz, tükettiğimiz (işyerleri, alışveriş merkezleri, yaşam alanlarında) her şeyi bize dayatanlarla, dünyayı yok eden açgözlülüğü, açlığı, yoksulluğu, sömürüyü ve cehaleti sürdürenler aynı eşitsiz sistemin yaratıcıları değil mi?

YALINAYAKLAR OKULU

Okulların gizli müfredatları, aile yapısını, siyasi kurumları, inanç sistemlerini ve içinde yaşadığımız iletişimsiz iletişim toplumunu yaratırken, insanı doğasından koparıp, dünya görüşünü ve dilini şekillendiren modern bir kölelik sistemi inşa eder. Örgün eğitim, hayatımızın en verimli zamanında devreye girerek, kurallar, sınavlar, gereklilikler, doğrular ve yanlışlardan oluşan bir duvar örer; öyle ki hayatımızın amacının neredeyse bu dayatmalardan ibaret olduğuna inandırılırız. Hatta eğitim bir medeniyet çıtası olarak önümüze konur ve bizler “herkesin yaşadığı yaşam” savunusuyla okullarda “normalleştirilirken”, kendimize ve doğamıza yabancılaşmamız önemsiz bir detay olarak kalır. Peki, ama başka bir eğitim sistemi mümkün değil mi acaba? Roy Bunker da bu sorunun peşinden giden ender kişilerden biridir. Hindistan’da elitist ve pahalı bir eğitim almış, diplomat, öğretmen ya da doktor olmak üzere geleceği planlanmış biriyken ve bütün imkânlar ayaklarının altına serilmişken, 1965 yılında tüm bunları bırakarak bir köye gitmek ve orada yaşayıp çalışmanın neye benzediğini görmek ister. Gittiği köyde, yoksul insanların sahip olduğu ama kabul görmediği için geniş alanlarda uygulanamamış sıradışı bilgi ve becerileriyle tanışır. Ve dahası bu insanlar için bir okul açmaya karar verir. 1986 yılında kurulan “Yalınayaklar Okulu Hareketi”, yoksul insanların önemsediği şeylerin öğretildiği, buna karşılık Hindistan’da bir master ya da doktora dereceniz varsa kabul edilmeyeceğiniz tek okuldur. Burada eğitim görebilmeniz için üniversiteden ayrılmış ya da kovulmuş olmanız, dahası ellerinizle ve haysiyetinizle çalışıp topluma sunacak bir yeteneğiniz olduğunu ve onlara hizmet edeceğinizi göstermeniz gerekir.

“Köyün profesyonelleri kimler?” sorusuna yanıt veren Roy Bunker “Profesyonel yetenek, güven ve inancın bir bileşimidir. Su kâhini bir profesyoneldir. Ebe bir profesyoneldir. Kırık-çıkıkçı bir profesyoneldir. Bunlar dünyanın her yerinden profesyoneller. Ulaşımı zor olan her köyde onları bulabilirsiniz. Bu kişileri ortaya çıkararak sahip oldukları bilgi ve yeteneklerin evrensel olduğunu göstermek istedik,” derken, eski bilgiyle yeni teknolojinin bir arada kullanıldığı bir yaşam inşa ettiklerinin altını çiziyor. Topluluk güneş enerjisi kullanıyor. Yemekleri güneş enerjisi ile pişiriyor. Çatıda biriken yağmur sularını topluyor. Üstelik köydeki üretken ve yaratıcı topluluk kadınlardan oluşuyor. Çocukların yüzde 60’ı okula gitmiyor, çünkü koyunlara, keçilere ve diğer hayvanlara bakmaları gerekiyor. Bu çocuklar için geceleri ders yapılacak bir okul kuruluyor. Tilonia’nın gece okulları sayesinde 75.000’den fazla çocuk eğitim alıyor ve okul programı çocukların hayatına uygun olacak şekilde planlanıyor. Bu okullarda ne öğretiliyor? Demokratik yaşam, tarlanızı nasıl ölçebilirsiniz, tutuklanırsanız ne yapmalısınız, hayvanınız hastalanırsa ne yapmalısınız gibi soruların yanıtları. Birkaç yıl önce TED Talks’ta izlediğim bu konuşma* beni çok heyecanlandırmış ve umutlandırmıştı. Daha sonra, 1960’lı yıllarda Avrupa’da filizlenen başka bir hareketi ve sorgulamayı, Barbiana çocuklarının mektuplarından okudum.

RAHİP VE KÖY ÇOCUKLARI

Barbiana Öğrencilerinden Mektup adlı kitap, İtalya’nın Fiorentina kentinin Barbiana kasabasında, Don Lorenzo Milani adlı rahibin, okuldan atılmış, okumaya karşı yeteneği yok denerek gözden çıkarılmış köylü çocuklar ile kurduğu bir okul modelinin ve uygulamasının belgesi niteliğinde. Barbiana öğrencilerinin yazdığı bu mektuplar, eğitim sistemi içinde başarılı- başarısız, zengin-fakir, zeki-aptal, tembel-çalışkan gibi, çocuklar arasında yapılan ayrımcılığa, eşitsiz eğitim koşullarına, müfredatın, sınavların, karnelerin lüzumsuzluğuna, eğitmenlerin bunları pekiştiren yaklaşımlarına sorular ve gerçekçi eleştirilerle yaklaşıyor. Bu soruları sorup bu eleştirileri getirme cesaretini gösterenler ise okumayı hak etmediği düşünülen “aptal ve tembel” köylü çocukları.

TEKNOLOJİNİN OLMADIĞI OKUL

Barbiana’da teneffüs, tatil yoktur. Kürsü, sıra, tahta yoktur. Yemek yenen ve ders çalışılan büyük bir masa etrafında toplanılır. Derslerde öğretmen ve öğrenciler karşılıklı iletişim hâlindedir. Barbiana’da not yoktur, diploma alınmaz. Öğrenciler diğer dilleri, dinledikleri plaklardan öğrenirler. Derslerde kendi yaptıkları yerküreyi kullanırlar. Öğrencilerden birinin yaptığı, logo tasarımına benzeyen bir çizimde şöyle yazar: “Pensare Globale… Agire Locale!”, yani “Küresel Düşün… Yerel Hareket Et!” Gelelim bir başka okula… Geçtiğimiz günlerde bir internet haberinde bahsi geçen, Silikon Vadisi’ndeki teknoloji devlerinin (Google, HP, Apple) çocuklarının gittikleri okuldan söz ediyorum. Bu okulda teknolojiye yer yok. Bilgisayar ekranı ya da akıllı tahtalar yok. Buna karşılık bolca oyun odaklı öğrenme ve hikâye anlatma var. Waldorf eğitim sistemine göre problem çözme ve matematik becerisi, örgü örmek, makas ya da bıçak kullanmak gibi ufak el becerileriyle geliştiriliyor. Buna karşılık, teknoloji tüketicisi ebeveynler daha çocuk emeklemeden eline iPad vererek, çocuğun zekâ gelişimini ne kadar körelttiklerinin farkına varamayacak kadar bilinçsizler. Alan Eagle “Google’da ve diğer her yerde, teknolojiyi, zekâsı en düşük insanın bile rahatlıkla kullanabileceği kadar basit hale getiriyoruz. Çocuklarımız büyüdüğünde teknolojiyi kullanmayı becerememeleri gibi bir şey söz konusu bile olamaz,” diyor. Teknolojinin devleri bile elleri kullanmanın zekâ gelişiminde ne denli önemli olduğunun farkında olduğuna göre, belki bizim de bu can alıcı konunun bize nasıl ve neden unutturulduğunun farkına varmamız gerekiyor. Bir çocuğun 50 sene evvel bir İtalyan köyünde yaptığı resim ve bu resmin üzerine yazdığı söz ya da Hindistan’da geçmişin bilgeliğiyle teknolojinin farklı bir sistem oluşturmak için bir arada kullanılması insanı ne kadar umutlandırıyorsa, teknoloji devlerinin, kendi küçük dünyaları dışındaki insanlığı aptal yerine koyması da o kadar öfkelendiriyor.

*Roy Bunker’ın TED konuşması: http://www. ted.com/talks/bunker_roy

** http://www.egitimpedia.com/dunya-2/ silikon-vadisi-yoneticilerinin-cocuklari

Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur E. A. Rauter Çeviren: Merlin Ecer Kaldıraç Yayınevi, 80 sayfa

Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur
E. A. Rauter
Çeviren: Merlin Ecer
Kaldıraç Yayınevi, 80 sayfa

Barbiana Öğrencilerinden Mektup Don Lorenzo Milani Çeviren: Zehra Yıldırım Kaldıraç Yayınevi, 124 sayfa

Barbiana Öğrencilerinden Mektup
Don Lorenzo Milani
Çeviren: Zehra Yıldırım
Kaldıraç Yayınevi, 124 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz