İyi Kitap

Korkularımız esaretimizdir ve onlarla yüzleşmenin yolu insanın kendine güven kazanmasından geçer. Çekingenlik ve sosyal korkudan kurtuluş, özgüven kazanma üzerine macera dolu fantastik bir roman.

“O iğrenç şeyi yemeyeceksin herhalde Özge!” Özge elindeki kahverengileşmiş patateslere baktı. Gerçekten de yenecek gibi değildi ama daha önceki günlerde aldıkları da bunlardan farklı değildi ki. Kantinci her zaman ona kenarda beklettiği sandviçlerden verirdi zaten. Özge de hiç ses çıkarmadan alır, yemeye çalışırdı. Yine de arkadaşına bunun farkında değilmiş gibi davranmayı tercih etti. “Neden? Nesi var ki?” “Bir benimkine bak, bir de şunlara… Patatesler yanmış, üstelik buz gibi. Sandviç de eminim bayattır. Meyve suyuna bakayım… Tahmin etmiştim. Buna da soğuk içecek demek için bin şahit lazım.” Özge, gözleri öfke kıvılcımları saçan arkadaşına hayranlıkla baktı. Kızıl, dümdüz ışıltılı saçlarının bir yansıması gibi yüzüne serpiştirilmiş çilleri, yuvarlak çerçeveli gözlüklerinin arkasından bakan yeşil gözleri ve ufak tefek bedeniyle kendisinden ne denli farklıydı. “Boş ver…” dedi omzunu silkerek. “Benim için yeni bir durum değil ki bu. Hadi gel, voleybol maçını izleyelim.” “Ver şunları bana.” “Melis, lütfen…” Melis arkadaşının itirazını duymadı bile. Kendi elindekileri kantinin önündeki banka bırakıverdi. Sandviçi ve meyve suyunu arkadaşının elinden kaptığı gibi kantine koştu. Özge de arkasından… Melis elindeki sandviç bozuntusunu öğle teneffüsünün kalabalığından bunalmış haldeki kantincinin burnuna dayadı.Yanlışlıkla arkadaşıma vermişsiniz,” dedi seyrek saçlı, gözlüklü adama. Adam, gözlüklerinin üzerinden bir Melis’e bir de sandviçe baktıktan sonra, “Ah, özür dilerim,” dedi. “Çok yoğun olunca böyle yanlışlıklar oluyor işte. Hemen yenisini hazırlıyorum.” “Şu meyve suyunu da vereyim. Çay bile bundan daha soğuktur.” Kantincinin yardımcısı genç kız, utangaç bir gülümsemeyle meyve suyunu aldı ve buzdolabından yeni bir tane çıkarıp uzattı. “Gördün mü?” diye fısıldadı Melis, Özge’ye dönüp. “Nasıl da özür diledi. Midene yazık değil mi senin? Bedavaya mı alıyorsun? Hem bunu sen söyleyemez miydin sanki?” “Ben söylesem değiştirmezdi ki. Her seferinde böyle veriyor. Sürekli kavga mı edeceğim?” “Sana sürekli kavga et diyen yok. Hatta kavga et diyen bile yok. Az önce benim söylediklerimi sen söyleyeceksin. Yalnızca bir kez… Sonra gerekiyorsa kavga edeceksin, ki gerekmeyeceğinden eminim.” Sesini çıkarmadı Özge. Melis haklıydı haklı olmasına da, onun dediklerini yapmaya yürek isterdi. O yürek de Özge’de yoktu. Hiç üşenmeden yeniden kızarttığı patatesleri sosisli sandviçin içine yerleştirmekte olan kantincinin yüzüne çekinerek baktı. Bir daha Melis olmadan kantinden alışveriş yapmamaya karar verdi. Çünkü adam bu yapılana kesinlikle kızmış olmalıydı. Belli ki Melis’ten korktuğundan sesini çıkarmamıştı. Özge’yi yalnız bulacak olursa bunu kesinlikle ödetirdi. Okulun spor salonunda bir kenara oturmuş, bir yandan yemeklerini yiyip diğer yandan maçı izlerlerken Melis’in eleştirileri bitmek bilmiyordu. “Senin neyin var anlayamıyorum. Niçin her şeye evet demek zorunda olduğunu düşünüyorsun?” “Sorun istemiyorum.” “Peki böyle yaptığında sorunsuz yaşıyor musun?” “İçim rahat…” “Başkaları üzülmesin diye kendini üzmeyi tercih ediyorsun. Hayatında hiçbir şeye itiraz ettin mi sen?” “Hatırlamıyorum.” “Hatırlamazsın tabii. Bence hayır kelimesi senin ağzından hiç çıkmamıştır. Yuvadan beri arkadaşız. Ben hiç duymadım.” Özge arkadaşının son sözlerini duymadı bile. Tırnaklarını kemirerek sahayı işaret ederken yüzü de hemencecik pembeleşmişti. “Bak, servis atıyor.” Melis, Özge’nin kimden bahsettiğini anlayamadı önce. Sonra servis atan çocuğa baktı.

Sihirli Yüzük Zehra Tapunç Tudem Yayınları, 136 sayfa

Sihirli Yüzük
Zehra Tapunç
Tudem Yayınları, 136 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz